Ya Ya Ya, Şa Şa Şa, Fenerbahçe Çok Yaşa

Serv Antlaşması’yla paramparça edilen vatan toprakları 1923 yılında Ankara’da kurulan TBMM ulusal birliğe güç verirken, sportif faaliyetler de özellikle futbol üzerinde kilometretaşı olmuştur..

TBMM kurulmadan önce 1 Ocak 1923’de Yusuf Ziya Öniş başkanlığındaki Türkiye Futbol Federasyonu Şehzadebaşı’ndaki Letafet Apartmanı Salonu’nda yapılan toplantıda Futbol Heyeti Müttehidesi adı ile kurulmuştur..

Henüz kurulmasından 5 ay geçmiş olmasına rağmen 21 Mayıs 1923 tarihinde Fifa’nın 26. üyesi olmayı başarır..

O dönemde futbolumuzda yaşanan en büyük yarış 1915’den beri İstanbul’da 8 takımın katılımıyla oynanan Cuma Ligi idi..

Fenerbahçe 1922 sezonunda nağmağlup ve gol yemeden Cuma Ligi’nin son şampiyonu olur..

***

Cumhuriyet’imizin adımları hızlıca atılmaya başlamış, futbol federasyonumuz bile kurulmuştu kurulmasına ama halen işgal güçlerini sınırlarımızdan tamamıyla uzaklaştıramamıştık.. Siyasi antlaşmalar, savaş kontratları derken gergin bir süreç içerisinde umut ile bakıyorduk geleceğe çünkü ne badireler atlatmıştık bu topraklar üzerinde..

Biraz geçmişe, 1923 öncesine gitmek ve tarihi bir olayı siz Dürbün severler ile paylaşmak istedim..

16 Mart 1919 senesinde İstanbul halkı uyandığında gözlerine inanamıştı.. Milyonlarca insanın ölümüne sebep olan I.Dünya Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu’nun yenilmesi ile son bulmuş, İtilaf Devletleri başkent İstanbul’u işgal etmişlerdi..

Bir sabah uyanmışsınız ve hayatınızda üniformasını hiç görmediğiniz, elleri silahlı, bilmediğiniz bir dil konuşan ve siyahi asker botlarıyla her köşe başını sarmış adamlar..

İstanbul halkına yaşadığı açlık, susuzluk, yokluk bu işgal kadar koymamıştı.. Kalpler buruk, gözler yaşlı ama bir o kadar da inançlı..

İşgal durmak bilmiyor, sokak başlarını askerler yerine zırhlı araçlar mesken ediyor, dünyanın farklı yerlerinden farklı üniformalı askerler caddelerde cirit atıyor, karakollar, askeriyeler, kaymakamlıklar gibi makamlarımız tek tek ele geçiriliyordu.. Halk manevi baskılar ile eziliyor, alaycı tavırlarla tacize uğratılıyordu..

Bu perişan günler peşisıra sürer iken 18 Mart 1920 sabahı sokaklarımızda ezan sesi yerine sessiz bir çığlık yükseliyordu ..

Şehzadebaşı’nda Türk erleri uykusunda süngüler ile kahpece şehit ediliyordu ve işgalin mutlak sonucunun topraklarımızın er ya da geç kendilerine geçeceğinin mesajı veriliyordu..

Bu olaydan sonra Türk gençleri ve işgal güçleri arasında gerilla savaşı başlamış bu toprakların savaşılmadan  bırakılmayacağı mesajı verilmişti..

Devletimiz ise mütareke dönemine girmişti hatta bazı futbol takımlarımız işgalci İngiliz ve Fransız askeri takımları ile İstanbul’da maçlar yapmaktaydı.. Silahının bedenin olduğu ve kuralları olan bir oyunda işgal güçleri karşısında dönem dönem alınan galibiyetler halka büyük moral veriyor ve zafer şarkıları ile nidalar atmalarına vesile oluyordu..

O dönemin en başarılı futbol takımı olan Fenerbahçe’nin kazandığı maçlar halkın büyük ilgisini çekmekteydi.. Kimileri tarafından Fenerbahçe, milli mücadele ve direnişin simgesi haline gelmişti gelmesine fakat bu simgeyi de boşuna hak etmemişti..

Bir yandan sahada futbol oynayarak savaşan Fenerbahçe diğer yandan kulübün Kurbağalıdere’deki iskelesinden geceleri gizlice İzmit’e silah ve cephane götürüyordu..

İşgal ordusu başkomutanlığı bunun ihbarını almış fakat bu ihbarın da ihbarını alan Fenerbahçe, kulüp binasındaki cephaneleri çevredeki evlere taşımış ve kulübü basan işgal kuvvetlerinin elleri boş dönmesi sağlanmıştı ancak ihbara itibar eden işgalciler Fenerbahçe kulübüne bir müfreze asker bırakıp kulübü işgal altında tutma kararı almıştı..

Artık iş çoktan masum bir oyun olmaktan çıkmış, futbol sahasını sarı-lacivert renkler eşliğinde Kuvayi Milliye ruhu sarmış, eskinin ürkek ve mahcup Türk taraftarları göğsünü gere gere bağırmaya başlamış…

“ Ya ya ya, Şa şa şa, Fenerbahçe çok yaşa “

Tarih 1923 yılına geldiğinde Anadolu kısmen kurtulmuş ve İsmet Paşa önderliğindeki Türk heyeti Lozan’da Türkiye’nin işgal altından kurtuluşu için diplomatik girişimlerini sonuçlandırmak üzere idi..

Bu siyasi girişimlerin gündemi meşgul etmesi bir yana dursun, 1923 Haziran ayında gazetelerde dev bir manşet dikkat çekiyordu..

İngiliz karma futbol takımı, Fenerbahçe’ye meydan okuyor.

İngiliz General Harrington Türk heyetinin Lozan’dan başarı ile çıkacağı duyumlarını almış ve İstanbul’dan çekilmeden önce bir futbol maçı ile gövde gösteri yapıp Türk’leri sahada ezerek kendisine vaadedilen topraklara bu şekilde veda etmek istiyordu..

General Harrington Türkler istedikleri futbolcuları takımlarında oynatabilir, karma bir takım kurabilir.. Biz İngiliz ekibi olarak size bunu yapmanız için izin veriyoruz diyor ve ekibine olan güvenini bir kez daha gözler önüne seriyordu fakat gizliden gizliye bu mesajlarıyla işgal döneminden beri kendisini sinir eden Fenerbahçe kulübünü hedef alıyordu..

Bunun üzerine Fenerbahçe Spor Kulübü;

Arzu buyrulan karşılaşmayı yalnız kendi kadrosuyla yapmaya hazır olduğunu bildirmekten şeref duyar”

General Harrington’ın egosu o kadar büyümüştü ki kendi adına özel yaptırılan devasa bir kupayı İngiltere’den sipariş etmiş ve kazanan ekibe takdim edeceğini belirtmiştir..

3 İngiliz ekibinden en iyi oyuncuları seçtiğini Mısır ve Malta’dan 2 ayrı transfer yapmış idi.. Takımına güveni ülkesine olan sevgisi ile denkti..

29 Haziran 1923 günü İstanbul’da hayat durmuş, 2 ekip şimdi Gezi Parkı’nın bulunduğu yerdeki Taksim Stadı’nda karşı karşıya gelmişti..

İstanbul’un Beşiktaş’lısı Galatasaray’lısı tek renk olmuş Türkiye’nin Fenerbahçe’sini desteklemek için tribünleri hınca hınç doldurmuştu..

Maçın ilk yarısını Chelsea forması giyen Soliç’in golü ile önde bitiren İngiliz Takımını 2.yarıda büyük bir şok bekliyordu..

60 ve 74.dakikalarda Zeki Rıza Sporel in 2 şık golü ile Fenerbahçe geriden gelip İngiliz’leri ata sporunda mağlup etmeyi başarıyordu.. Taksim’de sevinçten fesler havada uçuyordu..

Fenerbahçe’li oyuncular Taksim Stadı’ndan omuzlarda taşınarak çıkıyordu.. Sevgi seli Beyoğlu sokaklarında sürüyordu.. Futbolcular ellerinde kupa ile İstanbul turu atıyordu..

General Harrington Fenerbahçe’ye yenilmişti..

Bu galibiyetin yankıları Türkiye sınırlarını aşmıştı..

İsmet Paşa ve ekibi maçın oynandığı sırada Lozan’da sert bir mücadele içerisindeydi fakat kulakları İstanbul’dan gelecek sevinçli haberi bekliyordu..

Telgraf gelmişti..

Tek cümle ile şöyle yazıyordu..

General Harrington Kupası’nı Fenerbahçe kazandı

Türk heyeti gururla dolmuş, gözleri sulanmış tarif edilemeyen duygular içerisindeydi.. İsmet Paşa Fenerbahçe’ye iletilmek üzere Ali Naci Bey’e bir mesaj yazdırır..

Heyetimiz Namına Hepinizi Mesaretle Tebrik Eder, Gözlerinizden Öperim.

Bu zaferden dolayı ulu önder Mustafa Kemal Paşa, Fenerbahçe Kulübü’nü ziyaret ediyor ve kulüp defterinin sayfalarına şu cümleleri yazıyordu..

Fenerbahçe Kulubü’nün her tarafta mazhar-ı takdir bulunan asar-ı mesaisini işitmiş ve bu kulübü ziyaret ve erbab-ı tebrik etmeyi vazife edinmiştim. Bu vazifenin ifası ancak bugün müyesser olabilmiştir. Takdirat ve tebrikatımı buraya kayıt ile mübahiyim..

***

Sonuç olarak bu gururlu hikayede Fenerbahçe’nin direnişe bu şekilde katkı vermesi, diğer kulüplerin bunu desteklemesi, halkın tek renk, tek nefes, tek beden olmuş olması ne güzel idi..

Şimdi savaş yok diye mi bu kadar uzağız, renkler birbirine neden bu kadar düşman (?)

Tek vücut olabilmek için illa bir sabah uyandığımızda düşman milisler tarafından işgal mi edilmemiz gerekiyor..

Gerçi artık malesef ne tepki koyabilecek bir neslimiz ne de sahada İngiliz’leri devirebilecek bir milli irademiz yok gibi ama Mustafa Kemal Paşa’nın son askeri düşmeden umudumuzu kaybetmeyeceğiz! Değil mi?..

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir