Çağımızın yegane sorunu tüketim açlığı… Elde edilen bir takım materyallerin har vurup harman savrulması bir yana dursun; zaman, seviye, kültür de gün geçtikçe vasatın altına yuvarlandı. Öyle ki; teknolojinin sunduğu imkanları, imkanın kendisinden dahi hızlı içselleştirenlerin, zamana karşı tahammülsüzlüğüne şahit oluyoruz.

Bilinmek, gündemde kalmak, mutlu olmasam da herkes mutlu olduğundan dolayı ben de mutluymuş gibi yapmalıyım kaygılarıyla aşığı çekilen seviyeyi takip ediyoruz sosyal medyada, yazılı ve görsel basında. Kültür ise evlere şenlik. Trend topic olmadığı bir lahzada, kitap okumanın üstten bakmak, edebiyattan konuşmanın ukalalık addedildiği bir nokta… Eğer Trend topic ise tabii başka. Ambalajı açılmamış 1984 ile selfie, Orwell‘in en hakiki sözleri…

Bugün; tek bir nesilde genetik kodlarımıza işlemiş ve değişmesinin pek de mümkün olmadığı bu yaşanmışlık halinin son noktası olan, Rus bir züppenin yere düşerken instagramdan paylaştığı bir fotoğrafla başlattığı akım ve Türkiye’de bunu satın alan popüler kültür öğelerinden bahsedeceğim sizlere.

Düşer Kalkmaz Bir Seda Sayan

Boynu ısırılasıca eski bakanımızın, kıymetli bir iş adamı için söylediği, “Önüne yatarım” cümlesinin piyes provaları zannettim ilk bakışta. Sanırım pek yetkili yerlere subliminal mesaj göndermek adına ikinci sözcüğü “Saray” olan bir markanın önüne su samuru gibi uzanmış bir şarkıcı, bebeksi dokudaki ellerden kayan içi simit dolu iki poşet, neresinden nasıl düştüğünü anlayamadığım, hemen baş ucuna iliştirilmiş bir sırt çantası ve kaldırım desteğiyle hafif yukarı konumlandırılmış bir popo

Biraz haberleri kurcalayıp Rus züppeye öykündüğünü öğrendikten sonra bizim Türkiye’ye mal olmuş değerli evlilik programı sunucumuz Seda Sayan ‘ı bu sıra dışı akımın öncüsü olmaya iten motivasyonu merak ettim. Mesela; dünyanın neresinde olursa olsun her G-8 ve G-20 zirvelerinden önce kadın bedenine yapılan şiddeti protesto eden çıplak femen üyeleri gibi… Yahut, her cumartesi Galatasaray Meydanı‘nda toplanıp yakınlarını arayan, her hafta bir kaybın öyküsünün anlatıldığı, konuşmanın susmayla yer değiştirdiği Cumartesi Anneleri‘nin eylemi gibi…

Maalesef… Popüler kültürün neresinden tutarım telaşına giren buldumcuk Seda Sayan ‘ın amacı bir hiç. Nihilizm‘e bir gönderme falan yapmıyorum arkadaşlar, hiç hiç. Bomboş da değil, bonnnnboş.

Devlet büyüklerimizin on yıllardır ekran karşısında, benim de bu köşede ara ara “Zor günlerden geçiyoruz” diyerek makara çevirmişliğim çoktur. Ancak belki de ilk defa geçirdiğimiz günlerin zorluğu hakkında bu denli endişelendim. Seda Sayan ‘ın başlattığı manasız “Bokum“, toplumun artık tatmin aracı olabiliyor. Kendine kulak yap, öbürüne yüz çiz derken, popüler kültürden geri kalmamak adına her şeyi deneyimlemek isteyecek bir nesil dört nala koşturuyor. Ve üzülerek söylüyorum ki; gövdesi kalınlaşmış bir kalabalık, yığınlar yapmadığı sürece “akım” olacak sanatsal işlere dikkat vermezken, Seda Sayan ve takipçilerinin sunduğu “bokum” olacak işlere öykünüyor.

Biz de hikayeden yazıyoruz işte.

#heryerfallingstarheryerdireniş 🙂

— > Öykü / Bir Yaşayan Öykü

— > Öykü / Masumiyet

— > İz Bırakanlar / Iqbal Masih