Yine Kurultay Yine Kılıçdaroğlu

Cumhuriyet Halk Partisi 36. Olağan Kurultay’ını geçtiğimiz hafta içerisinde gerçekleştirdi. Yapılan oylama da Kemal Kılıçdaroğlu delegelerden toplam 790 oy alırken, Muharrem İnce ise 447 oyda kaldı. Bu da demek oluyordu ki CHP, yoluna bir kez daha Kemal Kılıçdaroğlu ile devam edecek… Öncelikle şunu belirtmek istiyorum ki Kemal Kılıçdaroğlu’nu insan olarak çok severim. Gerçekten şu kirli siyasi düzenin içerisinde “temiz” kalmayı başarabilmiş ender siyaset adamlarından birisidir. Öyle iyi niyetli ve temiz bir adamı siyasetin içinde, her ne pozisyonda olursa olsun, görmek şahsen beni mutlu ediyor. Gelgelelim CHP’ye katıp katamadıklarına… İlk geldiği zaman gerçekten de gözle görülür bir hava katmıştı partiye. Daha insanları kucaklayan, karşı tarafa saldırır tarzda değil, daha itidalli açıklamalarla tüm insanların sevgisini kazanmayı başarmıştı. Partinin oy potansiyelini de belirli oranda yükseltmeyi başarmıştı. Ancak seneler geçip, seçimlerde üst üste aldığı ağır yenilgiler sonrasında, kendisinin de bir hayli yıprandığı belli oluyordu. Parti içerisinde kan değişikliğine gidilmesine dair sesler bir hayli yükselmeye başlamıştı. Oy anlamında istenilen yere gelemedikçe, Kılıçdaroğlu formülü, dümeni biraz daha “sağ”a doğru kırmakta bulmuştu. Parti çizgisini biraz daha orta soldan, sağa doğru yaklaştırmaya başlamıştı. Bu sefer sağ seçmenden oy alacağım derken, kendi kemik seçmeninden fire vermeye başladı. Her zaman söylerim, bu ülkede en zor şeylerden birisi Cumhuriyet Halk Partisi genel başkanı olmaktır. Ve yine benim görüşüm oy nasıl arttırırım, sağa mı yanaşsam, yok milliyetçi söylemleri mi arttırmaktan ziyade, parti ismini hatırlamalı, en kısa zamanda “Halk” partisi olduğunun farkına varmalıdır. CHP’nin geleceği kendi özündedir. Kendi özündeki “devrimci” kandadır. Cumhuriyet Halk Partisi, oy alabilmek için kendi ideolojisini değiştirmez. Cumhuriyet Halk Partisi, işçi sınıfının, alt sınıf diye tabir edilen insanların partisi olmalıdır. Tekrar bu denli insanların sorunlarına inebildiği sürece eski gücü kuvvetine ulaşacaktır…

Bir de Muharrem İnce hakkında birkaç kelam etmek istiyorum. Evet, kan değişimi açısından birçok kişinin desteklediği bir aday kendisi. Muharrem İnce’yi de her zaman beğenmişimdir. Çünkü o da, adaletsizlik karşısında konuşmayı, taşın altına elini koymaktan çekinmeyecek tarzda bir insandır. Kendisi gelse, evet Kılıçdaroğlu’nun ilk geldiği gibi bir etki yapacağına, kan değişimi sayesinde oyları biraz daha yükselteceğine eminim. Hatta “muhalefet” kelimesinin karşılığını bu ülkede en güzel verecek insanların başında geleceğine de eminim. Ama benim için isimlerden öte, fikirler önemlidir. Muharrem İnce de gelmiş olsaydı da, hedef olan CHP’nin tek başına iktidarlığa taşıyacağına şahsen inanmıyordum. Hep belirtiyorum, CHP adı üzerinde “Halk” partisidir. Halka inebildiği kadar, halkın sorunlarını, işsizliği, eşitsizliği giderebildiği kadar destek görecektir halktan. Amaç nispeten daha tuzu kuru olanların desteğini almak değil, İç Anadolu’dan, Doğu Anadolu’nun en ücra köşesine kadar yaşayan insanın yanında mısın, onların derdine ne kadar inebiliyorsun? Asıl amaç buradadır işte… Seçim zamanı yapılan mitinglerde seçilen illerde tek bir Doğu ilçesi yok. Bu mudur halkın partisi olmak? O yüzden Ahmet, Mehmet, Hasan isim değil, görüşe takılın. Evet, Kılıçdaroğlu belirli kısa dönemler dışında beklentimi karşılayamadı. Kendisinden beklediğim, en başından beri “Adalet Yürüyüşü” sırasındaki kararlılığı, halkla bütünleşmesi ve mücadelesiydi. En başından beri bu performansı sergilemiş olsa, emin olun insanlar da, yani bu halk peşinden gelmeye devam ederdi. Haksızlıklar karşında çok daha fazla sesini yükseltmeliydi… Yıl oldu 2018, CHP bir kez daha statükoya yenik düşmüş oldu. Kemal Kılıçdaroğlu’nun devam etmesi demek; aynı tas, aynı hamam söyleminin bire bir karşılığı olacak demektir. Gönül ister ki tüm medya karşısında çıkıp, yumruğunu masaya vurarak; “Yaptığım hataların farkındayım. Bu partiyi tekrar eskisi gibi ‘devrimci’ kökenine indireceğim” ancak bunun bir ütopya olduğunun farkındayım. O yüzden, ne zaman ki az önce bahsetmiş olduğum görüş ve söylemlerle birlikte genç, dinamik bir insan CHP’nin başına gelir, işte o zaman eski günlerine kavuşmuş olur…

Kalbimizdesin Özgecan

      İnanın bu konuyu tekrar hatırlamak/hatırlatmak, olayın nasıl yaşandığını hayal etmek bile çok canımı acıtıyor. 11 Şubat 2015 tarihinde güzel kızımız Özgecan Aslan, okuldan çıkıp evine dönmek için minibüse binmişti ki, bu onun son yolculuğu oldu. Evine dönmek için bindiği minibüste tek kalan Özgecan kızımız, minibüs şoförünün her zamanki güzergahtan gitmediğini fark edince, bir terslik olduğunu anlamış ve şoförle tartışmaya girmişti. Gittiği güzergahı değiştiren ve arabayı durdurup kendisine tecavüz etmeye kalkışan cani, kendisine karşı konulmaya başlanınca hiç acımadan defalarca Özgecan’ı bıçaklamış ve demir çubukla kendisini öldürmüştü. Daha sonra cesetten kurtulmak için babası ve arkadaşından yardım isteyip, cesedi ormanlık bölgeye götürerek benzinle yaktı. İnanın şu an bunları yazarken ellerim titreye titreye yazıyorum. Böylesine cani insanlarla aynı ülkede nefes almaktan dolayı iğreniyorum doğrusu… Emin olun bu ne ilk, ne de son cinayet. Günümüzde, özellikle kadın cinayetleri hiç azalmadan devam ediyor. Bu olayı açıklamak için cehalet veya başka kelimeler az geliyor. Ne kadar ağır cezaları olsa da, hala günümüzde hiç azalmadan buna benzer olaylar yaşanmaya devam ediyor. Kaybedecek bir şeyi olmayan insanlar, bu dünya için en tehlikeli olan insanlardır. Karşılığında en ağır cezayı alacağını bildiği halde hiç çekinmeden insan öldürmeyi göze alabiliyor veya çok rahat tecavüz etmeye kalkışabiliyorlardı… Çok yazık… Bu kadar hayatından vazgeçmiş insanların olduğu bir ülkede, insanın can güvenliği de her zaman tehdit altındadır. Burdan bir kez daha Özgecan kızımıza Allah’tan rahmet, sevenlerine baş sağlığı diliyorum.

 Zeytin Dalı

         Ülke güvenliğini korumamız adına başlattığımız Zeytin Dalı operasyonunda neredeyse bir ay olmuş olacak. Kendi sınırımıza yakın yerlerin güvenliği sağlanması açısından operasyon bir hayli başarılı gidiyor gibi görünse de, sonuçta bu bir savaş. Savaş içerisinde düşmanları/teröristleri öldürmek kadar, maalesef ki şehit vermek de var. Afrin bölgesinin daha içlerine doğru ilerlemeye devam edersek eğer şehit sayımız oldukça artacağı aşikar. Burada sorgulanması gereken durum, Afrin’i tamamen ele geçirmeye çalışmak mı, yoksa sınır güvenliğini sağlama alıp, tampon bölge oluşturmak mı? PYD’li teröristlerin uzun bir süredir Afrin bölgesine konuşlandığı ve burasını avucunun içi gibi bildiği biliniyor. Şehrin her yerini kazarak birçok, kendileri adına, güvenli yerler/mağaralar ve çukurlar kazdığını da biliyoruz. Öncelikle Allah bütün Mehmetçiğimizin yanında olsun. Onlara güç kuvvet versin. Hem kış şartlarında, hem de düşmanın kendi iyi bildiği, özellikle de engebeli bir arazide savaşmak iki kat zordur. Ama bu güvenli tampon bölge oluşturulması ve kaç kilometrelik bir alanda oluşturulması, Afrin bölgesinin ne kadar daha içerisine girilecek konuları oldukça ciddi konulardır. Birçok uzmanın bir araya gelip, en doğru kararı alması gerekmektedir. Konu vatan birliği ise, şehitlik bu uğurda en kutsal mertebedir; ancak bir de göz göze hata yapmak, verilecek zaiyatın artmasına yol açacaktır. O yüzden tekrar tekrar söylemek gerekirse; Afrin bölgesinde nereye kadar gidilecek ve güvenli tampon bölgenin tam sınırları neresi olacak, bunları gerekirse 10 kere 100 kere hesaplanmalı, ona göre en doğru karar verilmelidir. Ama unutulmasın ki bu ülke halkı, her durumda mehmetçiklerimizin sonuna kadar arkasındadır…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir