Sümer Tabletleri (Tanrı Enki’nin Sözleri) 2.Tablet 2.Bölüm

Nibiru Gezegeni Ortaya Çıkıyor

Tanrılara karşı savaşmasını söylemiş evladı Kingu’ya. “Kim karşı duracak Tiamat’a” diye sordu tanrılar birbirlerine. Hiçbiri turundan vazgeçip öne çıkmadı, hiçbiri böyle bir savaşa uygun silahla donanmamıştı. Tam o sırada, derinin kalbinde (uzak bir sistemde) bir tanrı (gezegen) ortaya çıktı. Bir kısmetler odasında, bir kaderler yerinde doğmuştu. Hünerli bir yaratıcının elinden çıkmıştı. Kendisi güneşinin oğluydu. Doğduğu yer olan derinden aceleyle fırlayıp ailesinden ayrıldı bu tanrı.

Yanında yaratıcısından bir armağan olan yaşam tohumunu taşıyordu. Yolunu boşluğa çevirdi, yeni bir kader arıyordu. Boşlukta gezinen bu göksel varlığı ilk gören, hep izleyen Antu (Uranüsün ikizi, sonradan muhtemelen Nibiru’nun uydularından biri oldu) oldu. Ne cezbediciydi bu, bir ışıltı yaymaktaydı. Gidişi tanrılara layıktı, rotası çok ama çok genişti. Tüm tanrılar arasında en ulusuydu o, hepsinin turundan büyüktü turu. Onu ilk gören Antu oldu.Memelerini emmemişti hiçbir çocuk (uydusu yoktu). “Gel oğlum ol” diye seslendi ona. Anan olayım senin.

Ağını fırlattı ve ona “hoş geldin” diyerek rotasını amaca uygun kıldı. (Antu, Nibiru’nun uydusu oluyor) Onun bu sözleri yeni gelenin kalbini gururla doldurdu.Onu emzirecek olan yüzünden, mağrurdu. Başı boyca iki kat büyüdü.Yanı başından dört uzuv filizlendi. (Dört uydusu oldu) “Kabul” anlamında kıpırdadı dudakları. Aralarından tanrısal bir alev fışkırdı ileri doğru. (yerçekimi etkisiyle oluşan elektromanyetik gerilim) Rotasını Antu’ya çevirdi, kısa süre sonra yüzünü Anu’ya (Uranüs) gösterecekti.

Anu onu gördüğünde, “oğlum, oğlum” diyerek bağırdı coşkuyla.

“Seni önderliğe atayacağım, yanı başında bir ordu hizmetkarların olacak. Adın Nibiru ola, sonsuza dek bilinecek bir geçiş.” Saygıyla eğildi Nibiru’ya, yüzünü Nibiru’nun geçişine çevirdi. Ağını yaydı ve Nibiru için dört hizmetkar ortaya çıkardı. (Nibiru, Üranüs’ün dört uydusunu çalıyor)

Yanı başında ordu şunlar olacaktı: güney rüzgarı, kuzey rüzgarı, doğu rüzgarı, batı rüzgarı. Kalbi neşe ile dolan Anu, atası Anşar’a (Satürn- Uranüs geçmişte muhtemelen Satürn’ün bir uydusuydu) Nibiru’nun gelişini duyurdu. Haberi işiten Anşar (Satürn) hemen yanı başındaki Gaga’yı (Pluton) haberci olarak ileri yolladı ki;Anu’ya bilgece sözler götürsün, Nibiru’ya bir görev versin. Yüreğinden geçenleri söylemesi ve Anu’ya şöyle demesi için Gaga’yı görevlendirdi.

“Bizi doğuran Tiamat şimdi tiksinmekte bizden, savaşçı bir ordu kurdu, kuduruyor öfkesinden. Tanrılara, çocuklarına karşı duran on bir savaşçı yürüyor yanı başında, (Dünya’nın atası Tiamat’ın o zamanlar on bir uydusu vardı) Aralarında Kingu’yu yüceltti; onun göğsüne bir kader tutturdu haksız yere. Onun ağusuna direnebilecek tanrı yok içimizde, ordusu korku saldı içimize.”

Nibiru Gezegeni Tiamat Gezegeni’ne Doğru Güneş Sistemine Çekiliyor

“İntikamcımız olsun Nibiru. Tiamat’ı yensin, yaşamlarımızı kurtarsın. Ona bir kısmet belirle.Öne çıkıp güçlü düşmanımızla yüzleşsin.” Gaga Anu’ya doğru yola çıktı. Anu’nun huzurunda eğilip saygıyla, Anşar’ın sözlerini tekrarladı. Anu da Nibiru’ya atasının sözlerini tekrarladı. Gaga’nın mesajını ona açıkladı. Nibiru bu sözleri şaşkınlıkla dinledi. Çocuklarını yiyip yutacak olan ananın hikayesine kulak verdi merakla. Demeye gerek yok, yüreğinde zaten vermişti kararı, Tiamat’a karşı duracaktı.

Ağzını açıp Anu’ya ve Gaga’ya şöyle dedi: “Tiamat’ı yenecek, yaşamlarınızı kurtaracaksam, kaderimi en üstün kılacak bir mecliste toplansın tanrılar. Mecliste karar alsın tanrılar.Beni önder yapsınlar ve buyruğuma boyun eğsinler.” Lahmu (Mars) ve Lahamu (Venüs) bunu duyduklarında elemle haykırdılar: “Ne tuhaf bir talep, anlamı hiç anlaşılmıyor”. Böyle dediler. Kısmetleri açıklayan tanrılar birbirlerine danıştılar; Nibiru’yu intikamcıları yapmaya karar verdiler hep birlikte, ona yüceltilmiş bir kader emrettiler.

Bugünden itibaren, bemirlerine meydan okunmaz olsun” dediler ona. Aramızdan hiçbir tanrı senin sınırlarını çiğnemeyecek. Git Nibiru, intikamcımız ol. Tiamat’a doğru yol alması için ona prenslere yakışır bir tur oluşturdular. Nibiru’ya hayır duaları ettiler. Nibiru’ya dehşetli silahlar verdiler. Anşar (Satürn), üç rüzgar daha çıkarttı Nibiru’dan. Kötü rüzgar, kasırga ve dengi olmayan rüzgar. Kişar (Jüpiter) onun bedenini yalazlayan alevle doldurdu, Tiamat’ı sarıp sımsıkı tutacak bir ağla. Böylece savaşa hazırlanan Nibiru yolunu Tiamat’a doğru çevirdi.

Göksel Savaş Başlıyor

(Bu anlatım, göksel savaşın ve Dünya’nın nasıl ortaya çıktığının ve Nibiru’nun kaderinin hikayesidir.)

Efendi ilerledi, kaderi olan yolunu izledi, öfkeli Tiamat’a çevirdi yüzünü, dudaklarıyla bir lanet okudu. Koruyucu örtü olsun, diye nabız ve ışıltıyı giyindi. Başı ürkütücü bir ışıltıyla taçlandı. Sağına bel açan’ı ve soluna defedici’yi (uyduları) aldı. Yardımcılar ordusunu, o yedi rüzgarı bir kasırga gibi önden saldı.

Öfkeli Tiamat’a doğru hızla yol alırken savaş için haykırmaktaydı. Tanrılar onun etrafına üşüştüler ve sonra yolundan çekildiler. Tiamat’ı ve onun yardımcılarını taramak ve onun ordusunun komutanı Kingu’nun planını anlamak için tek başına ilerliyordu. Muzaffer Kingu’yu görünce görüşü bulandı.Bu canavarları görünce yönü şaştı. Rotası yerinden oynuyordu, işleri karışmıştı. Tiamat’ın çetesi sımsıkı onun çevresindeydi, dehşetle titriyorlardı. Tiamat’ta köklerine dek sarsıldı, kudretle kükredi.

Savaşı Nibiru Kazanıyor

Nibiru’ya bir lanet yolladı, onu tılsımlarıyla sarıp sarmaladı. Aralarındaki mesele artık kesin, çarpışma kaçınılmazdı. Tiamat ve Nibiru, birbirlerine doğru ilerlediler, yüzyüze çarpışmak için bastırdılar, göğüs göğüse savaşmaya hazırlandılar. Efendi onu yakalamak için ağını yaydı, aklı başından gitmişçesine haykırdı Tiamat. Nibiru kötü rüzgarı, en arkadakini onun yüzüne doğru fırlattı. Kötü rüzgarı ileri sürdü ki, Tiamat ağzını açıp onu yutmaya kalkınca dudaklarını kapayamasın.

Derken şiddetli fırtına rüzgarları göbeğine saldırdı, bedeni ayrıldı, iç kısımları uluyordu, ağzı kocaman açıldı. Nibiru oraya, bu gediğe bir ok, en ilahi şimşeği fırlattı, bu ok Tiamat’ın göbeğini yarıp açtı.İçini parçaladı, rahmini yardı. (Tiamat parçalanıyor) Onu böyle alt edip yaşam nefesini işte böyle söndürdü. Nibiru bu cansız cesedi taradı. Tiamat artık katledilmiş bir leş gibiydi. Cansız yatan hanımlarının yanı başındaki on bir yardımcısı korkudan titriyorlardı. Nibiru’nun ağına takıldılar, kapana kısılmışlardı, kaçamadılar. (NibiruTiamat’ın uydularını çalıyor)

Tiamat’ın bu orduya baş atadığı Kingu (Ay) da onların arasındaydı. Efendi onu prangalara vurdu, cansız hanımına bağladı. Kaderler tabletini haksız yere verilen Kingu’dan çekip aldı, üstüne kendi mührünü basıp kaderi kendi göğsüne tutturdu. Tiamat’ın çetesinden kalanları esir aldı, kendi turu içinde tuzağa düşürdü onları. Ayaklarının altına alıp ezdi, parçalara ayırdı. Hepsini kendi turuna bağladı.Hepsi onun çevresinde, gidişinin tersi yönde dönecekti bundan sonra. Sonra savaş meydanından ayrıldı Nibiru.

Ona bu görevi veren tanrılara duyuracaktı zaferi.Apsu etrafında bir tur atıp Kişar ve Anşar’a doğru yol aldı. Gaga onu karşılamaya çıktı, bir müjde taşıyarak diğerlerine doğru ilerledi. Anu ve Antu’nun ötesine, derindeki meskene doğru yola koyuldu Nibiru. Cansız Tiamat’ın ve onun Kingu’sunun kısmeti üzerinde düşündü. Boyun eğdirdiği Tiamat’a geri döndü efendi Nibiru. Ona doğru ilerleyip onun cansız bedenini seyretmek için durakladı. Canavarı maharetle ikiye ayırmayı planlamıştı yüreğinde.

Tiamat Nibiru Tarafından Parçalanıyor

Sonra bir midye gibi, göğsünden alt kısımlarına dek onu iki parçaya ayırdı. İç damarlarını parçaladı. Altın damarlarına hayranlıkla baktı. Tiamat’ın arka kısmını ezdi efendi ve üst kısmını tamamen kopardı. Kuzey rüzgarını, yardımcısını çağırdı yanına. Kopan başını bu rüzgar tarafından boşluğa taşınmasını emretti. Nibiru’nun rüzgarı Tiamat’ın üstünde toplandı, onun açığa akan sularını süpürdü. Nibiru bir yıldırım fırlattı ve kuzey rüzgarına işaret verdi.Tiamat’ın üst kısmı bir parlaklığın içinde, bilinmeyen bir bölgeye taşındı.

Onunla birlikte Kingu’da sürülmüştü. Kopartılan parçaya yoldaşlık edecekti. Ardından Nibiru, alt kısmın kısmetini belirledi: Savaş meydanını belirten kutsal bir yer, göklerde sürekli bir hatırlatıcı, savaşın ebedi hatırası kılmak istiyordu bunu. Topuzuyla bu alt parçayı döve döve ayırdı parçalara, dövülmüş bileziği oluştursunlar diye getirip onları dizdi bir araya, bir araya getirerek, bekçilik etsinler, diye onları yerleştirdi ki suları sulardan ayıran bir perde oluştursun.

Semanın üstündeki yukarı suları, (asteroid kuşağı gezegen gruplarını birbirinden ayırdı)aşağısında ki aşağı sulardan ayırdı. Ve Nibiru sanatkarane işlerini böylece tamamladı. Sonra efendi göğü geçti ve bölgeleri taradı. Apsu’nun (Güneş) mekanından başlayıp Gaga’nın (Plüton) meskenine dek boyutları ölçtü. Sonra derinin kıyısını inceledi Nibiru.Bakışlarını doğduğu yere doğru dikti. Durakladı, tereddüt etti ama sonra yavaşça, semanın perdesine, savaş meydanına geri döndü. Tekrar Apsu’nun bölgesinden geçerken, Güneş’in artık kayıp olan eşini düşündü pişmanlıkla.

Tiamat’ın yaralı yarısına baktı, dikkatini onun üst kısmına yöneltti.Ziynetleri olan yaşam suları hala yaralarından akmaktaydı. Altın damarlarından Apsu’nun ışınları yansımaktaydı. Derken Nibiru yaratıcısının mirasını, yaşam tohumunu hatırladı. Tiamat’ın üstüne yürüdüğünde, onu ikiye parçaladığında ona bu tohumu kesinlikle aktarmış olmalıydı. Sözleriyle Apsu’ya seslenip şöyle dedi. “Isıtan ışınlarınla onun yaralarına şifa ver.Kırılan parça yeniden hayat bulsun, ailende kız evladın olsun. İzin verde sular tek yere toplansın, sağlam zemin belirsin.”

Haftaya Tablet 2 Bölüm 3‘de buluşmak üzere, sevgi ve dostlukla kalın.

— > Sümer Tabletleri (Tanrı Enki’nin Sözleri) 2.Tablet 3.Bölüm

— > İz Bırakanlar / Franz Kafka

— > Usta’dan / Martin Luther King

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir