Yıllardır reel piyasaların disiplin altına alınması gerektiğini söyler dururum. Almanya ya da Avrupa’nın benzer ülkelerinde olduğu gibi işletme / nüfus orantılaması yaparak, izinlerin buna göre verilmesi gerektiğine dair inancımı paylaşırım.

Türkiye’nin ‘bu işte çok para var’ denilerek açılıp kapanan dükkanları nedeniyle bir yanda kaynak israfına neden olurken, diğer yanda giriş çıkışlarla piyasayı domine eden rekabet koşullarının bozulmasına ortam hazırlıyoruz.

Bir kez daha altını çizeyim ki, serbest piyasa her önüne gelenin aklına eseni yaptığı bir yapı değildir. Belli bir disiplin içerisinde işlemesi ve bunun kurallara uygunluğunun da denetlenmesi lazım. Türkiye’de bu yönüyle baktığımızda hiçbir zaman sağlıklı bir serbest piyasa olmadı.

Bu nedenle serbest piyasaya taraftar olanları da, karşı çıkanları da yıllardır hayretle izlerim. Olmayan şeyin tartışmasını yapıyorlar. Bu disiplini sağlamak ‘çok mu zor’ diye hep düşünmüşümdür.

9 Mayıs 2018 Perşembe günü Başarsoft Teknoloji Günü’nü takip etme fırsatım oldu. Değişik teknolojik çözümleri dinledim. Yerli bir firmanın, Türk yazılımcılarla neler yaptığını gördüm. Sadece bu firma için değil, Türkiye’de çok sayıda benzer başarılara imza atan işletmeler olduğunu bildiğim için yazılımın kritik sektörlerden biri olduğunu düşünüyorum.

Fakat dinlediğim onca teknolojik hizmetin içinde biri vardı ki, hem umutlandırdı; hem de içimi burktu. Firmanın İş Geliştirme ve Satış Uzmanı Çelen Konyalıoğlu’ndan dinlediğim geomarket sistemi tam da bahsettiğimi ihtiyaca cevap verir nitelikteydi.

Bu sistemle nokta atışı mağaza açabilmek mümkün. İhtiyaç olan fizibiliteyi veriyor. Mağaza açılacak lokasyonda yaşayanların gelir seviyesinden yaş aralığına kadar birçok veriyi paylaşabiliyor. Saha envanteri yapılmış bile.

Mağaza performans ölçümü ve kaynakların optimum kullanımını sağlayan sistem ile manuel kullanma imkanı da veriliyor. Yani belirlenen bir ulaşım hattı içinde olası potansiyelleri de görmek mümkün. Teslimattan rekabet edebilirliğe kadar birçok başlığı aynı anda sunuyor.

Bu sistemle sahadaki iş gücü yönetimi de yapılabiliyor. Yani teslimat zamanı ve geçirilen süreyi dahi verebiliyor. En büyük eksiğimiz olan firmalar için SWOT analizi başlığı olası riskleri de fırsatları da müteşebbise sunuyor.

Bunları bir ürünü tanıtmak için yazmadım. Fakat yerli bir firmanın, Türk yazılımcılarla yaptığı bu işi, piyasaların disiplin altına alınmasından teşvik sistemine kadar birçok noktada neden kullanmadığımızı sorma ihtiyacı duydum. Kullanıp, iş modelini düzenleyen firmalar var. Peki bize ait böyle bir yazılım varken; sistemin genelini düzeltmek için neyi bekliyoruz?

Çünkü belirsiz teşviklerle altı boş çuvala para atarken, her önüne gelenin istediği işi yapması ile bütün sistemi alt üst ediyoruz. Madem elimizde hazır bir yazılım var; belki biraz daha genişletip, piyasaları bununla disiplin altına almamız mümkün.

Esasen sadece konu bu da değil. Anadolu illerini dolaşıp, İstanbul’a döndüğümde de hep aynı duyguya kapılıyorum. Bu kadar varlık içinde neden yokluk çekiyoruz? Bazı şeyleri düzeltmek için mutlaka iktisadi dayak mı yememiz, rastgele açılan iş yerlerinin zincirleme bir biçimde piyasayı bozarak batmasını izlememiz mi gerekiyor? Biz bu kadar zengin miyiz? Elbette değil. Önemsemiyoruz; harekete geçmiyoruz; elimizdeki kaynakların ne olduğunu bilmiyoruz ve sadece konuşuyoruz.

O zaman sormak gerekiyor: Yaşadığımız sistemsizlik ve disiplin altına alınamayan ekonomi kader mi? Oscar Wilde’ın çok güzel bir sözü vardır: “Ellere bakma eline bak. Çünkü kaderin orada.” Düşünmeye değmez mi?

cetinunsalan@yahoo.com