Sümer Tabletleri (Tanrı Enki’nin Sözleri) Tablet IV Bölüm III

Anzu Mars’ta Alalu ile Beraber Kalacağını Söylüyor

“Lahmu’nun sert zeminine, Alalu ile ben de ineceğim. Gök odasıyla dönmeyi istemiyorum arabaya. Bu yabancı gezegende Alalu ile kalacağım ve ölene dek onu koruyacağım. İçindeki ağudan öldüğünde, gömeceğim onu krallara layık bir mezara. Bana gelince… Ben ünümü yaptım. Anzu diyecekler, her şeye rağmen bir krala sürgünlüğünde yoldaşlık etti, başkalarının görmediği şeyleri gördü ve yabancı bir gezegende bilinmeyenlerle karşılaştı.

Anu Anzu’yu Ödüllendiriyor

“Anzu, diyecekler zamanın sonuna dek, bir kahraman gibi öldü.” Alalu’nun gözlerinde yaşlar, Anu’nun yüreğinde şaşkınlık vardı. “Dileğin hürmet görecek” dedi Anu, Anzu’ya. “Şuracıkta sana bir söz vermeme izin ver. Elimi kaldırıp yemin ediyorum sana, bir sonraki yolculukta bir araba Lahmu’nun turuna yanaşacak ve gök gemisini sana indirecek. Yaşıyorsan seni bulacak ve seni Lahmu’nun efendisi ilan edeceğim.”

“Lahmu’da bir ara istasyon kurulduğunda, komutanı sen olacaksın.” Anzu başını eğdi. “Öyle olsun” dedi Anu’ya. Alalu ve Anzu gök odasına götürüldüler, kartal miğferleri ve balık giysileri verildi, yiyecek ve araç gereç de eklendi yanlarına. Gök gemisi çember çizen arabadan ayrıldı, onun inişi arabadan izlendi. Gözden kaybolduğunda, araba Nibiru’ya döndü.

Dokuz şar (her şar 3600 Dünya yılı) boyunca Nibiru’da kraldı Alalu. Sekiz şar boyunca Eridu‘da komutandı. Dokuzuncu şarda ise kısmeti, Lahmu’da sürgün iken ölmekti.

Dünya’da ve Mars’ta Tesislerin Kurulmasına Başlanıyor

Anu Nibiru’da neşeyle karşılandı. Neler olup bittiğini meclise ve prenslere anlattı. Onlardan ne acıma ne de öç alma talep etti. Hepsine önlerindeki işleri tartışma talimatı verdi. Toplananlara, kapsamı çok büyük bir planı şöyle özetledi: Güneş ailesinin hepsini tek bir krallıkta toplayan, Nibiru’dan Dünya’ya dek ara istasyonlar kurulacaktı. Birincisi Lahmu’da olacaktı. Ay için de ayrıca plan yapılacaktı. Diğer gezegenlerin veya onların çevresinde turlayan kalabalıklar üstünde, sürekli bir araba kervanını destekleyen ve koruyan istasyonlar kurulacaktı. Dünya’dan altın hiç kesilmeksizin böyle taşınacaktı Nibiru’ya, başka bir yerde daha altın bulunursa ne ala.

Danışmanlar, prensler, alimler Anu’nun planları üstünde düşündüler. Nibiru’nun kurtuluşuyla ilgili planlarda hepsi de bir umut olduğunu gördüler. Alimler ve komutanlar göksel tanrılara dair bilgiyi kusursuzlaştılar. Arabalara ve gökgemilerine yeni türden roket gemiler eklediler. Görevler için kahramanlar seçildi, görevler için çokça şey öğrenildi. Bu planlar Enki’ye ve Enlil’e ışınlanıp yollandı.

Dünya’daki hazırlıkları hızlandırmaları söylendi. Dünya’da neler olmuş olduğuna ve neler yapılması gerekeceğine dair çokça şey tartışıldı. Enki Alalgar’ı Eridu’ya vali atayıp hızla Abzu’ya yöneldi. Altının, Dünya’nın iç derinliklerinin neresinden çıkartılacağını belirledi. Kahramanlara hangi görevlerin verileceğinin, hangi araçların gerekeceğinin hesaplanması gerekiyordu.

Enki’nin zekasının ürünü olan bir yer yarıcı tasarlandı ve bunun Nibiru’da biçimlendirilmesini istedi. Ayrıca yerde bir yarık açmak ve onun iç kısımlarına tüneller yoluyla erişebilmek için Çatırdatan’ı ve Ezen’i de tasarlamıştı, Nibiru’da Abzu için biçimlendirilecekti. Nibiru’nun alimlerinin, üstünde düşünmeleri için başka sorular da sordu.

Dünya’daki Kahramanların İhtiyaçları, Uzay Üssünün Nereye Kurulacağı Gibi Sorunlara Çözüm Bulunuyor

Kahramanların sağlığı ve esenliği için gereken ihtiyaçların listesini çıkardı. Dünya’nın hızlı turları kahramanları da altüst ediyordu. Dünya’nın çok hızlı değişen gün ve gece devreleri onları sersemletiyordu. Atmosferi iyi olmasına karşın bazı şeyleri eksik başka şeyleri fazlaydı. Kahramanlar yiyeceklerin aynılığından şikayetçiydiler. Komutanları Enlil Güneş’in Dünya üstündeki ısısından çok kötü etkilenmişti. Serinliği ve gölgeyi özlüyordu.

Enki hazırlıklar yapıyordu Abzu’da. Enlil de gökgemisiyle Edin’in genişliğini taramaktaydı. Dağların ve nehirlerin sayımını yaptı, vadilerin ve ovaların ölçülerini aldı. İniş yerini nereye kuracağını, roket gemilerin yerinin neresi olacağını aramaktaydı. Güneş ısısından kötü etkilenmişti Enlil. Serinlik ve gölge bir yer bakınıyordu.

Enlil Lübnan’a Uzay Üssü ve Kendine Mesken Kuruyor

Eridu’nun kuzey yanındaki karla kaplı dağları gözü tuttu. O güne dek gördüğü en uzun ağaçlar, bir sedir ormanında yetişiyordu. Orada, bir dağın yukarılarındaki bir vadinin zeminini güçlü ışınlarla düzleştirdi. Kahramanlar dağ yamacından büyük taşlar çıkarıp şekillendirerek kestiler. Üstünde gökgemileri taşıyacak platformu desteklemek için bunları taşıyıp yerleştirdiler. Enlil yapılanları görüp memnun oldu. Gerçekten inanılmaz  bir eserdi; sonsuza dek kalacak bir yapı. Dağların zirvesinde kendine bir ev yapmaktı arzusu. Sedir ormanındaki en uzun ağaçlardan uzun direkler hazırlattı. Bunlarda kendisi için bir mesken yapılmasını emretti. Kuzey zirvesinin meskeni koydu adınıNibiru’da, yükselip süzülecek yeni bir gök arabası hazırlandı. Yeni türden roket gemileri, gökgemileri ve Enki’nin tasarladıklarını taşıyıp getirecekti.

Nibiru’dan Sürekli Takviye İnsan ve Teknik Destek Geliyor. Ana Tanrıça Ninnah Dünya’ya Geliyor

Nibiru’dan elli kişilik taze güç geliyordu. Aralarında seçilmiş kadınlar da vardı. Komutanları Ninmah‘tı, yüceltilmiş kadın. İmdada yetişmek ve şifa vermek konusunda eğitimliydiler. Anu’nun kızlarında biriydi yücelmiş kadın Ninmah. Enki ve Enlil’in öz kardeşi değil, üvey kız kardeşiydi. İmdada yetişmek ve şifa vermekte çok bilgiliydi ve hastalıkların tedavisinde çok ilerlemişti.

Ninmah Mars’taki Ölmüş Anzu’yu Diriltiyor

Dünya’dan gelen şikayetlere dikkat kesilmiş, bir şifa hazırlamıştı. Önceki arabaların rotası kaderler tabletlerinde kaydedilmişti. Kılavuzu Nungal bunu izliyordu. Hiç hasar görmeden vardılar göksel Tanrı Lahmu’ya. Gezegenin çevresinde turladılar, yavaşça onun yüzeyine indiler. Bir kahraman grubu çok zayıf bir ışını izliyordu, Ninmah da onlarla gitti. Bir göl kenarında buldular Anzu’yu, miğferinden işaretler ışınlanıyordu. Anzu hareketsizdi, yere kapaklanmış, ölü yatmaktaydı. Ninmah onun yüzüne dokundu, kalbine dikkat kesildi. Torbasından ışıltıyı çıkarttıonun kristallerinin yaşam veren ışınımlarını onun bedenine yönelttiAltmış kez doğrulttu Ninmah nabzı, altmış kez doğrulttu ışıltıyı, altmışıncı seferde Anzu gözlerini açtı, dudaklarını kıpırdattı. Ninmah yavaşça döktü yaşam suyunu onun yüzüne; dudaklarını onunla ıslattı.

Anzu Alalu’nun Ölümünü Anlatıyor

Yavaşça ağzına yaşam besini yerleştirdi; derken mucize gerçekleşti: Ölmüş Anzu dirildi. Ona hemen Alalu’yu sordular. Anzu da onlara Alalu’nun ölümünü anlattı. Düzlükten göğe doğru yükselen büyük bir kayaya götürdü onları. Oraya giderken anlattı neler olduğunu. İndikten sonra çok geçmemişti ki Alalu aralıksız bir sancıyla çığlık atmaya başlamıştı. Ağzından tükürüyordu içini, çok büyük bir acı çekmekteydi.

Böyle diyordu Anzu. Onları o büyük kayaya götürdü, düzlükte bir dağ gibi yükseliyordu. “Bu büyük kayada bir mağara buldumAlalu’nun naaşını oraya sakladım. Girişini taşlarla örttüm.” Böyle diyordu Anzu onlara. Kayaya dek onu izlediler, taşları kenara alıp mağaraya girdiler. İçinde Alalu’dan kalanları buldular. Bir zamanlar Nibiru’da kral olmuş olan şimdi bir mağarada kemik yığınından ibaretti.

Alalu Ölümsüzleştiriliyor, Anzu Mars’a Lider Oluyor

“Tarihimizde ilk kez bir kral Nibiru’da ölmedi, Nibiru’da gömülmedi.” Böyle diyordu Ninmah. “Ebediyete dek huzur içinde yatsın” diyordu. Mağaranın girişini yine taşlarla örttüler. Işınlarıyla bu büyük kaya dağının üstüne Alalu’nun suretini oydularKartal miğferiyle gösterdiler onu. Yüzünü apaçık betimlediler. Alalu’nun sureti sonsuza dek baksın bir zamanlar yönettiği Nibiru’ya diye. Altını keşfettiği Dünya’ya doğru. Yücelmiş hanım Ninmah işte böyle buyurdu, babası Anu adına. “Sana gelince Anzu, kral Anu sana verdiği sözü tutacak. Yirmi kahraman seninle burada kalacak, ara istasyon kurmaya başlayacaklar. Roket gemiler Dünya’dan kalkıp altın cevherini buraya getirecekler. Gök arabaları altını buradan alıp Nibiru’ya götürecekler. Yüzlerce kahraman Lahmu’yu mesken edinecekler. Sen Anzu komutanları olacaksın.” Babası Anu’nun adına böyle konuştu büyük hanım, Anzu’ya. “Hayatımı sana borçluyum büyük hanım” diyordu Anzu. “Anu’ya duyduğum şükranın sınırı yok.” Araba Lahmu gezegeninden ayrıldı; Dünya’ya doğru yola koyuldu.

Haftaya  beşinci tablette görüşmek üzere. Sevgi ve dostlukla kalın.

İskender Vural

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir