Aylar, yıllar geçiyor ama Sivas’ta tarih hala 2 Temmuz 1993. Olayın yaşandığı tarihte ufak bir çocuktum. Dolayısıyla ne kadar büyük bir facianın yaşandığını algılayamıyordum. Seneler geçtiğinde, yaşımız büyüdüğünde, o gün Sivas’ta yaşanılanları daha ayrıntılı okuyup araştırmaya başladığımda fark etmeye başladım ki, bu ülkede gerçekleşen en büyük katliamlardan birisiymiş Sivas.

Düşünebiliyor musunuz 33 can diri diri yakılarak can verdi. Ve bu olaylar yaşanırken binlerce insan(!) bu olayı izliyor ve bu yaşananlardan zevk alıyordu. Hatta bu olayı iyice ileri götürüp, bunun cehennem ateşi olduğuna kadar inanıyorlardı. Bu ülke insanlarının geninde var; kendi görüşünde olmayan, hele ki dini inançlarının zayıf olduğunu düşündükleri insanlara karşı nefret duygusu…

Hadi diyelim o yıllarda dinde bağnazlık boyutundaki insanlarımızın sayısı fazlaydı, okuma oranı daha düşüktü, yıl oldu 2018, sizce çok mu geliştik?

Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne katılmak için çeşitli şehirlerden Sivas’a gelen birçok aydın ve sanatçımız vardı. Şüphesiz ki bu organizasyonda en çok dikkat çeken katılımcı Aziz Nesin idi. Zaten halkın bu kadar galeyana gelmesinde en baş hedefteki isimdi Aziz Nesin.

Sivas’taki kalabalık 2 Temmuz olmadan iki gün önce yapılan haberler ve konuşulanlarla kendilerini doldurmaya başlamışlardı. Özellikle Aziz Nesin’in çevirisini yaptığı “Şeytan Ayetleri” kitabından bahsedilmişti. Tehlike iki gün öncesinden geliyorum diyordu adeta. Ama kim bilebilirdi ki böyle bir olayın yaşanabileceğini…

Ne olduysa kılınan cuma namazından sonra olmaya başladı. Namaz sonrası toplu bir şekilde yürüyen halk “Sivas laiklere mezar olacak” sloganları atarken, şehre yeni dikilen “Halk Ozanları” heykelini yıkarak, eylemlerini arttırmaya başlamışlardı. Kalabalık büyüyor, sesler yükseliyordu, bir şeylerin geleceğini adeta bas bas bağıyordu ama yaşanabilecek olayların önüne geçilebilmesi adına herhangi bir önlem alınmıyordu.

Yıkılan heykel organizasyonun yapıldığı otelin önüne getirilmiş, hiçbir aşamada dağıtımı sağlanmamış on beş bin kişi aracılığıyla yakılmıştı. Kalabalık güruh her geçen dakika slogan ve tepkilerini arttırıyor, bununla birlikte otelin camlarını da kırıyordu.

Ne oluyorsa işte bu anlarda oluyordu. Kalabalığın içerisinden çıkan birisi otelin birinci katına tırmanarak ateşin ilk kıvılcımını başlatıyordu. Yanan ateşle birlikte alev almaya başlayan otel, dakikalar ilerledikçe yanmaya başlıyordu. Kente çağrılan takviye ekipler geç geliyor, gelenler de yeterli olmuyordu. Hepimizin bildiği üzere masum 33 can, orada diri diri yakılarak can veriyordu. Olayların ana hedefinde yer alan ve belki de toplanan kalabalık tarafından ölmesi en çok istenilen Aziz Nesin mucizevi bir şekilde olay yerinde can vermekten kurtuluyordu…

Olayın yaşanıldığı tarihte cumhurbaşkanı seçilen Süleyman Demirel’in yerine geçip DYP Genel Başkanı ve başbakan olan Tansu Çiller katliam sonrası, “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir” açıklamasıyla adeta büyük bir skandala imza atıyordu.

Dönemin cumhurbaşkanı ise olayın münferit olduğunu ve olayın Alevi-Sünni çatışmasına dönüşmediğini belirterek, yaşanan olaya değil farklı bir tarafa vurgu yapıyordu. Hatta bununla yetinmiyor “Olay münferittir, ağır tahrik var. Bu tahrik sonucu halk galeyana gelmiş. Güvenlik kuvvetleri ellerinden geleni yapmışlardır. Karşılıklı gruplar arasında çatışma yoktur. Bir otelin yakılmasından dolayı can kaybı vardır” sözleriyle Tansu Çiller’in ardından başka bir skandal konuşmaya imza atıyordu.

Yine dönemin İçişleri Bakanı olan Mehmet Gazioğlu ise skandalı sürdürüyor ve Aziz Nesin’i suçluyordu. “Aziz Nesin halkın inançlarına karşı bilinen tahriklerine halk galeyana gelerek tepki göstermiştir” sözleriyle olayı adeta hafif yaşanan bir tepki gibi gösteriyordu.

Hepiniz biliyorsunuz aslında orada olanları. Orada olayın yaşanmasına sebep olan insanların düşünce yapısını. Ama insanın asıl canını yakan; cumhurbaşkanı, başkaban, bakan düzeyine gelmiş insanların dahi basit bir olaymış gibi göstermeleri.

Bir de gelelim olay kadar skandal olan, katliam sonrası mahkeme süreçlerine… Aziz Nesin adeta olayın yaşanmasında baş hazırlayıcı olarak gösteriliyordu. Kesinlikle örgüt olmayan veya tahrik sonrası galeyana gelinen bir olaymış kararına varılıyordu.

Katliama sebep olanlara verilen; on beş, yirmi yıllık “komedi” sayılabilecek hapis cezaları vardı. Yıllaryılı temyizler, davalar, müdahil avukatların talepleri derken dava yıllarca devam etti. 20 yılı aşkın süredir devam eden Sivas Katliamı Davası zaman aşımı gerekçesiyle kapatılıyordu. Katliam sonrarı yakınlarını kaybeden birçok aile insanlık suçlarında zaman aşımının kaldırılmasını talep ettiyse de hiçbir karşılık bulamadı…

Benim gibi milyonlarca insanın yüreği hala kanıyor. Ne zaman yaşananlar aklıma düşse kötü oluyorum. Böyle bir olay herkesin gözü önünde nasıl yaşanır hala aklım havsalam almıyor. Ben yaşadığım sürece bu katliamı asla unutmayacağım ve unutturulmasına izin vermeyeceğim. Bu yaşananlar hiçbir zaman unutulmayacak ki, yaşadığımız bu utanç verici vahşetten ders alması gereken kim varsa alacak. O olay gününe ait vicdan azabı çekmesi gereken kim varsa da çekecek…

 

Güneşin ak yüzüne bir duman çöktü

Bir türkü çığlıkla ateşe düştü

Kuytu bir köşede bir çiçek küstü

Döktü yaprağını boynunu büktü

 

Şu Sivas’ın elinde sazım çalınmaz

Güllerim yandı yüreğim dayanmaz

 

Kararmış yüreğin hiç ışığı olmaz

Bilmez misin ki türküler yanmaz

Günü gelir sanma hesap sorulmaz

Dayanır kapına Pir Sultan ölmez

 

Şu Sivas’ın elinde sazım çalınmaz

Güllerim yandı yüreğim dayanmaz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir