The Revolution Will Not Be Televised

Bu hafta sinema dışında bir konu hakkında iki kelam etmek istedim. Bildiğiniz gibi RTÜK’ün internet yayınlarını denetleyecek olması çok yakın. Hükümetin hayatımıza doğrudan müdahalelerinden biri. Artık parasını da versen bir şeyi dilediğince izleyemeyeceksin.

Devlet para akışının olduğu her yere elini uzatır; istemediği şeylere yasak uygular, az istediği şeyleri kısıtlar, istemediği şeyleri ise vergilendirir. Fakat devlet hantal bir yapıda olduğundan denetim mekanizmaları da uyuşuktur. Haliyle sizin uzun süredir bildiğinize erişmesi zaman alır.

Mesela en son sarma sigara konusunda yaşadık bunu. Yıllardır var olan bir şey. Devlet buradan para kazanamıyor olduğunu yeni fark etmiş ve buraya da kısıtlamalar getirmişti. Bu sıralar ise evde bira yapanlarla uğraşıyorlar, evimizde yaptıklarımıza kadar karışmaya başladıkları için şimdi de evde izlediklerimize geldi sıra…

İnternet evlerimize girdiğinden beri;

Film, müzik gibi sanatsal yaratıları illegal yollardan edinebiliyoruz. Çok uzun bir süredir de internet üzerinden yabancı dizi izleyebiliyoruz. Son birkaç senedir bu kültürel bir aktiviteye, insanlar arasında iletişim için kullanılan bir konuya dönüştü. Derken Netflix, Türkiye’de faaliyet gösteren bir şirket oldu. Blutv ve Puhutv adında iki adet yerli ve milli online platformumuz oldu. Bunlar kendi içeriklerini oluşturmaya başladılar. Ana akım medyada yayımlanan işlere olan ilgi giderek azaldı ve BUM!

Vatandaşın izlediği şeyler nasıl denetlenemezdi?

Nasıl özgürce ve bağımsız bir şekilde yayıncılık yapılabilirdi? Böyle bir şey mümkün mü ya? Kusura bakmayın arkadaşlar, devletimiz uyandı. Artık ayda 30 Lira ödediğiniz platformlarda istediğinizi istediğiniz gibi izleyemeyeceksiniz. Alkol ve sigara içilen sahneler mozaiklenecek, seks sahneleri atılacak, küfürler biplenecek. Tüm bunların dışında RTÜK’ü rahatsız edebilecek söylemler de yapımlardan bir güzel arındırılacak.

Hadi diyelim şirket buna yanaşmadı, şirkete de bay bay denilecek. Tıpkı Booking örneğinde olduğu gibi şirketin Türkiye faaliyetleri engellenecek. Ya da şirket sansürlemeye tamam dedi. Ee sonra ne olacak? Bu hizmet için yılda 360 Lira ödeyen müşteri böyle bir şeyi izlemek istemeyecek. Haklı değil mi? Ne farkı var bunun Show Tv’den? Para olmayınca da şirketler bu işi yapmaya devam etmeyecekler. Netflix çekip gidecek, Blutv ve Puhutv üretmeye devam etmeyecekler. Ne güzel değil mi? Olan yine yerli yapımlara oldu.

Fakat her yasakta olduğu gibi bizler de yeni alternatifler bulacağız. Yine birileri bu yapımları indirecek, birileri torrente yükleyecek. Hep beraber seed edeceğiz. Dil bilenlerimiz harıl harıl altyazı yazacaklar, hatta bazı özel isimleri ve kavramları anlamamamız için notlar bile oluşturacaklar. Birileri web siteleri kurup bunları sitelerine upload edecekler ve yapmamız gereken tek şey izlemek istediğimiz şeyi Google’da aratmak olacak.

Çünkü internetin olduğu yerde özgürlük olacak. Oradaki hiçbir şeyi illegal ilan edemeyeceksiniz. Bakın 90’larda Napster’ı yasaklayan müzik grupları şu an albüm yapamıyor. Böyle bir ortam internet. Hiçbir şeyi kısıtlayamayacaksınız. İzlemeye, dinlemeye, öğrenmeye ve size karşı olmaya devam edeceğiz. Tütün saracağız, evde bira yapacağız, indirmeden HD izleyeceğiz ulan! Boş adam devrimi yapacağız ahaha.

— > Bir Zevksizlik Turnusolü Olarak La Casa De Papel

— > Bir Şahsiyet Meselesi

— > Türkçe Elektronik Pop Müzik ve Ayşe Hatun Önal

The Revolution Will Not Be Televised” için 7 yorum

  • 2 Mart 2018 tarihinde, saat 12:42 pm
    Permalink

    Neden herşey Türkçe ama başlık İngilizce?

    Yanıtla
    • 2 Mart 2018 tarihinde, saat 5:46 pm
      Permalink

      “The Revolution Will Not Be Televised” (tr. Devrim televizyonlarda gösterilmeyecek) Gil Scott-Heron’ın güzel bir şarkısıdır. Basın organlarının sansürlenmesini eleştirir. Yazıya da çok uygun bir başlık olmuş bence.

      Yanıtla
  • 2 Mart 2018 tarihinde, saat 2:25 pm
    Permalink

    aga çünkü öyle bir duvar yazısı yazılmıştı gezi zamanında ona atıf yapmış sanırım arkadaş.

    Yanıtla
  • 2 Mart 2018 tarihinde, saat 8:17 pm
    Permalink

    İçeriğe değil de yazının başlığının ingilizce olmasına takılan bir toplumuz. Oysa araştırsa, google’da falan aratsa anlayacak ne olduğu.LOL.

    Yanıtla
  • 3 Mart 2018 tarihinde, saat 6:45 am
    Permalink

    bu mükemmel yazı için tebrik ederim. ekşi sözlükte paylaşılmış yazınızın linki, çok beğendim. paylaşan hesap siz misiniz?

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir