Sümer Tabletleri (Tanrı Enki’nin Sözleri) 3.Tablet 2.Bölüm

Ekip Asteroid Kuşağını Geçmeyi Başarıyor ve Mars’a İniyor

Kahramanlardan neşe haykırışları yükseldi. Şimdi Güneş’in perdesi açılmış, görüntüsü ile neşelerine neşe katılmıştı. Bu coşkunun ortasında Anzu’dan bir uyarı geldi. Bu yolun açılabilmesi için aşırı su tüketmişlerdi, arabanın ateş taşlarını besleyecek su, yolculuğun geri kalanına yetmezdi. Karanlık derinlikte altıncı gezegeni görebiliyorlardı artık. Güneş’in ışınlarını yansıtıyordu.

“Lahmu‘da (Mars) su var ( eserin devamında Mars’ın Nibiru gezegeninin etkisiyle hasara uğrayıp suyunu kaybettiğini göreceğiz.)” diyordu Ea. “Arabayı onun üstüne indirebilir misin” diye sordu Anzu’ya. Anzu arabayı ustalıkla yöneltti Lahmu’ya, bu göksel tanrıya ulaşınca, bir tur attı arabayla onun etrafında. “Gezegenin ağı çok güçlü değil, çekişiyle başa çıkmak kolay” diyordu Anzu. Görülecek bir manzaraydı Lahmu, çok renkliydi. Kar beyazı takkesi, kar beyazı çarıkları, ortası kırmızımsı renkte ve gölleri, ırmakları tam ortasında ışıldamaktaydı.

Anzu ustalıkla yavaşlattı arabayı ve bir göl kenarına nezaketle kondu. Ea ve Anzu, kartal miğferlerini takındılar. Sert zemine adım atmak üzere aşağıya salındılar. Emir üstüne kahramanlar, suyu emeni uzattılar, arabanın iç kısımlarını gölün sularıyla doldurdular. Araba payına düşen suyla doluyorken, Ea ve Anzu etrafı kolaçan ediyorlardı. Sınayıcı ve çeşnici ile tüm meseleleri kesinleştirdiler.

 

Nibirulular Dünya’ya Ulaşıyor

Sular içilebilirdi ama hava yetersizdi. Tüm bunlar arabanın yıllıklarına (Uzay gemisinin seyir defteri) kaydedildi. Yoldan sapma ihtiyacı iyice tarif edildi. Canlılığı tazelenen araba yükselip süzüldü, iyi niyetli Lahmu’ya veda ediyordu. Biraz ileride turunu atmaktaydı yedinci (Dünya) gezegen. Komutan koltuğunda Anzu’dan ses çıkmıyor, Ea da suskunlaşmış hiç konuşmuyordu.

Menzilleri hemen önlerindeydi. Dünyanın altını, ya Nibiru‘nun kurtuluşu olacaktı ya da belası. “Araba yavaşlamalı yoksa Dünya’nın kalın atmosferinde kavrulup yok olacak” diye Anzu’ya anlattı Ea. “Dünya’nın yoldaşı Ay‘ın etrafında çemberler çizip yavaşlayalım” diye önerdi Ea ona. Ay’ın etrafında döndüler. Nibiru’nun göksel savaşta alt ettiği Ay; boynu eğik, yaralı yatmaktaydı. Arabayı böylece yavaşlatan Anzu, onu yedinci gezegene yönlendirdi. Arabayla Dünya’nın küresinin etrafından bir iki çember çizdikten sonra onu sert toprağa doğru alçalttı.

Gezegenin üçte ikisi kar rengindeydiortası ise koyu renkli. Okyanusları görebildiler, sert toprakları görebildiler. Alalu’nun işaret fenerini arıyorlardı. Bir okyanusun kuru toprağa dokunduğu, dört nehrin sazlıklarla kaplandığı bir yere Alalu’nun işareti yol gösterdi. “Araba sazlıklara konamayacak kadar büyük ve ağır” diyordu Anzu. “Dünya’nın kuru toprakta çok güçlü olan çekici ağıyla oraya alçalamayız” dedi Anzu, Ea’ya. “Suya in! Okyanus’un sularına in” diye bağırdı Ea, Anzu’ya.

 

Gemi Okyanusa İniyor

Anzu, gezegenin etrafında bir çember daha çizdi. Arabayı büyük bir dikkatle okyanusun kenarına dek alçalttı. Arabanın kocaman ciğerleri havayla doldu, suların üstüne indi ama derinlere batmadı. Konuşucudan bir ses duyuldu: “Dünya’ya hoş geldiniz” diyordu Alalu. Onun ışınlanan sesinin yönünden nerede olduğu belirlendi. Anzu arabayı o yana doğru çevirdi. Şimdi bir sandal gibi yol alıyordu sular üstünde. Az sonra geniş okyanus daraldı ve her iki yanında muhafızlar gibi görünür oldu kuru toprak.

Sol yanda kahverengi tepeler yükseliyordu. Sağ yanda ise başı göğe değen dağlar. Alalu’nun yerine doğru gitmekteydi araba, bir sandal gibi yol almaktaydı sular üstünde. İleride sular altında kalmış kuru topraklar göründü, okyanusun yerini sazlıklar almaktaydı. Anzu kahramanlara emirler yağdırdı: “Balık giysilerinizi donanın” diye emretti. Arabanın bir kapağı açıldı ve kahramanlar bataklıklara indiler. Arabaya güçlü ipler bağlamışlardı, iplerle arabayı çekiyorlardı.

 

Nibirulular Mezopotamya’ya Ayak Basıyor

Alalu’nun ışınlanan sözleri giderek güçleniyordu: “Acele edin! Acele edin” diyordu. Sazlıkların kıyısında, baktılar ki şöyle bir manzara: Güneş ışıklarının altında parlıyordu Nibiru’dan bir araba, Alalu’nun gök arabasıydı bu! Kahramanların adımları hızlandı, Alalu’nun arabasına doğru seğirttiler. Sabırsızlanan Ea kendi balık giysisini kuşandı, kalbi göğsünde davul gibi gümbürdüyordu. Sazlıklara atladı, kıyısına doğru hızlı adımlarla yürüdü. Sazlıkları örten su yüksekti, dibi tahmininden daha derindeydi.

Yürümeyi bırakıp yüzdü, geniş kulaçlarla ileri atıldı. Kuru topraklara yaklaştığında, yeşil çayırları görür oldu. Derken ayağı sert zemine dokundu. Ayağa kalkıp yürüyerek devam etti. İleride kollarını şevkle sallayan Alalu’yu görüyordu. Sulardan çıkan Ea kıyıya ayak bastı. Koyu renkli Dünya’nın üstünde durmaktaydı. Alalu koşarak karşıladı damadını, sımsıkı kucakladı onu. “Hoş geldin başka bir gezegene” dedi Ea’ya Alalu.

 

Mezopotamya’da Araştırmalar Başlıyor

(Şimdi anlatılanlar Eridu‘nun ( Nibiru halkının dünya da kurduğu ilk şehir) Dünya’da nasıl kurulduğunun, yedi gün hesabının nasıl başladığının hikayesidir. (Tevrat’ta geçen yedinci gün dinlenme ve hiç çalışmama ritüelinin nasıl Sümer kaynaklı olduğunu birazdan göreceğiz)

Alalu hiç konuşmadan uzunca kucakladı Ea’yı. Gözleri mutluluk göz yaşlarıyla doldu. Ea hürmetle eğildi onun önünde, kayınbabasına saygısını gösteriyordu. Kahramanlar ilerliyordu sazlıklarda. Çoğu balık giysisine bürünmüş, kuru toprağa varmak için hızlanmaktaydı. “Araba yüzer halde kalsın” diye emrediyordu Anzu. “Sulara demirleyin onu, ilerideki çamurdan sakının!

Kahramanlar kıyıya çıktılar, Alalu’nun huzurunda hürmetle eğildiler. Anzu kıyıya çıktı, arabadan en son inendi. Alalu’nun huzurunda hürmetle eğildi, Alalu ile kucaklaştılar. Oradaki herkesi güzel sözlerle karşıladı Alalu. Orada toplananlara, Ea komutanlık söylevi verdi. “Burada Dünya’da komutan benim diyordu. Ölüm kalım görevi için geldik, Nibiru’nun kısmeti bizim ellerimizde.” Etrafına bakındı, ordugahı için bir yer arandı. “Toprak yığının olduğu yerde, şurada bir tepe oluşturun” emrini verdi Ea ve bir Ordugah kurdular.

 

Kısa Dünya Günleri Nibiru’luları Korkutuyor

İşaret ettiği yerden çok uzak olmayan bir noktaya, Alalu tarafından sazdan bir kulübe yapılmıştı. Sonra Anzu’ya seslendi: “Işınlayarak ilet sözleri Nibiru’ya, babam kral Anu’ya başarıyla indiğimizi bildir.” Çok geçmeden göğün rengi değişti. Parlaklık kırmızımsıya dönmekteydi. Gözlerinin önüne, hiç görmedikleri bir manzara oluşuverdi. Güneş kırmızı bir top gibi ufukta gözden kayboluyordu. Korku sardı kahramanları, bir büyük afet geliyorsa, diye ürktüler. Alalu gülerek rahatlatan sözler söyledi.

“Bu Güneş’in batışı, Dünya’da bir günün sona erişini işaret ediyor. Kısa bir dinlenme için yatıp uzanın, Dünya’da gece inanılmayacak kadar kısa. Çok geçmeden, bir anda Güneş tekrar görünecek, Dünya’da sabah olmuş olacak.” Çabucak çöktü karanlık, Dünya’yı göklerden ayırdı. Karanlığı delip geçiyordu yıldırımlar, gök gürültülerini izledi yağmurlar. Rüzgarlarla uçuştu sular. Yabancı bir tanrının fırtınalarıydı bunlar. Arabanın içinde çömelip kaldı kahramanlar, arabanın içinde birbirlerine sokuldular.

Dinlenmek ne kelime, çok huzursuzdular. Kalpleri hızla atarken beklediler Güneş’in dönüşünü. Onun ışınları tekrar göründüğünde gülüyorlar, neşeyle birbirlerine şakalar yapıyorlardı. Akşam oldu, sabah oldu ve Dünya’da ilk gün oldu. Gün ağarınca Ea yapılacakları tasarladı. Suları sulardan ayırmaya verdi dikkatini, çünkü içilecek suya ihtiyaç vardı. Engur‘u tatlı su ustası atadı, içilecek suları o sağlayacaktı. Alalu ile yılan gölcüğüne gitti o, onun tatlı suları üstüne düşünecekti. “Gölcükte kötü yılanlar kaynıyordu” dedi Engur, Ea’ya.

Haftaya 3.Tablet 3.Bölüm‘de görüşmek üzere, sevgi ve dostlukla kalın.

— > Sümer Tabletleri (Tanrı Enki’nin Sözleri) 3.Tablet 3.Bölüm

— > İz Bırakanlar / Iqbal Masih

— > Dürbün Okur’dan 5 Kitap Önerisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir