Seçimlerin Ardından Karşımıza Çıkan Tablo

24 Haziran seçimlerinin ardından yeni rejimin neye benzeyeceğini, sistemini, vizyonunu görmek için merak içindeki herkes rahatladı umarım. Kabinenin açıklanmasının ardından göreve gelen yetkililerden bir kısmı özel sektörde başarılarını ispat etmiş kişilerdi. Önyargılarımızı bir kenara bırakıp samimiyetle ‘neden olmasın’ diyenlerdenim. Yani kişi kendi işindeki başarısını pekala devlet bünyesinde de sürdürebilir, yetkin olduğu konumda etkin bir hizmet sunabilir…
Lakin çok geçmeden bu yöntemin pek de işe yaramayacağını düşünmeye başladım.. 
Bildiğiniz gibi kabinede tam da bu tanıma uyan ünlü ve başarılı bir iş insanı var. Sayın Mehmet Ersoy… Sahibi olduğu tur şirketleri ve otelleri ile turizm sektörünün başarılı ismi. Ve başarılı olduğu içindir ki kabinede Kültür ve Turizm Bakanlığı makamına yerleştirildi.
Sanırım bizim memleketçe sorunumuz lokalizasyon! Yetkilerimiz genişlediğinde tam olarak çizgiden çıkıyor oluşumuz… Malum, son zamanlarda yaşanan ekonomik dalgalanmalı gündem maddeleri içindeki en önemli ve etkin cümle Sayın Başkan ve Hazine Bakanı’nın defaatle üzerinde durdukları ‘serbest piyasa ekonomisinden vazgeçilmeyecegi, taviz verilmecegi’ açıklamalarıydı. Sanırım Sayın Bakan Mehmet Bey duymamış olacak ki, tatil beldelerindeki hizmet fiyatlarına müdahale edeceğini açıkladı.
Bu yetkin kurumlar arasında bir iletişim sorunu mu var? Zira Mehmet Bey’in müdahale edeceğini ifade ettiği nokta tam da serbest piyasa ekonomisidir.
Lahmacunun 70, suyun 15 TL’ye alındığı yerler olduğu gibi daha ucuz da tüketmek mümkündür o tatil beldelerinde. Bunu en iyi yine sektörün ileri gelenlerinden olan Mehmet Bey bilir. Bu duruma müdahale etmek arz talep dengesini bozmak demektir.
Sektörün içinden gelen Sayın Bakan, kendi sahibi olduğu işletmelerinde nasıl bir fiyat politikası izliyor onu da merak etmiyor değilim. Zira Kıbrıs’ta sahibi olduğu, kumarhanesi bulunan otelinin fiyatlarının da ziyadesi ile ‘pahalı’ olduğunu işittim bir müşterisinden…
Demek ki neymiş; Devlet idaresinde görev almak için işin piri olmak liyakat sayılmamalıymış. İşi bilmek yeterli değil, layığı işe ifa etmek esasmış…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir