Devrik Kral Alalu Dünya’ya Gidiyor

Alalu rotasını kar renkli Dünya’ya (burada, dünyanın buzul çağında söz ediliyor) çevirdi. Başlangıca ait bir sır sebebiyle seçmişti bu hedefi. Yasaklanmış bölgelerden, daha önce hiç kimsenin gitmediği yerlerden geçti Alalu. Hiç kimse Dövülmüş Bilezik’ten geçmeye kalkışmamıştı. Başlangıçtan kalmış bir sır belirlemişti Alalu’nun rotasını. Nibiru’nun kısmeti avuçlarındaydı ve krallığını perçinleyecek bir plandı bu.

Nibiru’da kalsa sürgün kesindi. Orada göze aldığı ölümün ta kendisi olurdu. Planına göre, tek tehlike yolculuktaydı. Ödülü ise başarının sonsuz zaferi olacaktı. Bir kartal gibi süzülen Alalu gökleri taradı. Aşağıda, Nibiru boşlukta asılı bir toptu. Şekli büyüleyiciydi, ışıltısı çevresini saran gökleri süslemekteydi. Ölçüsü muazzamdı; püskürmeleri uzakları aydınlatıyordu.

Yaşamı destekleyen, rengi kırmızı olan örtüsü çalkantılı bir deniz gibiydi. Tam ortasında ise o gedik (atmosferin yaralanmış bölgesi) kararmış bir yara gibi, çok belirgin bir haldeydi. Tekrar aşağıya baktı, geniş yarık küçük bir küvete dönüştü. Tekrar aşağıya baktı, Nibiru’nun büyük topu küçük bir meyveye dönüştü. Bir daha baktığında Nibiru o geniş karanlık denizde gözden kayboldu. Pişmanlık, Alalu’nun kalbini avucuna aldı, korkunun elleri arasında kaldı, kararı tereddüte dönüştü. Alalu durup kalmayı düşündü, sonra teredütten kararlılığa geri döndü. Araba yüz lig gitti, bin lig gitti, on bin lig gitti ve hala yolculuk etmekteydi. Engin göklerde karanlık en koyusundandı. Çok uzaklarda, uzak yıldızlar gözlerini kırpıyordu.

 

Alalu Güneş Sistemine Giriyor

Daha pek çok lig yol aldı Alalu, derken büyük mutluluk veren bir sahne ilişti gözüne. Göklerin geniş boşluğunda, göksel varlıkların elçisi selamlıyordu onu. Küçük Gaga (Plüton), yolu gösteren kendi ışığıyla Alalu’yu selamlıyordu, ona “hoş geldin” diyerek yol açıyordu. Eğimli bir yürüyüşle, göksel varlık Antu’nun (Neptün) önünden ve ardından yolculuk etmekti onun kaderi.

Öne bakan, geriye bakan iki ön yüzle donatılmıştı. (Gerçekten de Pluton eğimli ve geniş yörüngesiyle bir dönem Neptün’ün dış yüzünde kalır, sonra Neptün’ün içine denk gelen yörüngesiyle iç yüzünde kalır) İlk önce onun görünüp selamlaması, Alalu’ya iyi bir alamet gibi göründü. Göksel Tanrılar tarafından iyi karşılanmıştı, böyle yorumlamıştı. Alalu arabasıyla izledi Gaga’nın yolunu, göklerin ikinci tanrısına doğru götürüyordu onu. Kısa süre sonra Antu (Uranüs’ün bir zamanlar var olduğu söylenen ikizi), adı kral Anşar (Satürn) tarafından verilmiş olan göksel varlık derin karanlıkta giderek büyüyordu. Rengi, duru suların mavisiydi, yukarı suların başlangıcıydı o.

Bu manzaranın güzelliği Alalu’yu büyüledi.

Onun uzağından yoluna devam etti. İyice ötelerde Antu’nun eşi ışıldamaya başladı. Boyutu Antu’nunkine eşitti. Eşinin dublesiydi ama Anu (Uranüs) yeşilimsi maviliğiyle ayırt ediliyordu. Göz kamaştıran bir ordu onu çevreliyordu. Sağlam zeminler sağlıyorlardı. Bu iki göksel varlığa, zor veda etti Alalu. Gaga’nın yolu hala fark ediliyordu. Eski efendisine, bir zamanlar danışmanlık yaptığı göksel varlığa giden yolu gösteriyordu. Göklerin önde gelen prensine, Anşar’a (Satürn) doğru dönüyordu rota.

Anşar’ın tuzağa düşüren çekimini arabanın hızlanmasından anlıyordu Alalu. Arabayı göz kamaştıran parlak halkalarıyla büyülüyordu. Alalu derhal bakışını öte yana çevirdi ve yolu gösteren kudretiyle onun dikkatini dağıttı. O sırada ona en dehşetli manzara görünüverdi. Çok uzak göklerde, ailenin parlak yıldızı seçiliyordu.

Bu keşfin ardından en korkutucu manzara geldi. Onun kaderinde dev bir canavar dolanıyordu, Güneş’in üstüne koyulaşan bir gölge düşüren Kişar,(Jüpiter) yaratıcısını yutuverdi. Korkutucu bir olaydı bu. Bu kötüye alamet, diye düşündü Alalu. Dev Kişar, sert gezegenlerin önde geleniydi ve boyutu çok etkileyiciydi. Burulan fırtınalar örtüyordu yüzünü, aralarında renkli lekeler hareket ediyordu. Bazısı çok hızla, bazısı yavaşça olan sayılamayacak kadar kalabalık bir ordu göksel tanrıyı çevreliyordu. Yolları düzensizdi, öteye beriye kayıveriyorlardı. Kişar (Jüpiter) kendi başına bir efsun yaymaktaydı. İlahi şimşekler fırlatmaktaydı. Alalu ona bakarken rotası bozuluverdi birden, yönü şaştı, işleri karıştı. Derken derinlikteki karanlık dağılmaya başladı ve Kişar (Jüpiter) kendi yörüngesinde turlamaya devam etti.

 

Alalu Asteroid Kuşağına Giriyor

Yavaşça hareket ederken, parlayan Güneş’in üstünden kaldırdı peçesini. Başlangıçtan beri bir olan tam olarak çıktı ortaya. Alalu’nun kalbini dolduran neşe çok sürmedi. Beşinci gezegenin ötesinde en büyük tehlike pusudaydı; çok iyi biliyordu bunu. Hemen ileride dövülmüş bilezik (Asteroid kuşağı) hükmetmekteydi. Yıkıp tahrip etmek için beklemekteydi. Kayalardan ve iri taşlardan bir araya getirilip dövülmüşlerdi. Anasız yetimler gibi bir araya gelmişlerdi. İleri geri kayıp kıpırdanarak, geçmişte kalmış bir kaderi izliyorlardı.

Yaptıkları iğrençti, tek usulleri bela çıkarmaktı. Ava çıkmış aslanlar gibi parçalayıp yutmuşlardı Nibiru’nun mürettebatsız arabalarını (daha önce araştırmalar için gönderilen insansız uzay araçları). Hayatta kalmak için gereken o değerli altının çıkartılıp taşınmasını reddetmişlerdi. Alalu’nun arabası önünü ardını düşünmeden dövülmüş bileziğe doğru, yakın dövüşen vahşi kayalarla yüzleşmeye gidiyordu cesurca. Alalu arabasındaki ateş taşlarını daha güçlü biçimde karıştırdı. Yolu göstereni titremeyen ellerle yönlendirdi. Uğursuz koca kayalar savaşta düşmana saldırırcasına arabaya doğru atıldılar. Arabadan ölüm saçan bir füzeyi yolladı Alalu onlara doğru. Ardından düşmana dehşet silahlarından bir tane, bir tane daha fırlattı. Koca kayalar korkmuş savaşçılar gibi geri kaçtılar. Alalu’ya bir yol açtılar. Büyü yapılmışçasına açıldı dövülmüş bilezik, krala açılan bir kapı gibi. Karanlık derinlikte Alalu gökleri kolayca görebildi ki, bileziğin vahşiliği yenememişti onu, uçuşu sona ermemişti.

Uzakta Güneş, alevli topu parlaklığını ta uzaklara yollamakta, Alalu’ya doğru iyi karşılayan ışınlar yaymaktaydı. Onun önünde, rotasını turlayan kızıl kahverengi bir gezegen Lahmu (Mars) vardı. Hesaplara göre altıncı göksel (altıncı gezegen) varlıktı bu.

 

Alalu Dünya’ya Ulaşmayı Başarıyor

Alalu sadece bir göz atabildi buna. Kaderi olan rotada hızla hareket ederken Alalu’nun yolundan çekiliverdi. Derken kar renkli Dünya (buzul çağı) göründü. Göksel hesaba göre yedinci göksel varlık. Alalu rotasını bu gezegene çevirdi, o davetkar hedefe. Nibiru’dan daha küçük, cezbedici bir top, cezbedici ağı Nibiru’nunkinden zayıftı. Atmosferi Nibiru’nunkinden inceydi, içindeki bulutlar girdaplanarak dönüyorlardı.

Aşağıda Dünya üç bölgeye ayrılmıştı. Tepesi ve dibi kar beyazıarası mavi ve kahverengi. Alalu arabanın durduran kanatlarını beceriyle sardı ki Dünya’nın topunun çevresinde dönebilsin. Orta bölgedeki kuru toprakları ve sulu okyanusları ayırt edebiliyordu artık.

Dünyanın iç kısımlarını taramak için,nüfuz eden ışınlarını dünyaya yöneltti. “Buldum onu” diye coşkuyla bağırdı. Altın, çok miktarda altın belirliyordu gönderdiği ışınlar. Hem koyu renkli bölgenin altında hem de ve suların altında.

Kalbi heyecanla atan Alalu bir karara varmak için düşünmeliydi. Arabasını kuru toprak üstüne indirerek çakılmayı göze alıp mı ölecekti? Rotasını sulara çevirip batıp yok olmayı mı göze alacaktı? O çok değerli altının kaşifi olmak için hangi yolla kalacaktı hayatta? Kartalın koltuğunda Alalu hiç kıpırdamıyordu. Kısmetin ellerine teslim etmişti uçan arabayı. Dünya’nın çeken ağına tam olarak yakalanan araba daha da hızlanmıştı. Açık kanatları ışıldamaya başladı. Dünya’nın atmosferi bir fırın gibiydi. Derken araba sallandı, incitici bir gök gürültüsü yaydı. Aniden yere çakıldı araba, aynı anilikle duruverdi her şey birden. Sallantıdan sersemlemiş, çakılmadan dolayı bayılmış olan Alalu hiç kıpırdamıyordu. Sonra gözleri aralandı ve hala yaşadığını anladı. Altın gezegenine zaferle inmişti.

 

Güneş Sisteminin Yaratılış Hikayesi

(Bu bölümde anlatılanlar, Dünya ve onun altınının hikayesidir. Başlangıcın ve göksel tanrıların nasıl yaratıldıklarının hikayesidir.) Başlangıçta, yükseklerde göksel tanrılar henüz isimlendirilmemişken ve aşağıda ki, sağlam zemin henüz çağrılmamışken, Apsu (Güneş), onların ilksel vücuda getiricisi, boşlukta tek başına mevcuttu. Yukarının yükseklerinde göksel tanrılar (gezegenler) henüz yaratılmamışlardı. Aşağının sularında göksel tanrılar henüz ortaya çıkmamıştı. Yukarıda ve aşağıda, tanrıların hiçbiri vücuda gelmemişti. Hiçbirinin adı yoktu, kaderleri belirlenmemişti. Saz bitmemişti, bataklıklar ortaya çıkmamıştı. Yapayalnız hüküm sürüyordu boşlukta Apsu. Derken onun rüzgarlarıyla ilksel sular birbirine karıştı, Apsu (güneş) sular üstüne ilahi ve hünerli bir büyü yaptı. Boşluğun derinliğinde derin bir uyku oluşturdu. Hepsinin anasını Tiamat’ı (Dünya’nın atası, Dünya’nın parçalanmadan önceki halikendine eş olarak biçimlendirdi. Göksel ana, nasıl da sulak bir güzeldi o.

Onun yanına Apsu, sonradan küçük Mummu‘yu (Merkür) oluşturdu, onu kendine haberci atadı. Tiamat’a hediye olarak sundu. Apsu eşine ışıltısı göz alan bir hediye verdi. Parıldayan bir metal, ebedi altın, yalnızca onun olacaktı. İşte o zaman bu ikisinin suları birbirine karıştı, tam ortalarında ilahi çocuklar şekillendi. Bu göksel varlıklar erkek ve dişi yaratıldılar; Lahmu (Mars) ve Lahamu (Venüs)adlarıyla çağrıldılar. Aşağıda, Apsu ve Tiamat onlara bir mesken yaptı.

Onlar yaşlanmadan önce tayin edilmiş bir boyuta göre boyca, yukarının sularında Anşar (Satürn) ve Kişar(Jüpiter) biçimlendi.

Kardeşlerini bastırıyorlardı boyca. Bu ikisi bir göksel çift olarak biçimlendirilmişti. Uzak göklerdeki bir oğul olan Anu (Uranüs) onların varisiydi. Sonra Antu, ona eş olsun, diye, Anu’nun eşiti olarak vücuda getirildi, yukarı suların sınırı oldu meskenleri. İşte aşağıda ve yukarıda üç göksel çift, derinliklerde böyle yaratıldı. Bu adlarla bilindi Apsu’nun, Mummu ve Tiamat ile birlikte kurduğu aile. O sırada Nibiru daha hiç görünmemiştiDünya henüz vücuda gelmemişti. Göksel sular birbirine karışmış haldeydi daha, dövülmüş bilezik ile birbirinden ayrılmamıştı. O sırada daha tam olarak biçimlenmemişti turlar (gezegenlerin genel periyodik yörüngeleri) tanrıların kaderleri kesin olarak emredilip ilan edilmemişti. Bu göksel akrabalar birleşip gruplaştılar, usulleri ortalık karıştırıcıydı. Apsu onların usullerini tiksindirici gördü.

İleri geri gidip gelirken Tiamat’ı rahatsız ettiler, (gezegenler yörünge oluşturmaya çalışırken oluşan kaos) giderek öfkelendi ve kızdı. Yanı başında yürüyecek bir kalabalık (uydular) oluşturdu, Apsu’nun oğullarına karşı kükreyen, ileri atılan bir ordu (uydular) ortaya çıkardı. Ayrıca bu türden on bir tane (on bir uydusu oldu) doğurdu. Ordusunu oluşturanlar arasında, ilk doğan olan Kingu’yu (Ay’ın atası) baş yaptı. Bu göksel tanrıların kulağına gittiğinde, toplandılar aceleyle. “Kingu’yu yüceltmiş, ona An komutanlığı rütbesi vermiş” dediler birbirlerine.”Göğsüne bir kader tableti tutturmuş, kendine has turu olsun demiş”

Haftaya Tablet 2 Bölüm 2‘de görüşmek üzere, sevgi ve dostlukla kalın.

— > Sümer Tabletleri (Tanrı Enki’nin Sözleri) 2.Tablet 2.Bölüm

— > Şiir / Reçine

— > Öykü / Bir Yaşayan Öykü