Sonra Üzülsem… Üzüldüğüme Üzülsem

Karşınızdaki sevdiğiniz size sizin için kötü bir şey yapınca üzülüyorsunuz. Karşınızda sevdiğinize kötü bir şey yapınca üzülüyorsunuz. Hatta bazı ruh hallerinde kötü bir şey olacak ihtimali sizi üzüyor. O zaman kazandınız. Erkenden aldığınız bilet ile çok yakın bir zamanda ahiret turizm sizi bambaşka diyarlara götürecek. Diyar diyar, portal portal gezecek, evrenin sırlarına vakıf olacaksınız. Bu ruh halinden kurtulmanın yolu öğle namazını müteakiben kılınacak olan namazınızdan geçiyor. Siz de istemez miydiniz kendinden başka hiçbir şey düşünmeyen, kendi mutluluğunu öncelik kabul etmeyi, kırmızı çizgileri, hayır demeyi, kendi isteği adına ısrarcı olabilmeyi, kim ne düşünmüş, kim ne konuşmuş, kimi kırmışım gibi saçma sapan duyguların bünyenizde yer etmemesini?

Elbette istersiniz. Çünkü bu duyguları barındıran insanların elinde alt tarafı bir maşa olduğunuz gerçeğini bilmek ancak ötekileşme ve yalnızlık duygusunun sizi korkutması ve bu kaybettiğiniz oyunun bir de dışında kalacak olma düşüncesi korkunuzu kat be kat katladığı için bu ayağınızdaki prangayı sökemiyorsunuz. Sonra üzülüyor, üzüldüğünüze üzülüyorsunuz. Mutlak suretle gerçekleşecek ölüm olayının size yansımayacağını ve apaçık olarak ölmeyeceğinizi düşünüyorsunuz. Bu yüzden elde bulunan sopaya istemeseniz bile koşmak zorunda hissediyorsunuz kendinizi. Koşarken kahrolma duygusu sizi içinden çıkılmaz bir buhrana sürüklüyor. Kişiliğinize ettiğiniz saygısızlık toplumun içinde var olma duygusunun yanında sönük kalıyor. Seçtiğiniz bu yolda köpek olma duygusu sizi takdir beklemeye itiyor, burası kesin. Takdir görülmediği durumlarda evin mutsuz köpeği oluveriyor ve üzülüyorsunuz. Kendini en fazla düşünenin toplumda daha çok sevildiğini görüyor, bir insan başka bir insanı ne kadar az önemserse daha çok önem kazandığına şahit oluyorsunuz. Ancak beyninizin içinde sizi kemiren yalnızlık duygusu ve tabii ki kalbinizin sahip veya sahiplerinize sadakati sizi kendi halinde üzgün bir köpek yapıyor.

İkilem aslında şurada bir insanın içinde var olan vardır. Yani bir başkası için saçma görülen bir konu bir diğeri için saçma olmayabilir. Şizofrenlerin gördüğü kişileri biz görmüyoruz. Peki şizofren görmüyor mu? Gördüğü o an onun için gerçek değil mi? Böyle bir ikilem aslında. Üzüldüğünüz şeyleri konuşursanız yani, dile gelirse köpek, sahipler tarafından bunun üzülmeye değer olmadığı fikrini duyarsınız. Ancak siz, onlar için üzülmeye değer olmayan şeye hala yana yana üzülüyorsanız,  ikiye ayrılan bu yolda sahibinizi takip edecek fakat her zaman geri bakarak adım atmaya devam edeceksiniz. Bir kere kırılmadı mı tasmanın ilk kulbu, arada tasma zorlamaları ancak ve ancak boğazınızda derin yaralara sebebiyet verecek başka da bir şeye yaramayacaktır.

Toparlarsak üzülmekten başka çareniz yok. Yiyecek yemeği dışarda arama riskini almayacak kadar korkak, sahibinize baş kaldıramayacak kadar seviyorsunuz bu güzel kent Stockholm’ü. O zaman hayranlık ve pişmanlıklarınızla üzülmeye devam edeceksiniz. Gidiş biletinizi öne aldığınız için size daha pahalıya mal olacak bunu da bilmelisiniz. Ancak buna da üzüldünüz. Üzülün…

Emirhan Pehlivanoğlu

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir