Yüklen

Dakika 76. TT Arena Stadı hınca hınç dolmuş, hep bir ağızdan şampiyonluk şarkıları söylüyor. Genç Basri 45+2’de topu ağlarımıza yollamıştı. Basri gerçekten kıskanılacak bir çocuktu. Galatasaray’ın hocası Tuchel, adam kazanmasını iyi biliyor ve bizi zorluyordu. 5 sene üstüste şampiyon olduk ancak takım 2 senedir yoğun fikstür sebebiyle deplasmanda puan bırakmaya çok üzülmüyordu. Mesut ve Oguzhan kazandıkları sayısız başarılar sebebi ile doymuş, diğer gençleri istediğim gibi ateşleyemiyorlardı.

76. dakikada 1-0 gerideydik Galatasaray karşısında. Sahanın kenarında ateşli bir şekilde takıma sakin ve seri olmalarını söylüyordum. Ancak Oguzhan’ın top kayıpları takımı 30 metre geri koşturduğundan rakibe baskı kuramıyorduk. Atiba kulağıma, Oğuzhan’ı çıkartalım, orta sahaya Kerem’in yanına yapılı ve gelecek vadeden 22 yaşındaki Kaya’yı alalım, direnci kıralım dedi. Fakat gözüm hep Ezinho’da. Geçen yaz 2 hafta Brezilya’ya, sadece onu izlemek için gitmiştim. Sao Paolo’da enfes oynuyordu. Rakiplerden hızlı davranarak yaklaşık 6 milyon’a transfer etmiştik. Fakat Ezinho alışma problemi çekiyordu. Sabırsız kalabalıklar ceza sahasında kaybedilen toplara benim gibi bakamıyordu. Bizim deli oğlan da geçen hafta Altay maçında oyundan çıkarken kendi taraftarımız tarafından ıslıklanmış bir de pişkin pişkin ben buradayım, işareti yapmıştı.

Taraftar sevmiyordu Ezinho’yu ama o kilidi çözebilirdi. 78’de taça çıkan toptan sonra Atiba’ya Ezinho, dedim. Bir süre dondu kaldı ardından kendine gelerek Ezinho’yu çağırdı. 82’de Mesut’un yerine oyuna dahil oldu. Gizleyebilidiğim heyecanımı yansıtmamak adına maça “genel bakış” atıyordum. Ancak takım elbisemin kravatı “mouse”a değiyor ve kırışıyordu. Aldırış etmedim.

Ezinho oyunu hareketlendiriyor ve puan tablosu 7.4’e kadar çıkıyordu. Artık son dakikalara gelinmişti. En azından beraberlik çıkmalıydı. Miguel De Marcos’um sağdan içeriye kat ederken Galatasaraylı Karsten tarafından yerde kalınca, kaleyi yandan gören tehlikeli bir serbest atış kazandık. Topun başına kadife ayaklı Kerem geçti. Kerem, “mdo“yu baba mesleği gibi yapıyordu. Altınordu’dan direkt klube katmıştım onu. Hep terlikle gezdiği için ona takunya, diye seslenirdim. Sahanın kenarından takunya yap şunu diye bağırdım.

Kerem topun başında arka direğe ortaladı topu. En arkada 1.67’lik Ezinho’nun ayaklarına geldi top. Vur diye haykırdım. Ezinho topu içeri çekti. Şut açısını kaybetti bir daha çekti. Sağ ayağını kaldırdıktan sonra vurur gibi yapıp çekecekken, Galatasaray’ın tecrübeli defansı Silvio zarif bir hareketle Ezinho’dan aldı topu. Bizim oğlan kendini yere bıraktı. Hakem devam dedi. 1 dakika sonra TT Arena’ya coşku hakim olmuştu. Ben –alışkanlığımdır- hemen soyunma odasına döndüm. Kafamı kaldırdığımda Başkan’ın donuk bakışlarına maruz kaldım.

Galatasaray 2 puan önümüze geçmiş ve son 4 haftaya lider girmişti. Bizim ise 34. Hafta dışarda Fenerbahçe ile oynuyor oluşumuz onlar için şampiyonluk sevincine eş değerdi. Ne olursa olsun takımı yalnız bırakmamalıydım. Alt delete benim gibi bir futbol adamına yakışmazdı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir