İnsanız Umut Ederiz, Etmeyiz

İnsan olarak ne kadar farklı noktalarda ne kadar çok tanımımız, ifade edilişimiz var.

Ne kadar çok; isim, renk, din, dil, ırk, yaşam biçimi, dünya görüşü, fiziksel yapı, duygusal ve düşünsel terazilere sahibiz. Kimimiz için; “Şu sarışın kadın” denirken, bir diğerimiz için “Adam ne yakışıklı” denir. Birimiz bazen “Bu Alman” olarak işaret ediliriz, birimiz de “Bu kesin Alevi!” olarak…

Yani sonsuz bir durum gibi, bu tanım ve ifade çokluğu. Ve gün geçtikçe, yaşadığımız dünyanın hızında insanların, yavaşlayan hatta durma noktasına gelen “vicdan-akıl-duygu” gibi öz nitelikleri bu ifadeleri ne yazık ki daha da arttırmakta.

Peki bunun nedeni ya da nedenleri nelerdir? Burada elbette ki bir otorite olmadığım için, akademik bir açıklama yapmayacağım. “Haddini aşan” olarak ayrı ve yeni bir “nitelendirme-tanımlama-ifade etme” olayı ortaya çıkarmak istemem çünkü. Ama gerçekçi, yani hepimizin yaşadığı veya en azından bir kez dahi olsa tanık olduğu bazı olay ve durumlar var ki, yazacaklarımın içinde mutlaka olacak, olmalı.

Geçenlerde bir şiir etkinliğinde, dilimin ve yüreğimin döndüğü kadarı ile bir katılımım olmuştu. Suruç katliamı ardından yapılan bir etkinlikti bu ve ben de o katliamın akşamında yazmış olduğum bir şiirimi okumuştum. Şiirimin başında ise, en çok ihtiyacımız olan değere, “Barış”a dair birkaç cümle ile duygularımı dile getirmiştim.

Uzatmayalım efendim, şiirim bittikten sonra yerime oturduğumda bir beyefendi yanıma gelip bana şöyle dedi:

Siz, Barış diyorsunuz ama bu gerçekleşmeyecek. 1400 yıldır gelmeyen bir şey, şimdilerde nasıl gelecek ki?” Bu beyefendinin sözlerini nezaketle dinledim ve kendisine yanıt olarak; “İşte aramızda ki fark! Ben iyimserim, siz kötümsersiniz. Ne zaman ki pozitif olmanın gücüne mutlak inancı ekleriz, o zaman 1400 yıldır var olamadığını söylediğiniz şeyi kazanırız” dedim.

Bu kısa konuşmanın ardından aslında, böylesi bir yazıyı kaleme almayı kafama koymuştum sevgili dostlar. İşte yukarıda bazılarını yazabildiğim, insanları sınıflandıran, tanımlayan, ifade eden ve insana negatif ya da pozitif nitelikler veren tüm sıfatların ve betimlemelerin arasında insanı esas olarak ve belki de sadece işte bu birbirinden ayırıyor: “İnandığınız şey, umut ettiğiniz şey, mücadelesini verdiğiniz şey” veya bunların tam zıttı. Yani; “İnanmadıklarınız, ummadıklarınız ve mücadele etmedikleriniz.

Dilimizin kuralları ve özellikleri, boyumuzun kısalığı-uzunluğu, cinsiyetlerimiz, doğduğumuz köyler ya da kentler, bunların hangisini ele alırsanız alın, hangisi ile birbirinize birer “sıfat” verirseniz verin, sonuç olarak hepiniz, herkes, aklı ile kalbi arasındaki yolun üzerinde el vererek yürüttükleri ile birbirinden farklı ve kendine özeldir.

Bugün ben savaşı sadece istemeyen bir insan değilim örneğin.

Ben aynı zamanda, savaşın olacağına da inanmıyorum. Ülkelerin politik stratejileri ve çıkarları bunu öngörmediği  için değil ama. Buna inanmıyorum çünkü; insanın en çok ve mutlak olarak, “Barış“a inananının yeryüzünde daha çok olduğunu biliyorum.

Artık dünya ve –bizden bir durum belirlemesi olsun diye söylüyorum ki– ülkemiz, bir terazi. İki kefesi olan bir terazi bu. Bir kefesinde umutlu ve inanan insanlar, diğerinde ise, umutsuz ve inançsız insanlar var. İşte gerçek olan savaş bu. Ve pozitif kısımdakiler bu savaşımın asıl galipleri olacaktır.

Yürünen yol ne kadar zor olsa da; gördüklerimiz, duyduklarımız ve yaşadıklarımız ne kadar acı olsa da, umut eden ve inanan insanlar kefelerinin içerisine tüm bunlardan aldıkları dersleri de katmasını bileceklerdir.

Üzerimize yapıştırılmaya çalışılan “korku psikolojisinden” kurtulduğumuzda, negatif taraftan pozitif tarafa geçişleri de görmek hepimizin, yani ayrımsız olarak İNSANLIĞIN ödülü olacaktır.

Nazım diyor ya hani; “Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın.” Diye, işte yaşamlarınız, yaşamlarımız işimiz gücümüz olsun sevgili dostlar. Korkularımız, umutsuzluklarımız ve çaresizliklerimiz değil.

Kalın sağlıcakla.

Sanat ve İnsanın İzahı / Bölüm 4 / 2015, 26 Temmuz

— > Öykü / Kimliksizin İntiharı

— > Öykü / İnsanın İçindeki Işık

— > Öykü / Son-Bahar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir