Kalıcı Yörüngeler Oluşuyor

Apsu dedi ki; “Ona sağlam zemin diyelim, bundan böyle Kutsal Kitap olarak bilinsin. Dönmesiyle oluşsun gün ve gece, gündüzleri ona şifalı ışınlarımdan göndereyim. Kingu’da gece yaratığı olsun, görev vereyim ki geceleri ışık saçarak Dünya’nın yoldaşı sonsuza dek Ay olsun.” Nibiru Apsu’nun sözlerini işitti, memnundu. Göğü geçti ve bölgeleri taradı. Onu yücelten tanrılara kalıcı duraklar bahşetti. (Gezegenlerin kalıcı yörüngeleri oluşuyor)

Turlarını birbirlerinin yoluna çıkmayacak veya birbirlerinden geri kalmayacak şekilde kalıcı hale getirdi. Göksel kilitleri sağlamladı. Her iki yana kapılar kurdu. Kendisine en dıştaki evi mesken olarak kurdu. Boyutları Gaga’nın ötesindeydi. Kaderi olacak büyük turu hükmetmesi için yalvardı Apsu’ya. Tüm tanrılar kendi duraklarından seslendiler: “Nibiru’nun hükümranlığı üstün ola. O tanrıların en parlağıdır, o gerçekten de Güneş’in oğludur.” Kendi meskeninden konuşup Apsu onayladı.

“Gök ve yerin geçişi Nibiru’nun elindedir, adı geçiş olacak. Tanrılar ne yukarı ne aşağı geçecekler, merkezi konumda o olacak, tanrılara çobanlık edecek. Onun turu bir şar (üç bin altı yüz yıl) olacak, kaderi ise sonsuz olacak.”

 

Alalu Dünya’yı Keşfe Çıkıyor

(Burada anlatılacaklar, eski zamanların nasıl başladığının ve altın çağ olarak bilinen çağın yıllıklarının ve Nibiru’dan Dünya’ya altın aramaya nasıl gidildiğinin hikayesidir.)

Başlangıcı, Alalu’nun Nibiru’dan kaçışıydı. Alalu büyük anlayışla donandı, öğrenerek çok bilgi edindi. Atası Anşargal sayesinde göklere ve turlara dair çokça bilgi birikmişti. Enşar sayesinde bilgi iyice çoğaldı. Alalu bunlardan çok şey öğrendi. Bilgelerle görüştü, alimlere ve komutanlara danıştı.

Başlangıcın bilgisi böylece elde edilmişti. Alalu da bu bilgiye sahipti. Dövülmüş Bilezik’teki altın bunun doğrulamasıydı; Dövülmüş Bilezik’teki altın, Tiamat’ın üst yarısındaki altının göstergesiydi. Alalu altın gezegenine vardı zaferle. Arabası bir fırtınayla yere çakılmıştı. Bir ışınla çevreyi taradı, nerede olduğunu keşfetmeye çalıştı. Arabası kuru toprağa inmişti. Çok geniş sazlıkların tam kıyısında durmuştu. Kartal miğferini takıp balık giysisini giydi.

Arabanın kapağını açtı ve açık kapakta durakalıp etrafına merakla baktı. Zemin koyu renkliydi, göklerse mavi-beyaz. Hiç ses yoktu, bir kişi bile yoktu onu selamlayan. Yabancı bir gezegende tek başına duruyordu. Nibiru’dan sonsuza dek sürgün olmayı göze almıştı. Aşağıya indirdi kendini, ayak bastı koyu renkli toprağa. Uzakta tepeler vardı, yakınlarda ise çokça yeşillik. Önünde sazlıklar uzanıyordu. İçlerine yürüdü, suyun soğukluğundan içi titredi. Kuru toprağa geri çıktı. Yabancı bir gezegende tek başına duruyordu.

Aklına düşünceler üşüştü. Eşini ve çocuklarını özlemle andı. Nibiru’dan sonsuza dek sürgün mü olmuştu? Tekrar tekrar aklına bu geliyordu. Su ve besin bulup kısa süre sonra arabaya geri döndü. Derken bir uyku çöktü, derin bir uyuşukluk. Ne kadar uyudu bilemedi, onu ne uyandırdı anlayamadı. Dışarıda bir parlaklık vardı. Nibiru’da hiç görülmemiş bir ışıltı. Arabadan dışarı bir sırık uzattı, üstüne bir sınayan (sensör) takılmıştı. Gezegenin havasını soludu ve havanın uygun olduğunu gösterdi.

Arabanın kapağını açtı ve orada derin bir soluk aldı.

Bir daha, bir daha ve bir tane daha… Gerçekten de uygundu Ki’nin havası. Alalu el çırptı, bir mutluluk şarkısı söylüyordu. Kartal miğfersiz, balık giysisiz aşağıya, zemine iniverdi. Dışarıdaki parlaklık kör ediciydi. Güneş’in ışınları aşırı güçlüydü. Arabaya dönüp gözlerinin üstüne bir maske taktı. Yanına silahını aldı, kullanışlı bir sınayıcı bulup yanına aldı. Kendini aşağıya saldı ve koyu renkli toprağa ayak bastı.

Sazlıklara doğru ilerledi ve suların koyu yeşilimsi olduğunu gördü. Sazlıkların kıyısında çakıllar vardı. Alalu bir taş alıp sazlığın içlerine fırlattı doğruca, sazlıklarda hareket eden gözler vardı. Sular balıklarla dopdoluydu. Sınayıcıyı sazlıklara indirdi. Çamurlu suları inceledi, içmeye uygun değildi su. Alalu hayal kırıklığına uğradı. Sazlıklara sırtını dönüp tepelere doğru ilerledi. Yeşilliklerin arasından geçiyordu. Çalıların yerini ağaçlar almaya başladı. Ve burası meyve bahçesi gibiydi, ağaçlar dalları meyvelerle yüklüydü. Tatlı kokuları cezbediciydi.

Alalu bir meyve kopardı dalından ve ısırdı. Kokusu tatlıydı ama tadı ondan da tatlıydı. Alalu buna çok sevindi. Alalu Güneş’in ışınlarından uzağa yürüyordu. Yönünü tepelere doğru çevirdi. Ağaçlar arasında, ayağının altında bir ıslaklık oluştu. Yakınlarda su vardı demek ve yolunu ıslaklığa çevirdi. Ormanın ortasında bir gölcük vardı, durgun suyla dolu bir birikinti… Sınayıcıyı gölete daldırdı. Su içilmeye uygundu. Alalu güldü, durmak bilmez bir kahkahayla güldü, güldü.

Hava iyiydi, su içmeye uygun, meyveler vardı ve balıklar…

Hevesle eğildi Alalu, avuçlarını birleştirip suyla doldurup ağzına götürdü. Suda bir serinlik vardı, Nibiru’dakinden farklıydı tadı. Bir daha içti ve aniden korkuyla yerinden fırladı. Tıslayan bir ses duymuştu. Gölcüğün kenarında kayarak ilerleyen bir şey hareket ediyordu. Taşıdığı silahı kavrayıp tıslamaya doğru ışınını yolladı. Hareket kesildi, tıslama sona erdi. Tehlikenin ne olduğunu görmek için öne çıktı Alalu. Kaygan leş hareketsiz yatıyordu.

Ölmüştü yaratık ve ne tuhaf görünüyordu. Uzun bedeni bir ip gibiydi. Bedeninde elleri ayakları yoktu. Küçük başında gözleri sert bakışlı, ağzından dışarı sarkmış dili çatallı… Daha önce Nibiru’da hiç görülmemiş bir manzara, başka bir dünyanın yaratığıydı bu. Meyve bahçesinin bekçisi miydi acaba, diye kendi kendine düşündü Alalu. Suyun efendisi miydi diye meraklandı. Taşıma kabına su doldurdu, etrafa dikkatle bakınarak arabaya doğru yola koyuldu. Tatlı meyvelerden de topladı ve arabaya geri döndü.

 

Alalu Altın Aramaya Başlıyor

Güneş’in ışınlarının parlaklığı çok azalmıştı. Arabaya vardığında hava artık karanlıktı. Günün kısalığını düşündü Alalu, kısalığı onu çok şaşırtmıştı. Sazlıklar yönünden ufuktan soğuk bir aydınlık doğuyordu. Beyaz renkli bir top hızla göklere yükselmekteydi. Ve baktı ki bu Dünya’nın yoldaşı, Kingu… Başlangıca ilişkin anlatılanların gerçek olduğunu şimdi gözleriyle görüyordu. Gezegenler ve onların turları, Dövülmüş Bilezik, Dünya Ki, onun uydusu Kingu, hepsi de yaratılmış, böyle çağırılmıştı demek.

Alalu, doğruluğunu görmesi gereken bir gerçek daha olduğunu geçirdi yüreğinden. Kurtuluş anlamına gelen altının da bulunması gerekiyordu. Başlangıç hikayelerinde gerçek payı vardıysa eğer, Tiamat’ın altın damarları akan sularla yıkandılarsa, onun kesilip kopartılan yarısı olan Ki’nin sularında da altın bulunmalıydı. Alalu titreyen elleriyle sınayıcıyı arabasından çıkarttı. Titreyen elleriyle balık giysisini kuşandı, hızla yaklaşan gün ışığını bekliyordu hevesle.

Şafak söktüğünde arabadan çıktı, hızla sazlıkların içine daldı. Derin sulara doğru ilerleyip sınayıcıyı sulara soktu. Hevesle bakıyordu onun aydınlanan yüzüne, kalbi deliler gibi atıyordu. Sınayıcı, suyun içeriğini gösteriyordu. Bulgularını semboller ve sayılarla açığa vuruyordu. Aniden durdu Alalu’nun kalp atışı. Sularda altın vardı. Böyle diyordu sınayıcı. Heyecandan titreyen bacaklarla ileri yürüdü Alalu, sazlıkların daha derinlerine ilerledi. Sınayıcıyı tekrar suya soktu, sınayıcı yine altın duyurdu.

 

Alalu Altın Bulduğunu Nibiru Gezegenine Bildiriyor

Alalu’nun gırtlağından bir feryat, bir zafer çığlığı kopup çıktı, Nibiru’nun kısmeti artık onun ellerindeydi. Arabaya geri dönüp balık giysisini çıkarttı ve komutan koltuğuna yerleşti. Nibiru’nun turunun yönünü bulmak için kaderler tabletlerinin (bilgisayar) bildiği tüm turları canlandırdı. Sözleri taşıyanı (telsiz) kurcaladı, sözleri Nibiru’ya doğru taşınacaktı. Sonra Nibiru’ya şu sözleri söyledi: “Büyük Alalu’nun sözleri, Nibiru’daki Anu’ya sesleniyor. Başka bir dünya üstündeyim. Kurtuluş altınını buldum. Nibiru’nun kısmeti benim ellerimde, şartlarıma kulak ver ve dinle.”

Haftaya 3.Tablet 1. Bölüm‘de görüşmek dileğiyle, sevgi ve dostlukla kalın.

— > Sümer Tabletleri (Tanrı Enki’nin Sözleri) 3.Tablet 1.Bölüm

— > Mizah / Eve Düşen Yıldırım ( Kendi Gününde, Kendini Saatinde )

— > Usta’dan 10 Söz / Ülkü Tamer