Sporda Siyah-i Hal

Roger Bannister’ın kekremsi hayali üzerine gelen güzel tepkilere sessiz kalamıyor ve bu hafta da köşemde yine bir atletizm efsanesi olan siyahi atlet Jesse Owens’ı anlatmak istiyorum..

James Cleveland Owens 12 Eylül 1913 yılında Amerika’nın Alabama eyaletinde doğmuştur.. Siyahi bir ailenin çocuğu olan Owens’ın ailesi çiftçilik yapıyor, kıt kanaat geçiniyor ve bunların yanı sıra bir de toplumdaki artan ırkçılık saldırıları neticesinde dışlanma psikolojisi ile mücadele ediyordu..

Owens henüz 5 yaşındayken göğsünde oluşan yumru akciğerine baskı yapıyor ve ameliyat olması gerekiyordu.. Ailesi yokluklar içinde bu ameliyatı gerçekleştiriyor gerçekleştirmesine fakat paraları olmadığından bu ameliyat çok ilkel bir şekilde sadece tek bir bıçak kullanılarak gerçekleşiyordu..

Yıllar hızlıca geçerken Owens da büyüyordu fakat büyüyen tek şey Owens’ın yaşı değil onun büyüme hızından çok daha hızlı bir şekilde büyüyen ırkçılık tüm siyahi insanların canını sıkıyor ve korkutuyordu..

Alabama’da çığ gibi büyüyen ırkçı saldırılardan bıkan ailesi 1.5 milyon Afrika kökenli siyahi Amerikalı ile kuzeye doğru göç etme kararı aldı..

Genellikle benzinlik ya da market tarzı yerlerde part-time işler bulan Owens kafasını dinlemek için fırsat buldukça koşuya çıkıyordu ve koşmayı çok seviyordu..

Koşuya çıktığı bir gün hayatının değişeceğinden habersizce koşan Owens, Fairmount Okulu’nun koşu antrenörü Charles Riley’in dikkatini çekiyordu.. Sonrasında Riley, onunla çalışması için Owens’ı antrenmanlara davet etti ve bir gün profesyonel olabileceği fikrini ona aşıladı..

Owens çok sevdiği koşunun hayatına yön verebilecek olması nedeniyle bu teklifi düşünmeden kabul ederek düzenli antrenmanlara başladı..

Kısa bir süre içinde liseler arası koşu yarışmasında rekor kırarak dikkatleri üzerinde toplamayı başarmakla kalmıyor bir de eğitimi için burs almaya hak kazanıyordu..

Dün amatörce koşarken, bugün rekorlar kırıyor ve otoriteleri şaşırtıyordu..

91 metreyi 9.4 saniyede koşarak kendi rekorunu kırmış, 1933 Yüksek Okullar Arası Şampiyonası’nı 7.56’lık uzun atlama derecesiyle kazanmıştı fakat bu siyahi çocuğun başarısı ırkçı kesimi oldukça rahatsız ediyor ve bu rahatsızlık sonucunda bursu kesiliyordu..

Amerika ırkçılık ile yanıp tutuşurken Owens siyahilere ayrılan bir yurtta kalıyor ve sadece siyahi arkadaşları ile antrenman yapabiliyordu.. Siyah ırk, beyaz ırkın yanına bile yaklaşamıyor, siyahilere her türlü insanlık dışı baskı yapılması normal karşılanıyordu.. Owens bunca olumsuzluk arasında 1935 Mayıs’ında katıldığı Ulusal Atletizm Şampiyonası’nda 3 dünya rekoru kırıyordu..

100 metrede kendi rekorunu 9.4 ile yineliyor, 200 metrede 20.3 saniye ve engelli koşuyu da 22.6 saniye koşuyor rekorları altüst ediyordu ve bununla da yetinmiyor bir de üstüne uzun atlamada  8.13 metre atlayarak kendinden 5 yıl sonrasına kadar kırılamayacak bir rekora daha adını yazdırıyordu..

Ne kadar siyahi olursa olsun o günün şartlarında geldiği nokta ırkçılık bahane edilemeyecek kadar büyüktü ve dönemin hükümet ve federasyon görevlileri Amerika’yı Berlin Olimpiyatları’nda bir siyahinin temsil etmemesi gerektiğini savunuyor olsa da Owens 1936 Berlin Olimpiyatları’nda Amerika adına yarışacaktı..

1936 Berlin Olimpiyatları tarihte Hitler Olimpiyatları olarak da anılır çünkü Hitler’in üstün ırkı Almanya kendi evinde kendi seyircisi önünde dünyaya karşı yeteneklerini sergileyecek ve en önemlisi bu üstün tabir edilen ırkın lideri Hitler yarışlar boyunca sanki savaştaymışcasına tribünden sporcularını komuta edecekti..

Owens 100 metre koşusunda  Hitler’in gözleri önünde adeta uçuyor ve rekor kırarak olimpiyat şampiyonu oluyor bununla da yetinmiyor uzun atlama dahil katıldığı 4 ayrı dalda rekorlarla 4 altın madalya kazanıyordu..

Dönemin Almanya Savunma Bakanı Albert Speer’in açıklamasına göre 100 metre yarışında sinirden deliye dönen Hitler büyük bir hışımla olimpiyat stadını terk etmiş,  Owens’ı tebrik etmemiş ve sonrasında ise şu açıklamayı yapmıştır..

“Amerikalılar, madalyalarını zenciler kazandığı için kendilerinden utanmalılar.”

Olimpiyatlardan 4 altın madalya ile Amerika’ya dönen Owens’a Amerika saygı göstermedi.. Ne kadar başarılı olursa olsun sonuçta rengi siyahi idi ve madalyalar ten renginin etkisiyle değersizleşti..

Yine dönemin başkanı olan Roosevelt kendisini hiçbir şekilde tebrik etmiyordu..

Öyle ki Owens dönemin delisi tabir edilebilen Hitler’in ülkesi Almanya’da Olimpiyat Kampı’nda diğer sporcularla birlikte kamp yapabilirken Amerika’ya döndüğünde yine sadece siyahilere ayrılan çalışma alanına dönmek zorunda kalıyordu..

Hitler’i kendi ülkesinde yeniyor, ülkesi tabir ettiği Amerika’ya sayısız madalya kazandırıyor fakat olimpiyat ve dünya şampiyonu ünvanlı Owens iş bulamıyor, uzun bir süre işsizlik çektikten sonra karnını doyurabilmek, açlıktan ölmemek için yine benzinlikte çalışmaya başlıyordu.. Bir gün kendisine yöneltilen neden benzinlikte çalışıyorsun sorusuna yanıt olarak “Ne yapsaydım, 4 altın madalyam var fakat aç kaldığınızda oturup madalya yiyemezsiniz” diyerek vahim durumu kısa ve öz açıklıyordu..

2.Dünya Savaşı sonrası ırkçılığın Amerika’da azalması sonucunda atletizm de hakettiği saygıyı görmeye başlamış ve 1956 yaz olimpiyatlarında dönemin başkanı Eisenhower ile birlikte Avustralya’ya gitmişti..

Yine azalan ırkçılık ile birlikte siyahilere eşitlik sağlanmaya başlanıyordu.. Önceleri tuvaletlerinden, asansörlerine, içtikleri bardaklardan tutun kaldırımda yürüme yerleri dahi sınırlarla gösterilen siyahiler toplumun bir parçası olmaya başlıyordu..

Siyahi çocuk, daha doğrusu Afro Amerika’lı Jesse Owens çocukluğundan beri göğüslediği ayrımcılığa karşı en önemli zaferini kazanıyordu..

Adına çıkartılan Jesse Owens pulları sayesinde dünyada hikayesi daha çok duyulmaya başladı ve bugün bizlere geçmişte yaptığımız insani hataların acısını vicdanımızla baş başa bırakarak 31 Mart 1980 de Arizona’da aramızdan ayrıldı..

Ten renkleri siyah olsa da ruhları biz beyazlarla aynı olan bu insanların tarihteki onurlu mücadeleleri karşısında saygıyla eğilerek bu haftaki yazımı sonlandırken beyaz ırkın geçmişte yaptıklarını sorgulamadan edemiyorum..

Geçmişte ülkemizde Pascal Nouma’ya yapılan ırkçı saldırıya karşı Çarşı grubunun İnönü Stadyumunda maç öncesi yüzlerini siyaha boyayıp açtıkları “Hepimiz Zenciyiz” pankartı aklıma geliyor ve hali hazırda süre gelen ırkçılığın geleceğine karşı umutla bakabiliyorum..

Jesse Owens’ın bu dokunaklı hikayesi ilginizi çektiyse kendisinin hayatını anlatan 2016 yapımı “Race” adlı filme göz atabilir ve daha ayrıntılı bilgiler elde edebilirsiniz..

#NeSiyahızNedeBeyazHepimizİnsanız

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir