Yüküm Dünyaya Yakın

Yükünün dünyaya yakın zamanlarından geçmişsindir sen de…

Orta halli bir öğrenciydim. Ne doksanbeş aldım diye ağlayanlardan ne de sıfırcılardan… Geçecek kadar alıyordum işte. İlkokuldan çıktığımda, babamın elimden tutup götürdüğü ortaokul gözümde kocaman olmuştu. Büyük ablalar, abiler havalı havalı dolaşırken… Benim payıma da kocaman okulun tahta sıralarında şımaranların arasına yazılmayacak kadar uslu olmak düşmüştü. Yine aynı sakinlikle geçen lise yıllarımda en büyük çılgınlığım iki ders boşluğunda hızla Alsancak’a gidip aynı hızla son derse yetişmekti.

İki saatini yolda geçirdiğim sıkıcı dershane günlerinden sonra üniversiteyi kazanmıştım. Daha önce adını sadece televizyonlardan duyduğum gülü, halısı ile meşhur ilin zamanında üniversite kuralım da geliştirelim dedikleri (tabii bu benim fikrim) ilçelerinden birini kazanmıştım. İlk defa ailemden uzak yaşayacaktım. Tabii bunun hiç farkında değildim. Koşa koşa eksikleri tamamlıyor, heyecanla hazırlanıyordum. Yine babamla gidecektik. Tek fark, artık o elini tutup ortaokula götürdüğü kızı artık büyümüştü.

Bütün hazırlıklar bitmişti artık sadece okula kaydı yaptırıp okul başlayana kadar evi bulup yerleştirmek kalmıştı. Yerleştirmek dediysem, bir çekyat, bir halı, bir masa… Kıyafetlerimi falanımı filanımı tıktım valize, artık hazırdım. Ve o gün geldi çattı. Garaja doğru çıktık yola çekirdek ailemle. Komşumuz götürecekti bizi, babam gazını koyarız dese de olur mu bizim de kızımız diye itiraz etmişti Günay amca. Garaja kadar bıcır bıcır oda sadece bana kaldı diye mutlu olan kardeşim, üniversite hayaliyle yanıp tutuşan ben, duaları elinde tesbihi ile bana her zaman destek annem, havadan sudan muhabbetlerle babam ve komşumuz çıktık yola.

Annem ve kardeşim bizimle gelmeyecek onlar komşumuzla geri döneceklerdi. Otobüs saatini beklerken, babamla dışarı çıktığımız zamanlarda mutlaka yaptığımız bir şey vardı. Düğünlere falan gittiğimizde babamın iki kaş hareketiyle dışarıda bulurduk kendimizi. Sucuk ekmek yapan yer arardık her seferinde de bulurduk. Yine öyle oldu, bir de çay söyledik yanına, sohbet, muhabbet…

Ayrılık saati geldi çattı. Öptük koklaştık bindik otobüse tabİi benim kelebekler hala uçuş uçuş. Yerimizi aldık, cam kenarı benimdir her zamanki gibi. Oturur oturmaz bakındım neredeler diye bir de ne göreyim ikisinin de gözleri yaşlı. İşte o an anladım onlarsız geçireceğim yıllar vardı önümde. Isparta’ya kadar gözümün önüne geldikçe annem ile kardeşim ağladım hep.

Tam ortasından bir cadde geçen sağlı sollu müstakil evleri olan kiraz bahçeleri, gül bahçeleri ile kayalardan oluşan dağların arasına sıkışıp kalmış bir ilçedeydi okulum. Sabahın köründe inmiştik haliyle tabiri caizse inler cinler top atıyordu. O uzun caddeyi tedirgin adımlarla yol alırken, babam dönüp bana “İstersen dönelim.” dedi. İki saniye durdum sonra karşımızdan gelen bir baba kızı daha görünce su serpildi yüreğime “Yok baba okucam ben burda.” dedim. Ki o kız ev arkadaşım oldu. Ağlarken başladığım üniversite hayatım edindiğim dostluklar sayesinde onlardan ayrılırken de ağlaya ağlaya bitmişti. Elektrik, su faturalarını kendimin ödediği bir evim, annem babamın –hadi çalış artık– söylemleri olmadan da geçmek zorunda olduğum derslerim sayesinde ayaklarımın yere bastığını hissettiğim yıllardı bu yıllar. Anlat anlat bitmez üniversite yılları. Erkeklerin nasıl askerlik hatıraları varsa benim de bir o kadar üniversite hatıralarım var. Yüzümü gülümseten… Hala devam eden dostluklarım var.

Hazır okumaktan, üniversiteden bahsetmişken halen okuduğum bölümden bahsedicem. Evet, ilk üniversitemi öyle çok bilinçli seçmediğimi kabul ediyorum. Mezun olunca en iyi iş imkânı bu bölümde dediler. Yazdım ve okudum. Çok şükür severek yaptığım bir işim var. Ha ne diyordum. Memur olabilmek için gitmiş olduğum dershanedeki tarih öğretmenim sayesinde tarihi sevdim, lisede beni tarihten soğutmalarına rağmen. Be dedim ki ben bir tarih öğrencisi olmalıyım. Öğrenilecek o kadar çok şey vardı ki… Derinlerine indikçe kapı kapıyı açıyor derin bir nefes çektiğinde aldığın huzuru da tarihi severek okuyanlar anlar. Tarih öğrencisi oldum evet ama sanırım uzun süre öğrenci kalacağım. Osmanlı Türkçesi (Osmanlıca) sağolsun.

Osmanlıca deyince en başta yazdığım cümleye geri döneceğim. Yüküm dünyadan ağır demişti Haluk Levent. Bakımını üstlendiği, Cerrahpaşa Hastanesi’nde tedavi gören Beyzanur için doktorları “Haluk Bey, bu kızı gözden çıkartın.” dediklerinde… Zaten o sırada yaşadığı sıkıntılı günlerinin üstüne bir de Beyzanur’un bu durumu karşısındaki halini anlatmak için  “Omuzumda iz bırakma yüküm dünyaya yakın” demişti. Ve Osmanlıca’da “Gözden çıkartılan kadın” anlamı taşıyan “Elfida” olsun dedi bu şarkının adı. Belki tam birebir anlamını karşılamıyor ama bir kavram olarak çok uyuyor dedi soranlara. Şimdi Beyzanur aramızda değil fakat kardeşi Elfida bizimle. Buyurun o şarkıyı bir de böyle dinleyin.

Yüzün geçmişten kalan 
Aşka tarif yazdıran 
Bir alaturka hüzün 
Yüzün kıyıma vuran 
Anne karnı huzur 
Çocukluğumun sesi 
Senden bana 
Şimdi zamanı sızdıran 

Şımartılmamış aşkın 
Sessizliğe yakın 
Kimbilir kaç yüzyıldır 
Sarılmamış kolların 
Sisliydi kirpiklerin 
Ve gözlerin yağmurlu 
Yorulmuşsun 
Hakkını almış yılların 

Elfida 
Bir belalı başımsın 
Elfida 
Beni farketme sakın 
Omzumda iz bırakma 
Yüküm dünyaya yakın 
Elfida 
Hep aklımda kalacaksın 

Elfida 
Sen eski bir şarkısın 
Elfida 
Beni farketme sakın

Omzumda iz bırakma 
Yüküm dünyaya yakın 
Elfida 
Hep aklımda kalacaksın 

Şımartılmamış aşkın 
Sessizliğe yakın 
Kimbilir kaç yüzyıldır 
Sarılmamış kolların 
Sisliydi kirpiklerin 
Ve gözlerin yağmurlu 
Yorulmuşsun 
Hakkını almış yılların 

Elfida 
Bir belalı başımsın 
Elfida 
Beni farketme sakın 
Omzumda iz bırakma 
Yüküm dünyaya yakın 
Elfida 
Hep aklımda kalacaksın 

Elfida 
Sen eski bir şarkısın 
Elfida 
Beni farketme sakın 
Omzumda iz bırakma 
Yüküm dünyaya yakın 
Elfida 
Hep aklımda kalacaksın.

Bu hikayeyi ilk duyduğumda zaten sevdiğim Haluk abime sevgim daha da artmıştı. Haluk abi hala devam ediyor insanların yüzünü güldürmeye, çocuklara moral saçmaya. Şimdilerde ben de Haluk abimin başkanlığında Ahbap Platformu’nun bir üyesiyim gururla. Bunu da dipnot geçeyim istedim gururla…

Sevgiler… Zeyno

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir