Yazar Yazamayan

Bahar rüzgarları gökleri serinletirken, manolyalar menekşelere küsmeden açıyordu. Çılgın kalabalıklar şehri bir doldurup bir boşaltıyor, sigara dumanları ciğerlere bayram katıyordu. Tunalı’ya giden zengin züppeleri Karanfil hippileriyle dalga geçiyor, öğrenci yığını Sakarya barlarında buluşuyordu. Yaşlı kadın zayıf köpeğe simidinden bir parça bölerken, zabıtalar simitçiye yeri öptürüyordu.

Amansız kalabalığın arasında yürümeye çalışan Yazar, kimlik kontrolünden kaçıp evine ulaşmanın bir yolunu arıyordu. Her takıldığı kontrolde dalga geçen polislere güceniyor ancak laf söylemeye cesaret edemiyordu. Bir laf edecek olsun dayak yemekle kalmayıp nezarethanede de uzunca bir vakit geçireceğini biliyordu. Kalp hastası dedesinin bu olayı kaldıramayacağı günbegün ortadaydı. Bundan dolayı elinden geldiğince gülümsüyor oradan uzaklaşmaya çalışıyordu.

Ne kara talihtir ki;

Dalga geçen polislerin yanında bekleyen bir yığın oluyor, onlar da dalgaya katılıp Yazar’ı yerin dibine sokuyorlardı. Bu zamanlarda Yazamayan, soyadını taşıyan babasına kızıyor, Yazar olsun adı diye tutturan annesine küsüyordu. Eve varıp resimlerine baktığında içi eriyor, hemencecik affediyordu.

Adilhan’dan çıkıp Zafer çarşısında karış karış gezeli saatler olmuştu. Sakarya’dan Karanfil’e oradan Kuğulu Park‘a kadar yürümüştü. Ayakları bitkin düşmüş, siyah tişörtü terler içinde kalmıştı. Saatler geçtikçe gidecek yeri kalmamış, en sonunda kartında kalan son parayla Sıhhiye’den metroya binmeye karar vermişti. Bu saatten sonra orada polis olmayacağını tahmin etmiş, işlerinden çıkan sömürülen işçilerle beraber metroya tıkışmıştı.

Ders kitaplarını göğsüne dayamış sırtını da cama dayamıştı. Birbirini ezen kalabalığı süzerken derin düşüncelere dalıyor, benim çocuklarım böyle olmayacak, diyordu. Hayallerin derinliklerinde kaybolurken, taş çatlasa sekiz yaşında hafifçe kilolu iyi giyimli bir çocuk yanaşmıştı yanına.          

Arkasından ışıldayan küpeleri ve fönlü kırmızı saçlarına yakıştırdığı kırmızı eteğiyle, kalabalıktan tiksinerek, elinden geldiğince bir yerlere tutunmadan ilerlemeye çalışan bir kadın da Yazar’ın yanına dikilmiş, kilolu çocuğu yanına çekmişti. Yazar, kadının ve çocuğun buraya ait olmadığını hemen anlamıştı. Şık giyimleri ve kibar konuşmalarının yanı sıra, kapının önünde dikilen sarışının burnunu karıştırmasını ve kendini elleyen adamı görünce kızarmıştı. Metro, bir iki durak ilerlemişken çocuk kalın parmaklarıyla…

Yazar’ı dürttü;

  • Abi, senin ayakkabıların niye yırtık, sen fakir misin ?
  • Oğlum denmez öyle, sus. Kusura bakma genç çocuk işte.
  • Ama anne! Ayakkabısı yırtık, neden yırtık olmayan bir ayakkabı giymemiş.
  • Cem yeter sessiz ol rahat bırak insanları!

Yazar, utancından yerin dibine girmiş, tıpkı dalga geçen polislere güldüğü gibi çocuğa gülümsemişti. Kafasını kaldırdığında vagondaki insanların ayakkabısına baktığını fark etmişti. Orta direkte duran kalabalık kız grubu Yazar’a bakıp fısıldaşıyor sonra kahkahaları patlatıyorlardı.

Yazar her geçen saniye daha fazla utanıyor, gözyaşlarına hakim olmaya çalışıyordu. Gelen durakta hemen inmişti, oysaki daha gideceği dört durağı vardı. Yavaş adımlarla sarı çizgilerin üzerinde ilerlerken, kitaplarını sıkı sıkıya göğsüne yapıştırmış, yırtık ayakkabısından gözüken çorabına bakıyordu. Giderek hızlanan adımlarla durağın sonuna doğru ilerledi, kimse kalmamıştı etrafında. Yere oturup ders defterini hızlı hareketlerle açmış, ucu kırılan kalemiyle sayfaları cümlelerle doldurmaya başlamıştı.

Sayfanın sonuna geldiğinde cennette onu bekleyen annesine ve babasına bir söz veriyordu. “Benim çocuğum böyle şımarık ve kırıcı olmayacak.” Kızaran gözlerindeki yaşları silerek ayağa kalktı. Hızla yaklaşan vagona binmekte tereddüt etse de elinde başka seçeneği yoktu. Yırtık ayakkabısını elinden geldiğince saklayarak boş vagonun içinde bir yer buldu kendine. Camın köşesine başını yaslayıp acımasız dünyanın güzel renklerinin arasında hayaller furyasına daldı tekrardan. Sessizliğin içinde yandı, o ıssız akşam vaktinde.

— > Dirsek Teması Nedir?

— > Deneme / Adına Layık İnsan

— > Öykü / Elfida

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir