Yeni Türkiye’nin Yeni Canavarı : Cahilliğin Legalitesi

Özellikle son dönemlerde her alana hakim olan ve hükümranlık süren bir terminoloji ile karşı karşıyayız. Cehalet… Ve cehalet her zamankinden daha güçlü…. Maalesef okuyan zihinlerin değil, bağıran kafaların kazandığı bir zemin oluştu. Belki tarihin her döneminde bu böyleydi diye söylendiğinizi duyar gibiyim. Katılıyorum. Ancak 21. Yüzyıl imkanlarında bu kabul edilebilir bir tutum ve duruş değil. Bilgi çağında bilginin kifayetsizliği ülkemizin ana omurgasını oluşturuyor. İşin kana en çok dokunan kısmı da cahilliğin legalitesi kademe kazanmaya devam ediyor.

Sokaklarda herkes her konuda konuşabilme cesaretini kendinde bulabiliyor. Konuşabilme cesareti takdire şayan bir alışkanlık gibi gelebilir ilk başta. Ancak bu durum büyük bir tehlikenin de hücum borusu… Doğru bilginin muhafızı bir topluluktan ziyade, kazanmanın egosunu yaşamak isteyen rasyonallikten uzak hedonist bir yığın oluştu. Kimse neyi ne için yaptığını bilmeden hareket ediyor. Ancak amacını dahi saptayamadığı bu içgüdüsel tavırlar için adam öldürecek motivasyondalar. Bu adeta sonun başlangıcı… Rayların üzerindeyiz. Trenin farları gözümüze vuruyor. Raydan çekilebilsek hayatta kalacağız. Ancak bu ufak refleksi dahi yapmaktan aciz bir tavır sergiliyoruz.

İyi şeyler söyleyemediğim için özür diliyorum. Ancak yaklaşmakta olanlar anlattıklarımdan daha acı… Belki nasıl böyle olduk diye soruyorsunuz. Sizce de nedeni açık değil mi? Bu cahilliğin asıl nedeni hislerimizi kaybetmemizden ileri geliyor. En son ne zaman sıcak bir hissiyatı dijitalleşmiş gövdemizde hissettik? Kanımız en son ne zaman mutlulukla karıncalandı? Birbirimizi hissetmeyi unuttuk. Dertlerimizi dert edinmeyi unuttuk. Her şey materyalleşti. Maddeler bünyemize hakim oldu. Hem de kazandıkça kaybettiğimiz o maddelere yenildik.

İnanç kavramı da ayrı bir muamma… Yaradan inancının başat olduğu bir toplumda inançsızlaştık. Birbirimize inanmayı başaramadığımız distopik günlerde, yaradana nasıl inanabiliriz? Sözde bir inanç var. Çoğunluk yaradana inanıyor. Ancak hayatımıza sirayet etmeyen tablet öğretiler, zihnimizden çıkmayı başaramıyor. Sözde inancımız bizi vahşileştiriyor. Liderlik savaşında liderler değil, tanrı silüetleri peyda oluyor. Tanrı silüetleri yolunda tanrıdan her geçen gün uzaklaşıyoruz. Birbirimizi kırıyoruz. Bütünlüğümüzü yok ediyoruz. Yüzlerce bölüğe ayrılıp kavga etmekten haz alır hale geldik. Övündüğümüz manevi değerler, anlamlarından fersah fersah uzaklaştı. Şu an bu manevi değerler tanrı silüetleri tarafından  birer korku unsurlarına çevrildi. Ancak bu korku unsurlarına tabi olmazsanız, pusuda bekleyen cehalet canavarı gövdenizi parçalamak için hazır bekliyor. Çünkü cehalet legalleşti ve tanrı silüetlerinin güdümündeki cehalet canavarı çok güçlü…

“En hakiki mürşid ilim” değil artık. Ya da “ Düşünüyorum öyleyse varım” kavramı yok oldu. Göründüğümüz kadar varız. Tabi sadece sosyal medyada…  Sonun başlangıcını dahi göremeyecek kadar kör olduk, cehaletin sopası gözümüze girdiği için. Ümidimiz de cehaletin büyüdüğü oranda yok olma evresinde…

En azından idrak yeteneğini kaybetmemiş kişiler olarak ayağa kalkmaz isek sonuçlara da katlanmak durumundayız. Gelin hep birlikte ayağa kalkalım, gerçekleri duyuralım. Tekrar hissetmeye başlayalım, sevgiyi hatırlayalım. Birlik olmanın gücünü yaşayalım. Ama vazgeçmeyelim. Bilginin gücünü efsunlanmış yığınların azgınlığına kurban etmeyelim.

Özgen Demir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir