Sümer Tabletleri (Tanrı Enki’nin Sözleri) III. Tablet III. Bölüm

Her Gün Yeni Bir Araştırma

Sonra Ea sazlıklar üstüne düşündü ve yağmur sularının bolluğunu hesapladı. Enbilulu‘yu sazlıklardan sorumlu olarak atadı. Sazlık çalılarının sınırlarını belirlemeye yolladı. Enkimdu‘yu hendek ve su yolu işlerine atadı. Sazlıkların etrafında bir sınır oluşturacak, gökten inen yağmurların toplanması için bir yer yapacaktı. Aşağı sulardan böyle ayrıldı yukarı sular ve sazlıkların suyu ile tatlı sular araya set çekip ikiye ayrıldılar. Akşam oldu, sabah oldu ve Dünya’daki ikinci gün oldu.

Güneş sabahı müjdeleyince, kahramanlar verilen görevleri yapmaya koyuldular. Alalu ile Ea ise adımlarını çayırlara ve ağaçlara doğru döndürdüler. Meyve bahçelerinde her şey yetişiyordu. Bitkiler ve meyvelerin türleri incelenmeliydi. Ea veziri İsimud‘a soruyordu soruları: “Bu bitki ne, şu bitki ne” diye sıralıyordu. Çok bilgili olan İsimud yetişen iyi besinleri ayırt edebilmekteydi. Bir meyve kopartıp verdi Ea’ya, “bu bir bal bitkisi” dedi. Bir tane kendi yedi, bir tane Ea yedi.

Yetişen besinlerden iyilerini ayırma işinin başına Ea, kahraman Guru‘yu atadı. Kahramanlara su ve yiyecek böyle sağlandı ama doymadılar. Akşam oldu, sabah oldu ve Dünya’daki üçüncü gün oldu. Dördüncü gün rüzgarların hızı kesildi, araba dalgalarla sallanmaz oldu. “Arabadan araç gereç getirilsin ve ordugaha meskenler kurulsun” diye buyurdu Ea. Kalıp ve tuğlanın başına Kulla’yı atadı. Kilden tuğlalar biçimlendirecekti. Üstüne meskenlerin dikileceği temelleri Muşdammu atacaktı.

Güneş gün boyunca ışıldadı, gün boyunca ışık boldu. Akşam vakti Kingu, Dünya’nın ayı yusyuvarlaktı. Dünya üstüne soluk bir ışık saçtı. Geceye hükmeden alt dereceden bir ışık olarak göksel tanrılar arasında sayılacaktı. Akşam oldu, sabah oldu ve Dünya’daki dördüncü gün oldu. Beşinci gün Ea, Ningirsig‘e sazlardan bir sandal yapmasını emretti. Sazlıkların genişliği hesaplanacak, bataklıkların nerelere uzandığı üstünde düşünülecekti. Sularda kaynaşan, havada uçan her şeyi bilen Ulmaş‘tı. Birlikte iyiyi kötüden ayırmaya gittiler.

Sularda kaynaşan, kanadı olup havada uçan türlerden çoğu Ulmaş’a yabancıydı. Sayıları çok ama çoktu, sazanlar iyi idi, kötüler arasında yüzüyorlardı. Sazlıklar ustası Enbilulu‘yu çağırttı Ea. Hendek ve su yolundan sorumlu Enkimdu‘yu çağırttı. Onlara konuştu, kamışlıklar ve yeşil sazlarla sazlıklarda bir engel yapacaklar, balığı balıktan ayırmak için bir kapalı mekan, sazanların kaçamayacağı bir ağ tuzağı, yenebilecek hiç bir kuşun kapanından kurtulamayacağı bir yer oluşturacaklardı.

Böylece kahramanlara besin olması için balık ve kuşların iyi olanları ayrıldı. Akşam oldu, sabah oldu ve Dünya’daki beşinci gün oldu. Altıncı gün Ea, meyve bahçesindeki yaratıklarla ilgili düşündü. Enursag‘a sürünen ve yürüyen her şeyi ayırt etmesi görevini verdi ama bunların çeşitliliği Enursag’ı çok şaşırttı.

Vahşiliklerinin şiddetini Ea’ya etraflıca anlattı. Kulla’yı çağırttı Ea, Muşdammu’ya emirler verdi acilen. “Akşam vakti meskenler bitmiş olsun, korunmaları için çevreleri çitle çevrilsin” dedi..

Kahramanlar bu görevi üstlendiler, temellerin üstüne hızla çıktılar tuğla sıralarını. Damlar sazlardan yapıldı, çitler kesilen ağaçlarla dikildi. Anzu, arabadan bir öldüren ışın getirdi. Ea’nın meskenine sözler ışınlayan konuşucu kurdu. Akşam vakti tamamlanmıştı ordugah. Gece için orada toplandı kahramanlar. Akşam oldu, sabah oldu ve Dünya’daki altıncı gün oldu. Yedinci günde ordugahtaki kahramanlar bir araya toplandı. Ea onlara konuşacaktı: “Çok tehlikeli bir yolculuktan sonra buraya vardık.”

 

Yedinci Gün Dinlenme Emri Veriliyor

“Nibiru’dan yola çıkıp yedinci gezegene dek çok tehlikeli bir yolculuk yaptık. Başarıyla indik Dünya’ya. Çok iyi şeyler başardık, bir ordugah kurduk. Bugün dinlenme günü olsun. Bundan böyle her yedinci günde hep dinlenilsin. (Burada kutsal kitaplardaki tatil günü, yedinci günün oluşumu anlatılıyor.) Bundan böyle burası uzaklardaki yuva anlamına Eridu adıyla bilinsin. Sözümüzü tutalım, Eridu’lu Alalu’yu komutan ilan edelim.”

Toplanan kahramanlar hep birlikte bağrışıp onayladılar. Alalu uygun bulduğunu söyleyip Ea’ya övgüler düzdü. “Ea’ya ikinci bir ad verilsin. Bundan böyle ona, hünerli biçimlendirici anlamına Nudimmud denilsin.” Kahramanlar hep birlikte bağırışıp onayladılar. Akşam oldu, sabah oldu ve Dünya’daki yedinci gün oldu.

***

(Tabletimizdeki ve diğer Sümer tabletlerindeki bu altı gün çalışıp, yedinci gün dinlenme din kitaplarına yaratılış safhaları olarak geçti. Bugün sık sık araştırmacıların gündeme getirip tartıştığı, yaratılıştaki bahsi geçen bir gün bin yıl demek gibi. Öyle bile olsa bilimsel gerçeklerle çelişir. Çünkü evren 15 milyar yaşındadır. Dünya 4.5 milyar yaşındadır. Açıklamalarla savundukları yaratılış hikayesinin aslı budur. Bu örnek din kitaplarının Sümer tabletlerinden bazen kelimesine kadar alıntılar yaptığını gösteren örneklerden sadece biridir. Şimdi aynı hikayeyi Tevrat’tan okuyalım.

“Bab 1- 1Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı. 2– Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu, engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrı’nın Ruhu suların üzerinde hareket ediyordu. 3-Tanrı, “Işık olsun” diye buyurdu ve ışık oldu. 4-Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı. 5-Işığa “Gündüz”, karanlığa “Gece” adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ilk gün oluştu.

6- Tanrı, “Suların ortasında bir kubbe olsun, suları birbirinden ayırsın” diye buyurdu. 7- Ve öyle oldu. Tanrı gök kubbeyi yarattı. Kubbenin altındaki suları üstündeki sulardan ayırdı. 8-Kubbeye “Gök” adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ikinci gün oluştu.

9-Tanrı, “Göğün altındaki sular bir yere toplansın, kuru toprak görünsün” diye buyurdu ve öyle oldu. 10- Kuru alana “Kara”, toplanan sulara “Deniz” adını verdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü. 11-Tanrı, “Yeryüzü bitkiler, tohum veren otlar, türüne göre tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları üretsin” diye buyurdu ve öyle oldu. 12- Yeryüzü bitkiler, türüne göre tohum veren otlar, tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları yetiştirdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü. 13-Akşam oldu, sabah oldu ve üçüncü gün oluştu.

14-15- Tanrı şöyle buyurdu: “Gök kubbede gündüzü geceden ayıracak, yeryüzünü aydınlatacak ışıklar olsun. Belirtileri, mevsimleri, günleri, yılları göstersin.” Ve öyle oldu. 16-Tanrı büyüğü gündüze, küçüğü geceye egemen olacak iki büyük ışığı ve yıldızları yarattı. 17-18-Yeryüzünü aydınlatmak, gündüze ve geceye egemen olmak, ışığı karanlıktan ayırmak için onları gök kubbeye yerleştirdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü. 19-Akşam oldu, sabah oldu ve dördüncü gün oluştu.

20-Tanrı, “Sular canlı yaratıklarla dolup taşsın, yeryüzünün üzerinde, gökte kuşlar uçuşsun” diye buyurdu. 21-Tanrı büyük deniz canavarlarını, sularda kaynaşan canlıları ve uçan çeşitli varlıkları yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü. 22-Tanrı, “Verimli olun, çoğalın, denizleri doldurun, yeryüzünde kuşlar çoğalsın” diyerek onları kutsadı. 23- Akşam oldu, sabah oldu ve beşinci gün oluştu.

24- Tanrı, “Yeryüzü çeşit çeşit canlı yaratık, evcil ve yabanıl hayvan, sürüngen türetsin” diye buyurdu. Ve öyle oldu. 25- Tanrı çeşit çeşit yabanıl hayvan, evcil hayvan, sürüngen yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü. 26- Tanrı, “Kendi suretimizde, kendimize benzer insan yaratalım” dedi, “Denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, evcil hayvanlara, sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen olsun.” 27- Tanrı insanı kendi suretinde yarattı, onu Tanrı’nın suretinde yarattı. Onları erkek ve dişi olarak yarattı. 28-Onları kutsayarak, “Verimli olun, çoğalın” dedi, “Yeryüzünü doldurun ve denetiminize alın, denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, yeryüzünde yaşayan bütün canlılara egemen olun.” 29- İşte yeryüzünde tohum veren her otu, tohumu meyvesinde bulunan her meyve ağacını size veriyorum. Bunlar size yiyecek olacak. 30- Yabanıl hayvanlara, gökteki kuşlara, sürüngenlere –soluk alıp veren bütün hayvanlara– yiyecek olarak yeşil otları veriyorum.” Ve öyle oldu. 31-Tanrı yarattıklarına baktı ve her şeyin çok iyi olduğunu gördü. Akşam oldu, sabah oldu ve altıncı gün oluştu.

Bab 2 1-Gök ve yer bütün öğeleriyle tamamlandı. 22- Yedinci güne gelindiğinde Tanrı yapmakta olduğu işi bitirdi. Yaptığı işten o gün dinlendi. 23-Yedinci günü kutsadı. Onu kutsal bir gün olarak belirledi. Çünkü Tanrı o gün yaptığı, yarattığı bütün işi bitirip dinlendi.”

Görüldüğü gibi akşam oldu, sabah oldu sözleri bile aynı. Buradaki Tanrı’nın dinlenmesi sözü Tevrat’ı tamamen ele veriyor. Kur’an bu dinlenen Tanrı kavramını çağının şartlarına göre tahtına oturma şeklinde değiştiriyor. Öyle ki, ‘yorulmadım ki’ deme gereği bile duyar.” O, gökleri yeri ve aralarındakileri altı günde yarattı, sonra arş üzerine hükümranlığını kurdu. Furkan 59″. ” And olsun ki, biz o gökleri, yeri ve aralarındakileri altı günde yarattık. Bize bir yorgunluk da dokunmadı. Kaf-38″. ” Odur ki gökleri ve yeri altı günde yarattı. Sonra arş üzerine hükümranlığını kurdu. Hadid 4″.)

***

Dünya’da Altın Arayışı Başlıyor

(Burada, altın arayışının nasıl başladığının ve Nibiru’da yapılan, Nibiru’yu kurtarma planlarının nasıl işlemediğinin hikayesi anlatılmaktadır.)

Eridu ordugahı kurulduktan ve kahramanlar yiyeceğe doyduktan sonra Ea sulardan altın çıkartma görevini başlattı. Arabada ateş taşları karıştırıldı, onun büyük fişeğini canlandırdı, suyu emen arabadan dışarı uzatıldı ve sazlıkların sularının içine sokuldu. Sular kristallerden yapılma bir kaba yöneltildi, kristaller sulardan çıkartılan tüm metalleri o kapta topladı.

Sonra kaptan geçen sular –Dışarı Püskürten– ile balık göletine geri püskürtüldü. Sulardaki metaller kabın içinde işte böyle toplandı. Becerikli Ea’nın eseriydi bu, ne hünerli biçimlendiriciydi o. Altı Dünya günü boyunca sazlıkların suları emilip sazlıkların suyu püskürtüldü. Kabın içinde gerçekten de metaller birikti. Yedinci gün Ea ve Alalu bu metallleri incelediler, kabın içinde hangi metallerin biriktiğine baktılar. Demir vardı, çokça bakır vardı ama altın bol değildi.

Arabada, yine Nudimmud’un hünerinin bir eseri olan başka bir kapta metaller türlerine göre ayrıştırıldılar. Türlerine göre ayrılıp kıyıya taşındılar. Altı gün boyunca kahramanlar uğraştı, didindiler, yedinci gün dinlendiler. Altı gün boyunca kristal kaplar dolup dolup boşaldı, yedinci gün metaller sayılıp ayıklandı. Demir vardı, bakır vardı ve başka metaller de. Ama altından, bir avuç bile toplanamadı. Geceleri ay küçüldü büyüdü, Ea onun bir turuna, Ay adını verdi.

 

Ay Takvimi Uygulanmaya Başlanıyor, Mevsimler Tanımlanıyor

Ay’ın altı gün boyunca ışıltılı boynuzları o ayın hemen başını gösteriyordu. Tacı yarıya ulaşınca yedinci günü, o gün dinlenme günüydü. Ay’ın yarısında Ay giderek yuvarlanıp dolmaktaydı, durakladıktan sonra incelip solmaktaydı. Güneş’in rotası Ay’ın turunda göründükçe o yüzünü Dünya’nın turuna doğru dönüyordu. Ay’ın hareketleriyle büyülenen Ea, onun Kingu olarak Ki’ye bağlılığı üstünde düşündü. Bu bağlılık neye hizmet ediyordu, hangi göksel işareti veriyordu. Ea Ay’ın bir turuna, ay adını verdi, onun turuna ay dedi.

Bir ay boyunca, iki ay boyunca sular arabada ayrıştırıldı sula. Güneş her altı ayda bir Dünya’ya farklı bir mevsim veriyordu. Ea bunlara Kış ve Yaz dedi. Kış vardı ve Yaz vardı. Ea, Dünyanın tam bir turuna yıl dedi. Yılın sonunda biriken altın hesaplandı. Nibiru’ya yollanacak kadar yoktu. Sazlıkların suları yetersizdi. “Arabayı derin okyanuslara taşıyalım” demekteydi Ea. Araba palanlarından çözüldü, gerisin geri kaydırıldı. Büyük dikkatle karıştırıldı kristal kaplar, tuzlu sular aralarından geçti.

 

Okyanus Sularından Altın Arınıyor, Tahammül Azalıyor

Metaller türlerine göre ayrıldı, aralarında ışıl ışıldı altın. Ea arabadan tüm olan bitenlerin sözlerini Nibiru’ya ışınladı. Anu bu habere gerçekten çok sevindi. Mukadder turunda Nibiru, Güneş’in meskenine doğru yol alıyordu. Nibiru Şar devresinde Dünya’ya yaklaşıyordu. Hevesle sorular soruyordu altın hakkında Anu. “Nibiru’ya yollayacak kadar çok mu?” Heyhat, sulardan yeterince altın toplanamadı. “Bir Şar daha geçsin, miktar ikiye katlansın” diye akıl verdi Ea, Anu’ya.

Okyanus sularından altın elde etmeye devam edilirken Ea’nın yüreği sıkıntıdan daralıyordu. Arabanın parçalarından çıkartılanlarla bir gök odası birleştirilip yapıldı. Rehberliği iyi bilen Abgal‘a gök odasının sorumluluğu verildi. Abgal ve Ea her gün gök odasıyla yükselerek uçup Dünya’yı ve onun gizlerini öğreniyorlardı. Gök odası için kapalı bir mekan inşa edilip, Alalu’nun arabasıyla yan yana içine kondu. Ea Alalu’nun arabasındaki kristalleri her gün inceledi ve ışınlarıyla neler keşfettiklerini anlamaya çalıştı.

“Altın nereden geliyor” diye sordu Alalu’ya. “Tiamat’ın altın damarları Dünya’nın neresinde?” Abgal ve Ea gök odasıyla yükselerek uçup Dünya’yı ve onun gizlerini öğreniyorlardı. Büyük dağlar üstünde dolaştılar, vadilerde büyük nehirler gördüler. Aşağıda bozkırlar ve ormanlar, binlerce lig genişliğinde alabildiğine uzanıyordu. Okyanuslarla ayrılmış çok geniş topraklar belirlediler. Tarayan ışınla toprakların derinlerine baktılar. Nibiru’da sabırlar tükeniyordu. “Altın koruma sağlayabilir mi” haykırışları yükselmeye başladı.

 

Alalu’nun Arabasındaki Füzeler Sökülüp Saklanıyor

“Altını topla, Nibiru’ya yaklaştığında altını yollamalısın” emrini verdi Anu, Ea’ya. “Alalu’nun arabasını onar ki, Nibiru’ya dönmeye uygun, Şar tamamlandığında hazırlanmış olsun” diyordu Anu. Ea babası kral Anu’nun sözlerine kulak verdi. Alalu’nun arabasını onarmak üstünde düşündü. Bir akşam gök odasıyla arabanın yanı başına indiler, Abgal ile birlikte, arabaya girdiler. Karanlıkta gizli bir iş yaptılar. Dehşet silahlarını, (yedi taneydi) arabadan dışarı çıkarttılar ve onları gök odasına yükleyip içinde iyice gizlediler.

Gün doğunca Ea, Abgal ile gök odasına binip yükselerek süzüldü. Başka bir diyara gidiyorlardı. Ea orada, silahları gizli bir yere sakladı. Bir mağaraya, bilinmeyen bir yere depoladı. Sonra Anzu’ya emir verdi Ea. Alalu’nun arabasını onarması, Nibiru’ya dönecek hale getirmesi, Şar bitiminde hazır etmesi talimatını verdi. Arabaların usulleri üstüne çok becerikli olan Anzu, tüm gücüyle bu işe koyuldu. Arabanın iticilerini yeniden mırıldanır hale getirip tabletlerini dikkatle ele aldı.

Anzu, dehşet silahlarının yokluğunu çok geçmeden anladı. Öfkeyle bağırdı Anzu. Ea niçin onları uzaklara gizlediğini şöyle açıkladı. “Silahların kullanılmayacağına yemin etmiştik. Ne göklerde ne de sert diyarlarda bir daha asla kullanılmayacaklar”. “Onlar olmazsa Dövülmüş Bilezik’ten geçmek hiç güvenli olmaz” diyordu Anzu. “Onlar olmazsa, Su Fırlatıcılar olmazsa tehlike dayanılmaz olur. Eridu’lu komutan Alalu, Ea’nın sözlerini dinledi ve Anzu’nun sözlerine kulak verdi.

 

Abgal Nibiru’ya Gidecek Gemiyi Komuta Ediyor

“Ea’nın sözleri Nibiru meclisi tarafından onaylandı” diyordu Alau. “Ama araba dönmezse, Nibiru mahvolacak”. Yol buluculuğu bilen Abgal cesurca çıkıp dikildi önderlerin önünde. “Kılavuz ben olacağım, tehlikelerle yiğitçe karşılaşacağım” diyordu. Böylece karar verildi. Kılavuz Abgal olacak ve Anzu Dünya’da kalacaktı. Nibiru’da yıldız izlerler göksel tanrıların kaderleri üstünde düşündüler, talihli bir gün seçtiler. Alalu’nun arabasına sepetler dolusu altın taşındı.

Arabanın ön kısmına geçti Abgal, komutan koltuğuna oturdu. Ea kendi arabasından bir kader tableti alıp ona verdi. “Yolu sana gösteren olacak,” senin için bu, bununla bulacaksın açılmış olan yolu”. Arabanın ateş taşlarını karıştırdı Abgal. Uğultuları bir müzik gibi büyüleyiciydi. Arabanın büyük fişeğini canlandırdı, kırmızımsı bir parlaklık yaymaktaydı. Ea ve Alalu, kahramanlar topluluğu onu uğurluyordu. Derken araba bir kükremeyle göğe yükselip göklere çıkıverdi. Yükselişin sözleri ışınlandı Nibiru’ya, Nibiru’da büyük bir bekleyiş başladı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir