Yaşadım Diyebilmen İçin

Bir milleti tutsak etmek isterseniz, müziğini çürütün.

Konfüçyüs

Ömrünüzün kıyısında soluklanıp göz ucuyla geçmişinizi süzdüğünüzde ne göreceksiniz? Yediğiniz yemekleri, içtiğiniz içkileri, gittiğiniz tatilleri, kazandığınız paraları olabilir mi? Yaptıklarınıza mana katacak birileri yoksa yanınızda anımsayabilecek misiniz o güzel yemeğin tadını, yıllarca damıtıldıktan sonra önünüze getirilen şarabın boğazınızda dolaşmasını veya sayısız yıldızlı otellerin koca duvarları arasında attığınız adımları… Sanıyorum anımsayamazsınız.

İnsan yaşamı zamana tutulmuş akıp gidiyor. Bir keşmekeşin içinde de sürüklense, daha fazla arzusu tüm hücrelerine de nüfus etse, anılar hep duygudan tarafa yazılıyor. Sevdiklerinizle yaptıklarınız kaydırıyor dudaklarınızı ya da onlar için kendinizden verdikleriniz tebessüm bırakıyor yüz hatlarınızda. Ve diğerleri; yani kalabalıklar içinde yalnız yaşayanlar, sahteliğin girdabında farkında olmadan savrulanlar, tarih çukuruna yuvarlanıyorlar. Hatırlananlar yalnız o güzel insanlar oluyor. Kimi bir ailenin en küçük ferdi, kimi annesi, kimi bir şirketin yöneticisi, kimi bir devletin seçilmişi…

Kimi sözcüklere anlam katıyor yaptıklarıyla, kimileri anlama sözcükler yazıyor. Bir kısmı da yaşamaya ve yaşama duyduğu aşkla hayatını feda edebiliyor. Ne garip paradoks…

Belki de bu paradoksa en güzel ışığı Nazım usta tutuyor “Yaşamaya Dair” şiirinde…

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,

yetmişinde bile, mesela zeytin dikeceksin,

hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,

ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,

yaşamak, yani ağır bastığından.

***

Mesela Victor Jara… Babası evi terk ettikten sonra büyük bir aşkla sarılıyor müziğe. Yaşamın ezgilerini dudaklarından deviriyor. Şili halk müziğini, küçük bir çocuğu büyütür gibi olgunlaştırıyor yüreğinde. Tek varlığı annesini kaybediyor, bu kez daha bir sıkı sarılıyor yaşama.

Farklı kültürler tanıyor Jara. Farklı yaşamlara misafir oluyor. Bundan sonra yaptığı tüm şarkıları o “farklı”lara ithaf ediyor. Diğerin sesi oluyor “Yeni Şarkı”ları…

Dedik ya; anılar hep duygudan tarafa yazılıyor diye, Jara’nın yaşamı da gün geçtikçe bu hislerle besleniyor. Sömürüye karşı ses oluyor, emperyalizme karşı ezgi… Şeker kamışı tarlalarında, bakır fabrikalarında, okullarda, evlerde, dilden dile dolaşıyor şarkıları. Yaşamanın ve yaşatmanın kutsiyeti hep bir ağızdan haykırılıyor. Yani bir toplum, müzikle yaşar oluyor.

Sonra… Şili’yi özgürleştiren Allende’yi katledenler, Jara’yı da; açık hava hapishanesine çevrilen Şili Ulusal Stadyumu’na tıkıyorlar. İstiyorlar ki sesi çıkmasın. İstiyorlar ki özgürlüğün notaları bir daha kulaklara dokunmasın, mutluluk konuşlanmasın yüzlere…

Yalnız, hesaba katmadıkları bir şeyler vardı tabi darbecilerin. Jara, yaşamaya aşıktı. O kadar ki ölümle dalga geçmek pahasına, bir insana daha dokunabilmek uğruna aşıktı yaşama. Ve aldı eline gitarını Şili Ulusal Stadyumu’nun ortasında, başladı yaşamın ezgilerini mırıldanmaya.

Onlar katıldı… Yüzler… Sonra binler… Askerlerin ateş açma tehdidi bile işe yaramadı. Jara’nın gitarından havaya savrulan melodiler, dudaklarının arasından sıyrılan sözler, yaşamın kutsallığını göğe haykırdı. Bedenlerin rehin alındığı Şili Ulusal Stadyumu’nda düşünceler sınırsızca dolaştı bir uçtan bir uca.

Sonrasında; iyiliğe tahammülü olmayan, yüzü hiç bir zaman hatırlanmayacakların içinden bir tanesi, gitar çalamasın diye Jara’nın ellerini kırdı. Yeniden tellere dokunmayı denediğinde ise bu kez ellerini kesti. Ve; yaşamayı ve yaşatmayı her gerçeğin üzerinde tutan Jara, sonunun nereye gittiğini çok öncelerden bildiği halde, dudaklarına kondurduğu cesur ezgiyle, o suratı bir daha hatırlanmayacak adamın gözlerinin içine baktı. Kafası dipçikle parçalanıp vücudu kurşunlara hedef olduğunda yüzünde yalnız tebessüm vardı.

***

Son olarak; mutluluğun avuçlarımızın içinde olduğunu hatırlatmak istedim bugün. Onu kaybetmemek için daha çok sevmemiz gerektiğini unutmayalım dedim. Ve, dünyanın diğer ucuna gittiğimiz Şili’den ülkemize döndüğümüzde, Nazım Hikmet’in aynı şiirinin farklı dizelerinde de söylediği gibi…

Bu dünya soğuyacak günün birinde,

hatta bir buz yığını yahut ölü bir bulut gibi de değil,

boş bir ceviz gibi yuvarlanacak zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

Şimdiden çekilecek acısı bunun,

duyulacak mahzunluğu şimdiden.

Böylesine sevilecek bu dünya

“Yaşadım” diyebilmen için… 

Nazım Hikmet

Yaşadım diyebilmek için yaşamanız dileğiyle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir