Afrika’nın Sömürü Tarihi 1 / Ruanda Soykırımı

Bilim çevrelerinin önemli bir kısmının, “İnsanlığın başladığı topraklar” olarak tanımladığı, siyah insanların alın terlerini sarı topraklara akıttığı ve belki de sömürü düzeninin dünya üzerinde kurumsallaştığı yer olan Afrika kıtası

Yeryüzünün yaklaşık dörtte birini oluşturan 54 ülkenin bileşeni bu kara parçası, tarihin her döneminde birçok farklı medeniyete ev sahipliği yapmış olmakla birlikte İslam ve Hristiyan dünyasının topraklarını genişletmesinde önemli rol oynamıştır.

Yüzyıllarca Firavunların yönetiminde şekillenen Mısır, Roma’nın karşısında Kartaca, Şii İslamın kuvvet bulduğu Fatımiler, batı yakasında hakimiyet süren Songay İmparatorluğu, popüler kültürün mercek tuttuğu Zulu Kabilesi, birkaç ülkenin birleştiği krallıklar, prenslikler, kılıç boyuyla taraf değiştiren uçsuz çöller, yelkovan zamanda ilerledikçe medeniyetle tanışan batının ilgisini çekmeye başladı.

Ümit burnuna selam çakan amirallerin raporlarında yazdığı, seyyahların karış karış dolaşıp zenginliklerinin farkına vardığı Afrika kıtası, ulaşımın artması ve yayılmacı ülkelerin ihtiyaçlarını dış dünyalardan karşılama isteğinin belirgin bir hal almasıyla da iç karışıklıklarla karşı karşıya kaldı.

Afrika’nın Ortasında Bir Küçük Ülke Ruanda

Yazının başında da değindiğimiz gibi sömürünün kurumsallaştığı bu topraklarda da diğerlerinden farksız, insanların bedenlerini ve zihinlerini kontrol altında tutmanın en önemli yolu bölüp yönetmekten geçiyordu.

Önce Alman sonrasında Belçika sömürüsünde kalan Ruanda da bu tedrisatın yolundan geçmiş; eğitim düzeyi ve vücutlarının daha dik, kaşları gözleri görece daha güzel olanlarına “Tutsiler” denmiş, çiftçilikle uğraşan büyük çoğunluk da, yayılmacı güçler tarafından “Hutular” olarak kodlanmıştı.

Yine 1935 yılında sömürgeci Belçika’nın yaptırdığı nüfus sayımında bu ayrım daha kalın çizgilerle çizilmiş, yapılan sığ bölücülüğe bir tutam da sınıf çatışması sosu eklenmiştir.

Bu sayıma göre; Tutsiler’in tanımı, on ve üzeri büyük baş sahibi olanlar şeklinde netleşirken ondan daha az büyükbaş hayvana sahip olanlar Hutu, son olarak da nüfusun yüzde biri kadarını oluşturacak da, hiç büyükbaş hayvana sahip olmayan Twa kimliği netleştirilmiştir.

Ayrışma Gün Yüzüne Çıkıyor

Ülke nüfusunun yüzde on beşlik kısmını oluşturan ve ekonomik seviye, eğitim seviyesi, görünüm gibi soyut değerlerle toplumun diğer kesiminden ayrılan Tutsiler, uzun yıllar Belçika hükümetlerinin de desteğiyle Ruanda ’da hakimiyeti elinde bulundurdu.

1959 yılına gelindiğinde ise, Hutular yönetimdeki Tutsilere karşı ayaklanmış, kanlı çatışmaların ardından binlerce kişi hayatını kaybetmiş ve yüzbini aşkın Tutsi komşu ülkelere iltica etmek zorunda kalmıştır.

1960 yılında seçimleri Gregorie Kayibanda önderliğinde kazanan Hutu partisi, (Parmehutu) ülkedeki sayısal varlığını siyasal olarak da dikte etmiş ve Ruanda tarihinde ilk kez söz hakkını Tutsilerin elinden almışlardır.

1962 yılına gelindiğinde de Gregorie Kayibanda önderliğinde bağımsızlığına kavuşan Ruanda, Belçika sömürü yönetimine son vermiş olup Tutsilerle yayılmacıların arasındaki illiyet bağını da ortadan kaldırmış oldu.

Ruanda da Hutuların Egemenliği Başlıyor

1973 yılında gerçekleşen askeri darbe sonucu ılımlı bir Hutu olan Juvénal Habyarimana iktidarı ele geçirdi. Tüm siyasi faaliyetleri yasaklayan Juvénal Habyarimana, diğer yandan da Tutsilerle barış Başkan Habyarimana’nın uçağı vuruldu ve Habyarimana öldü. Bu olay soykırımı başlatan olay olarak tarihte yerini aldı.

Bir gün sonra ülkede başlayan olaylarda 10 Belçikalı Birleşmiş Milletler askeri öldü ve sonrasında 2.500 kişilik Birleşmiş Milletler barış koruma gücü ülkeden geri çekildi. Bu da sonrasında yaşanacak olan her şeyin aslında önsözü niteliğindeydi.

Bir İnsanlık Suçu, Soykırım

Radikal Hutu grubu Interahamwe ile bir takım devlet güçleri ülkede geniş çaplı bir soykırıma girişti. İletişim araçlarıyla körüklenen olaylar, yüz günü bulmadan bir milyona yakın Tutsi ve barış görüşmelerine sıcak bakan Hutu’nun hayatına mal olmasıyla sonuçlandı.

Ülkede gasp, tecavüz olayları normal bir hal alırken, sokaklar Tutsilerin cansız bedenleriyle çevreleniyordu. Ülke ağır bir buhrandan geçiyor, Belçikalıların ayrıştırdığı kimlik sebebiyle bir milyona yakın insan hayatından oluyordu.

Yargılamalar

Bir dönem Uganda da bulunan, Ruanda’nın halihazırdaki başkanı Paul Kagame, Ruanda Vatansever Cephesi ile ülkede kontrolü sağladı ve çatışmaları yatıştırdı. 120.000 kişi soykırıma katıldığı gerekçesiyle tutuklandı. Birleşmiş Milletlerin desteğiyle yüksek mahkemeler kuruldu, tutuklular yargılandı ve ceza aldı.

1994 yılında dünyanın modern döneminde gördüğü bu en büyük mezalim maalesef bugün dahi dünya kamuoyundan yeterli ilgiyi bulamadı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir