Türkiye’de Cargill Hükümranlığı: Yaşasın Kanser!

Hepimizin etrafında en az bir kanser hastası mevcut… Kanserden kaçamıyoruz. Neden acaba? Bunu çok uzakta aramaya gerek yok. Tarım ülkesi oluşumuzla övünecek tek bir kıstas dahi kalmadı… Ülkede kısırlık had safhada, erken doğumlar arttı. Kanser azami oranlarda… Diyabet ve tansiyon hastalığı da uçmuş durumda… Bu bir mukadderat meselesi değil. Çünkü artık ölümleri Tanrı değil, Cargill belirliyor. Tabi Cargill’e yol verenler de Cargill kadar suçlu.

Nasıl mı oluyor? Çok kolay. Bir çok gıda fabrikası el değiştirdi. Değiştirmeye de devam ediyor. Haberleri takip ettiğinizde, bu el değişimlerinde Türk firmalarının adı geçiyor. Sizce bu Türk isimli firmalar gerçekten Türk iş adamlarının elinde mi? Buna aldanmak için saf olmak gerekiyor.

Türk isimli firmalar dahi Cargill’in yan şirketleri… ( İnternette basit bir google aramasıyla tüm firmaların adına ulaşmanız mümkün.) Adamlar o kadar uyanık ki bize “yerli ve milli” (!) izlenimi vermek için Türk isimleri kullanıyor. Tabi ki mevcut yönetimler ve iktidar da buna çanak tutuyor. Ülkemizin gıda üretimini  ele geçirip kaç yıl yaşayacağımızı ve hangi dönemlerde hangi hastalıklara yakalanacağımızı belirleyenler dahi bu ülkeden değil. Yani kaderimiz bile yerli ve milli değil… Bu arkadaşlara “ van minut” dahi diyemiyoruz.

Kendi gıdasını dahi üretemeyen bir ülke nasıl büyüme yaşayacakmış lütfen biri bunu bana izah etsin. Savaşlarda dahi gıdasının lojistiğini sağlayamayan ülkeler kaybetmeye mahkumdur. Demek ki kendi gıdanı üretemezsen başka ülkelerin kucağına oturmak zorunda kalırsın.

Hemen hemen her gıdanın içerisinde nişasta bazlı şeker (nbş) veya mısır şurubu ile karşılaşmaktayız. Kaçış yok. NBŞ ve mısır şurubu ne demek size söyleyeyim… Kanser’in formülü… Şu ana kadar kanser olmadıysanız da sevinmeyin ha… Yakında olacaksınız. Acele etmeyin. Kansere yakalanmasanız da kurtuldunuz sanmayın… Bebek sahibi olmaya çalıştığınızda anlarsınız sıkıntıyı… Topraklarımızı biyolojik tohumlarla verimsizleştirenler, değerli eşlerimizin rahimlerini de çoraklaştırmayı başarıyorlar. Peki her konuda fikir üretmeyi başaran laf cambazı yetkililer bu konuda bir girişimde bulunuyor mu? Ses çıkarabiliyor mu? Ses çıkarıyorlar merak etmeyin…. Kalkınma planı olarak gösteriyorlar bu gıda politikasını…

Biz de istiyoruz üç çocuk sahibi olmayı ama gıda politikası izin vermiyor. Hadi üç çocuk yaptık şans eseri. Bu çocukların kanserden öleceğini biliyoruz artık. O canımızdan çok sevdiğimiz yavrularımızı bu ne olduğu belli olmayan gıdalarla beslemek zorundayız. Bebeklerimizi daha doğduğu günden itibaren öldürmeye başlıyoruz. Yetkililerin açıklaması da hazır tabi bu konuda… Yediklerinize dikkat edin. Buna ben mi dikkat edeceğim, yoksa vergisini ödediğim beni ve benim haklarımı korumasını beklediğim devletim mi? Her şey bir Aziz Nesin eseri kadar ciddi ve komik….

Artık savaşlar, savaş meydanlarında değil ekonomide,gıdada, eğitimde…. Biz bu cephelerin hepsini kaybettik hamdolsun(!) Hala kendimizi kandırmaktayız. Bir çok alanda kazandığımızı zannettiğimiz, ancak büyük hezimetlere uğradığımız şu günlerde bari canımızı muhafaza edebilseydik.

Elimizden gelen tek şey alışverişe ayırdığımız süreyi biraz da olsun arttırmak.Çünkü aldığımız ürünlerin üzerini okuma alışkanlığımız mevcut değil maalesef. İçindekileri okumakta fayda var. Bir çok firma ürünlerin içine kattığı ürünleri şifreliyor. İçindekiler kısmında “E” ile başlayan bazı maddeler görürsünüz. (E-100, E-101 vb.) Bu “e kod”ların içerisinde bir çok zehir mevcut.  Hem de devlet onayıyla kullanılan zehirler… Ancak bunları öğrenebileceğiniz bir çok mobil uygulama mevcut. Lütfen aldığınız ürünlere dikkat edin. HER ŞEYDEN ÖNCE ÇOCUKLARIMIZ İÇİN !

Çünkü devlet bu konuda size sahip çıkmadığı gibi sizi gıda mafyasının eline teslim etti!

Özgen Demir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir