Türkçe Elektronik Pop Müzik ve Ayşe Hatun Önal

Türkiye son yıllarda müzik alanında çok üretken ya da nitelikli değil. Geçmiş yıllara bakıldığında, zaten kendi müziğimiz olan Türk Sanat Müziği ve Türk Halk Müziği bir yana dursun; Rock ya da Pop müzik dallarında da çok kaliteli, evrensel işler görülebilirken, günümüzdeki anlayış pop için; ucuz kulüplerde çalınmak üzere şarkı yapmak, rock içinse; üniversite, belediye vb. festivallerinde yer alabilmekten ibaret. Dünyada da durum çok farklı değil. Doğru dürüst iş yapan müzisyenler çok nadir çıkıyor ortaya. Underground ortamların yıkılması, her şeyin çok çabuk popülerleşip değerini yitirmesi, artık müziğe çok kolay ulaşılabilmesi, tüketim kültürünün değişmesi gibi sebeplerle beğendiğimiz bir gruptan çok çabuk sıkılıyor, belli bir zaman sonra ortada görmemeye başlıyoruz. Son dönemde çoğunlukla iki janra ait nitelikli ve sürekli üretim görebiliyorum; bunlardan biri indie rock diğeri ise elektronik müzik.

    Aslında elektronik müzik bir janr değil bir icra şekli. Yüzlerce tür var elektronik müziğe ait. Bugün ülkemizin pop şarkılarında da tüm altyapının basit elektronik ritmlerden ibaret olduğunu görürsünüz. Çok kalitesiz bir altyapı üzerine arabesk nağmeler ve anlamsız sözlerle oluşan bu şarkılar, farklı farklı isimler tarafından sürekli oluşturulmaya devam ediyor ve bir şekilde dinleyicisine ulaşıyor. Bu çöplüğün içinde farklı ve kaliteli işler yapmaya çalışanlar olmadı mı? Tabi ki oldu.

   Sene 2007.  ‘Yalanın Batsın’ ve ‘Kırmızı’ şarkılarıyla adını duyuran Hande Yener, genç sevgilisi Kadir Doğulu’nun etkisiyle ‘Nasıl Delirdim’ adlı albüme imza attı. Zaten bir yıl önce çıkardığı ‘Apayrı’ albümünde yenilikçiliğinin sinyallerini veren Hande Yener, tamamen elektronik altyapılardan oluşan dönemine göre deneysel sayılabilecek bir albüm yapmıştı. Bu albümün hit şarkısı Romeo’ydu. Klibi şarkıdan daha çok konuşulmuş ve gündem olmuştu. Hande Yener ne kadar kaliteli bir iş yaptığının farkında olmanın verdiği özgüvenle muadili sayılan popçulara, “Bakkal müziği yapanlarla kıyaslanmak istemiyorum.” cümlesini kurdu ve imparatoriçeliğini ilan etti. Her ne kadar albümdeki aslan payı prodüktör Erol Temizel’ e ait olsa da, o dönemde basit pop müzik yapmak yerine böyle bir cesaret gösteren Hande Yener’i tebrik etmek gerekir.

2008 yılında gelen ‘Hipnoz’ ve bir sene sonrasında gelen  ‘Hayrola’ albümleriyle, 2007’deki albüm kadar karanlık olmasa da kalite kokan iki işe daha imza attı Hande Yener. Bu albümleri Romeo gibi magazinsel bir hit içermediğinden ve bilindik Türk Pop’una uzak olduğundan, yurdum insanının dikkatini çekmedi, Hande Yener giderek gündemden düşmeye, ticari kayıp yaşamaya başladı. Maalesef bunlardan dolayı 2010 yılında ‘Hande’ye Neler Oluyor’ albümünü çıkarıp “Bodruma da gittik beraber, İstanbul’da da yaşadık, shake your body on the floor baby” sözleriyle girmiş olduğu yoldan keskin bir çıkış yapıyordu.Gerisi zaten malumunuz. ‘Nasıl Delirdim’ gibi bir albüm yapabilmiş kadın, televizyonlarda Demet Akalın’la kapışıp, beach clublarda kültürel avamlara eller havaya yaptırıyor. Ergenliğimin Türkiyesi’nde yapılan en sağlam işlerinden birine imza atan Hande Yener’i ne zaman görsem o günler aklıma gelir ve bakkal müziğine nasıl geri dönebildiğini düşünürüm.

   Sene 2007. Bedük diye bir adam, bir anda piyasaya çıkıverdi. Kel kafasından yansıyan ışıklarla hepimizin gözünü alan Bedük, bu yetmezmiş gibi garip robotik dansını renkli takım elbisesi ve minibüsçü gözlüğüyle kombinlemişti. Türkiye’de daha önceden de elektronik müzik icra eden pek çok DJ vardı ama ilk kez bir dans müziği prodüktörünün şarkılarını bu kadar geniş kitlelere duyurabildiğini görüyorduk. Sanırım Bedük’ün şansı doğru jenerasyona denk gelmesiydi. Müzik konusunda arayışta olan genç insanlara hitap etti Bedük. Evet ‘EvenBetter’ taş gibi sağlam bir albümdü ancak insanlar bu albümle dans ettiler ve birbirlerine tavsiye ettiler, özellikle Ekşi Sözlük’ün, o dönemde Uludağ Limonata ve Nutella ile beraber kutsallarından biri olmuştu.Bu sayede Bedük’ün ünü hızla yayıldı. Henüz 2004 yılında elinde gitarıyla ‘Son Sigaramsın’ şarkısıyla adını duyuramayarak yitip giden Serhat Bedük, yaptığı doğru atılımla şöhretini günümüze kadar taşıdı. Her ne kadar çalıştığı isimleri değiştirip her albümde farklı bir tarzla karşımıza çıkarak eski dinlenilebilirliğini yitiren Bedük, Türkiye’nin sayılı alternatif isimlerinden biri olmuştur.

   Gel gelelim esas mevzuya. Sene 2003. O zamanlar magazin ülkemizde çok popüler. Herkes bir şekilde gündem olmaya çalışıyor. Yine o zamanlar mankenden şarkıcı olur mu konusunun alevli şekilde tartışıldığı gerçekten de üretim açısından berbat dönemler. Tarkan ‘Dudu’ albümünü patlatmış ama bir yandan da hiçbir şeklide ciddiye alamayacağınız şarkılar dört bir yanımızı sarıyor. Örneğin ‘Foolish Casanova’ bile bu döneme tekabül ediyor. Bunları gören insanımız ‘Evet, mankenden şarkıcı olmaz’ diyor. Maalesef ki böyle bir dönemde, bir kadın manken çıkarak yapılması gereken en son şeyi yapıyor ve albüm çıkarıyor. Albümün adı ‘Sonunda’; beş şarkıdan oluşan, neresinden tutsan elinde kalacak bir albüm. Fakat bir şarkı var ki bu albümde Ayşe Hatun Önal bu şarkıyla Türk müziğinde bir devrim yaptığının farkında değil. Ey sanat tarihçileri, yarın Türk Elektronik Müziği hakkında iki kelam ederseniz, bu akımı başlatan kişinin Ayşe Hatun Önal olduğunu da yazmak zorundasınız.

   “Sarılmandan belli kırıcan mı belimi, çok canım acıdı çeksene elini” bahsettiğim seneler için asla girilemeyecek bir top. Sözler belli ki ‘reklamın iyisi kötüsü olmaz’ denilerek dikkat çekmek için yazılmış. Bu sözler yüzünden de ülkemizde çok alay edildi bu şarkıyla, ayaklar altına çok alındı. Faithless’ın ‘Insomnia’sını bugün dinlerseniz, ne kadar zamanın ötesinde olduğunu farkedeceksiniz; şarkı sanki günümüzde yapılmış gibi. ‘Çeksene Elini’ de aynen bu şekilde. Erdem Kınay’ın müzisyenliğini, Ayşe Hatun’un ise cesaretini tebrik etmek yerine, 2003 yılında ‘Deep House’  türünde yapılan müthiş kaliteli, insanı oturduğu yerde dans ettiren, zamanın çok ötesinde bir şarkıyla alay edip durduk. Zaten Türk insanının en belirgin özelliğidir; bir şeyi anlayamadığımızda ya kutsal ilan eder ya da bok atarız. Ayşe Hatun da maalesef anlaşılamadı. O dönemde “artık vücudum sarkıyor, bir single patlatıp şarkıcı olayım bari” diyen mankenlerle aynı kefeye kondu. Onun ne kadar kaliteli işler peşinde koşacağını ve dünya trendlerini takip eden bir insan olduğunu anlamamız için aradan 5 yıl geçmesi gerecekti.

    2008 yılında ‘Kalbe Ben’ isimli şarkısıyla geri döndü Ayşe Hatun Önal. Yine Erdem Kınay’ın prodüktörlüğünde inanılmaz bir işe imza attı. Yaylılarla süslenmiş, muazzam houseritmleri, karanlık  vedub’a kaçan bir atmosfer ve öğeler. Bu sefer 2003’teki hata yapılmamış, bu şahane altyapı çok da sağlam sözlerle bezenmişti. Ayşe Hatun Önal’sa kırmızı latex elbisesiyle limuzin arkasında şarkı söyleyen ucuz escort görünümden, Avrupalı ve alternatif bir havaya bürünmüş imajı da sağlam oluşturulmuştu. ‘Sustuysam’ albümü bana göre ‘Kalbe Ben’ dışında ‘Hayalimdeki’, ‘Marslı’, ‘Bırakma Beni’ gibi mükemmel şarkılar da barındıran Türkiye’nin en sağlam elektronik müzik albümüdür. Günümüzde de Ayşe Hatun Önal piyasadaki akranlarına göre çok daha üst düzey işler yapmaya, en başarılı isimlerle çalışmaya ve çıtayı yükseltmeye devam ediyor.

Özetle her ne kadar Türkiye’de bizi yurtdışında da başarıyla temsil etmiş pek çok DJ’imiz olsa da, elektronik müzik üzerine Türkçe sözlü pop yeni yeni aşina olduğumuz bir şey. Bu konuda dünya standartlarının çok gerisindeyiz.  Yazıda da görülebilir ki 2003 yılında yani bundan tam on dört sene önce böyle bir trend daha dünyada tam oturmamışken, ülkemizde bu cesareti gösterip böyle bir iş yapabilmek takdir edilesidir. Hande Yener’in elektronik albümler yaptığı dönem Bedük’ün magazincilere “Hande Yener elektronikçi değil, sadece bu işi bilen insanlarla çalışıyor.” gibi bir açıklama yapıp, polemiğe girdiklerini hatırlıyorum. Sevgili Bedük ve Yener, sizden yıllar önce bu çıtanın yüksekliği Ayşe Hatun tarafından belirlenmişti. O dönem cadı ilan edilip yakılmasaydı her şey bambaşka olabilirdi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir