Kritik bir zirve için gözler Güney Afrika’da olacak. 25 – 27 Temmuz tarihleri arasında onuncusu gerçekleşecek olan BRICS Zirvesi, her zamankinden daha önemli bir ortamda toplanıyor.

Bir tarafta keskinleşen ticaret savaşları, öte tarafta İran ile alevlenen, Suriye ile süregiden, Ukrayna ile ambargoların etkisinin hissedildiği bir fotoğrafın tam ortasındayız. Her şey bir yana çok kutuplu dünyanın rekabetinde geleceğe dair kararların stratejik önem taşıdığı bir gündem içerisindeyiz.

Ana temasına baktığınızda da ‘dördüncü sanayi devriminde kapsayıcı büyüme ve refah paylaşımı için işbirliği’ başlığı önem arz ediyor. Dikkatinizi çekerim tanıtımı dördüncü sanayi devrimi olarak koymuş olmaları ıskalanacak bir unsur değil.

Çünkü eğer tanımı böyle koyuyorsanız, ilk üç sanayi devriminde de neler yaptığınızı sorgulayan bir yaklaşım içerisinde olduğunuz anlamına gelir. Endüstri 4.0 ya da Toplum 5.0 gibi fikri ortaya atandan ari, buna ulaşmaya uzam olanların meşeliyi sloganlaştırmasından arındığınızı gösterir.

Muhtemeldir ki burada liderler görüşmesi de ayrı bir önem taşıyacaktır. Son derece iyi bir haber ki, Türkiye de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katılımıyla toplantıya dahil olacak. Erdoğan’ın buradaki söylemleriyle eylemlerinin test edileceği son bir sürecin arifesinde olduğumuz tespitini tarihe not düşmek adına buraya yazmakta fayda var.

Zira Türkiye’nin niyetleriyle eylemleri arasında önemli çelişkiler bulunuyor. Şayet samimi bir yaklaşım içerisinde olursak, bir çok sorunumuzu konuşacağımız bir ortam yakalayabiliriz. Türkiye’nin akılla bezenmiş bir cesaret ve samimiyet içerisinde olması gerektiğini düşünüyorum.

Bu anlattıklarımdan şu çıkmasın. Bir tarafta ilişkiyi koparıp, diğer tarafla haşır neşir olalım. Kast ettiğim bu değil. Türkiye’nin kendi karakteriyle, onurlu ve tutarlı, kendi çıkarları doğrultusunda bir yaklaşım sergilemesi gerekiyor.

Şüphesiz bu konuda da elimizi en çok zayıflatan başlık ekonomimiz. İktidar yetkilileri ne derse desin, iktisaden çok sorunlu olduğumuz ve büyük açmazlarımız dünyada herkes tarafından biliniyor. Yani içerideki pembe gazeteler, yurtdışında iş yapmıyor.

İşte bu gerçek, ilişkileri belirlerken en kritik ve hata yapmamamız gereken konu. Bu meseleyi neden gündeme getiriyorum? Bu birlikteliğin bir fonu var. Geçen yıl gerçekleşen zirveyi değerlendiren dönemin Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, kalkınma bankasından fon kullanmanın üye olmayı gerektirdiği ve bu gerekçeyle üye olmayı düşündüklerini açıklamıştı.

Yaklaşım buysa sakın BRICS toplantısına gitmeyin. Çünkü dünyada hiç kimse doğuda da batıda da saf değil. Yıllar önce, AB 6. Çerçeve Programı söz konusuyken, bir KOBİ sahibinin AB uzmanına şunu söylediğini duymuştum: “Sen parayı getir, proje kolay.”

Kafayı salt, orada para var alalım noktasında çalıştırırsanız, öyle bir oyuna gelirsiniz ki cebinizdekileri de alırlar. Türkiye’nin öncelikleri siyasette dengeli ve barış içinde bir dünya, ekonomide de dış ticaret hacmini artırırken dengeli bir ticaret ilişkisi kurma, mümkünse ortak teknoloji gelişimlerine dahil olma çerçevesinde olmalıdır.

Zaten doğru bir planlama ve stratejiniz olursa, ihtiyacınız olan kaynak bir şekilde gelecektir. Fakat para derdine düşmüş dilenciler gibi sağa sola saldırırsanız, daha çok pişman olacağımız sonuçları önümüze getirirsiniz.

BIRCS ile de batı ekonomileriyle de siyasi sorunlarımız bir yana, ekonomik problemlerimiz verdiğimiz dış ticaret açığıdır. Batıyla durumumuz zaten açık. BRICS ile de dış ticaret hacmimiz 60,7 milyar dolar. Daha kötüsü ihracatımız sadece 7,3 milyar dolar. Gerisi de ithalatımız… Bu fotoğrafı değiştirmeden bir taraftan diğer tarafa dönerseniz, dayağı sadece başkası atar. Benden söylemesi… Zaman, hata ya da şark kurnazlığı yapma zamanı değil.

cetinunsalan@yahoo.com