Daha önce de yurtdışına çıkmak gibi deneyimlerim olmuş, gittiğim ülkelerde gözlemime takılan detayları yazıya dökmüştüm. Ama ilk defa binlerce kilometreyi bulan uzak bir mesafeden İstanbul’a bakıp, okuyacağınız bu naçiz satırları yazıyorum.

Bunun tam olarak nasıl bir duyguya denk geldiğini kestiremiyorum, fakat içgüdüsel olarak bu tür yolculuklara uygun bir psikolojik altyapımın olduğuna inanıyorum. Zira toprak nasıl yağmurdan besleniyorsa ben de dahil olduğum yolculuklardan beslenir, zihnimde birbirini tamamlayan olayların izdüşümünü bu anlayış üzerine kurgularım.

Bu anlamda attığım her adımda yeni şeyler görüp, bugüne dek bilmediğim taze bilgilere ulaştığımda kendimi şanlı addediyorum. Hem farklı kimlikten insanlarla tanışıp, onlara dair bir takım izlenimler edinmek, sadece yazı yazan bendeniz için değil, ‘dünyada varım‘ diyen her insanı geliştiren ve ilerleten bir şey olmalı.

Kanada ismini hemen herkes duymuştur.

Kuzey Amerika’da yer alan, sert iklimi ve coğrafi genişliği ile bilinen bu ülke, aynı zamanda dünyanın dört bir tarafından gelen mültecilere karşı hoşgörülü duruşu ile de tanınır. Neredeyse her kimlikten insanın bir araya gelip, uyum içinde bir arada yaşadığı bu topluma, dışarıdan tanık olmanın benim için önemli bir tecrübe olduğu muhakkak.

Çok detaylı bir araştırma yapmamış olmakla birlikte yaklaşık bir haftadır devam eden kalış sürem boyunca, görebildiğim kadarıyla Kanada toplumunu oluşturan bu insanların ne derilerinin rengi, ne kabul ettikleri dinleri, ne de kafalarının içinde yer edinen farklı düşünceleri, baskı görmeyi ya da cezalandırılmayı beklemiyor. Zira ülkenin kendisi ile övündüğü ve dikkatle muhafaza ettiği güçlü bir sloganı var. Bu da kuşkusuz, ‘özgür ve demokratik‘ olma övüncü.

Otoriteden farklı düşünen insanların tehlikeli bir tehdit olarak görüldüğü Akp hükümetinin idaresindeki ülkemden gelen birisi olarak, bunun elbette son derece ‘hayati‘ olduğuna inanıyorum. Neden diye soracak olursanız; özgür fikirlere konulan her engel, devamında daha güçlü ve kararlı bir direnişi getirecek; bu da ülkenin genelinde dikkatten kaçmayacak bir gerilim havası yaratacaktır.

Her işte ve düşüncede kendisini birincil bilirkişi kabul eden Akp hükümeti, yönetemediği ekonominin ve durmak bilmez aşırı savurganlığının faturasını halka kesmekle birlikte sorumluluğu da önceden kurgulanmış dış güçler yalanına atmakta. Elbette bu, on altı yıldır süren talanın ve tüketimin geldiği hazin noktadır. Ve fakat ümitsiz olmak insana yaraşır bir şey olmamalı zannımca.

İnsan, dünyanın neresinde olursa olsun geldiği toprakları unutmamalı; ağlatılan her çocuk, kopartılan her çiçek, kötü davranılan her canlı ve çalınan her kuruş için ayağa kalkıp, anavatanından yükselen sese ses olmalıdır.

Uzak bir şehirden size bu satırları yazıyorum.

Konuştuğum dil ile hiçbir alakası olmayan, kendisine has kültürü, dili ve gelenekleri ile kozmopolit bir bütünlük yaratan, yüksek gelir düzeyi ve dikkate değer güvenilirliği ile dünyanın geri kalmış ülkelerinden devamlı göç almayı sürdüren bir şehirden… Fiziksel olarak yanınızda olamasam da gönülden size ve anavatanıma bağlıyım.

Sınırların ve sınıfların kalktığı, herkesin özgür, eşit ve adil bir dünyada yaşama olanağına kavuştuğu, zorbalık ve diktatörlük saçmalıklarının tarihin arka çöplüğüne fırlatıldığı günleri hayal ediyor ve bunun asla çok uzak bir gelecekte yer aldığına inanmıyorum. Bildiğim ve inandığım bir şey varsa, o da insanı insan eden kavramların tarihin her devrinde olduğu gibi bugün de kadar kıymete değer olduğudur.

Son olarak daha iyi koşullar altında çalışmak isteyip, bu yöndeki taleplerinin yerine getirilmesini arzulayan havalimanı işçilerini yürekten selamlıyor, onların haklı seslerini yüreğimde taşıyorum. Ne mutlu onlara ki güzel olan, haklı olan, doğru olan ne varsa onlardan yana…

Toronto

— > Öykü / Artık Hiçbir Şey Eskisi Gibi Olmayacak

— > Öykü / İnsanın İçindeki Işık

— > İz Bırakanlar / Pablo Neruda