Türkiye ekonomisi dolar üzerinden yanıyor. Açıkçası doların TL karşısında yükseliş eğilimli olduğu açık. Bununla birlikte bugünkü aşırı yükselişin, dünyada artan gerilimle ve kötü gelen verilerimizle birlikte ekstra bir atak yaşadığı da malum.

Nitekim Merkez Bankası Başkanı Çetinkaya da bir atak olduğunu ve nereden geldiğini araştırdıklarını söylüyor. Bunun bir süre duracağı, belki biraz gevşeyeceği, sonra yeni risk satacak kurbanlar bularak yeniden yükselişe geçeceğini de biliyoruz. Çünkü ekonomideki sıkıntılarımız ve açmazlarımız çok aleni.

Elbette bu arada Beştepe üzerinden iktidar kanadından sürekli açılan bir faiz tartışması var. ‘Belki’ ihtimalini bile ortadan kaldıran bu söylemler, ne yazık ki dolar / TL seyrine ayrıca bir darbe vuruyor. Çünkü elinizi belli ediyorsunuz. Daha kötüsü Merkez Bankası’nın itibarını da ayaklar altına alarak… Oysa beğenseniz de beğenmeseniz de zor dönemlerden çıkarken, Merkez Bankası’nın itibarı, söylediğinin güvenilirliği çok önemli.

Aslında el belli etme meselesi sadece faiz konusunda değil. Siz içeride medyayı kontrol altına alıp, insanlarınıza farklı bir fotoğrafı anlatabilirsiniz. Fakat dışarıya, eli açık poker oyuncusu gibisiniz. Çok sevdiğiniz sıcak paracılardan, reel sektörün mal satmak için gittiğinde indirim isteyen müşterisine kadar herkes elinizi görerek oynuyor.

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi ise, ortaya çıkan resmin Türkiye’nin gerçeklerini yansıtmadığını, dolara müdahale etmemek gerektiğini açıklıyor. Müdahale konusunda ben de hemfikirim. Çünkü elinizdeki 25-30 milyar dolarlık kullanılabilir rezerv bir anda eriyebilir ve ani bir sıkıntı durumunda cephanesiz kalırsınız.

Reel sektörün de sakinliğini koruması gerektiğine inanıyorum. Bir gevşeme olacaktır. Panik içinde yapılacak hareketler, bu işten para kazananların tam da istediği şey. Fakat bunların hepsi günlük meseleler. Yani kalıcı bir çözümden söz etmiyoruz.

Bakan Zeybekçi ile de en çok burada ayrılıyoruz. İçe sunduğunuz, gerçekçi olmayan verilere kendiniz de inanmaya başlarsanız, en büyük tehlike de buradan belirir. Çünkü bu yaşananlar ‘tam da Türkiye’nin gerçeği’ni yansıtıyor.

Medya ile gündem yönetme hastalığı ekonomi yönetimini de sarmış gözüküyor. Zira cari açıktan enflasyona, işsizlikten ödemeler dengesine, dış ticaret yapısından kazanç miktarlarına kadar çok ciddi sorunlarımız var.

Bakanlar bunu söylemiyor olabilir; ama en azından kendilerinin inanmıyor olmaları gerekir. Çünkü gerçekle yüzleşemezseniz, sorunu yönetemezsiniz. Daha kötüsü dışarıda herkesin bildiği gerçekleri, kendi insanınızdan saklayarak koltuğunuzun derdinde, insanların zarar etmesine neden olursunuz.

Bu sebeple ısrarla ve dürüstçe, içinde çözüm üreten bir formülle, gerçeklerin Türk insanı ile paylaşılması gerektiğini düşünüyorum. Aksi takdirde çarpan etkisiyle hasar daha büyük olacak.

Bakan Zeybekçi’nin Türkiye’nin gerçeği vurgusuna gelince… Oradaki durum bir mitomani değil ise kendini kandırmaktan öte anlam taşımıyor. Tıpkı fıkrada olduğu gibi…

‘İki arkadaş İstanbul’a gelirler ve yüksek plazalara bakmaya başlarlar. Uyanık bir şehirli ilk kez plaza gördüklerini anlar ve nereye baktıklarını sorar.

İçlerinden biri plazalara baktıklarını söyleyince de, bunun paralı olduğunu ve kaçıncı kata baktıklarını öğrenmek ister. Hemen ‘6. Kat’ cevabı gelir. Bunun üzerine diyalog şöyle gelişir:

– Burada her kata bakmak 50 TL. Verin bakayım 300 TL.

6.kat diyen hemen çıkarıp parayı verir; adam gidince de diğeri arkadaşına dönerek:

– Enayiyi kandırdım. 10. Kata bakıyordum. 500 TL verecekken, 300’e işi bitirdim. Bu şehirliler de amma saf.’

Sözün özü şu: Plazaları gördünüz mü?

 

cetinunsalan@yahoo.com