Malumunuz, gündemimiz bir hayli yoğun. Artık seçimlere iki aydan daha kısa bir süre kaldı. İş yerinizde, sokaklarda, haberlerde kısacası her yerde seçimle ilgili bir şeyler görmeye hazırlıklı olun. Yaklaşık 50 gün boyunca her gün seçimle yatıp, şeçimle kalkacağız. Peki gündem bu kadar yoğunken, gelin parti ve cumhurbaşlanlığı adaylıklarıyla ilgili son gelişmelere biraz daha yakından bakalım…

“Cumhur İttifakı” olarak kendilerini adlandıran AKP/MHP bloğunda bir süredir merakla beklenen ve aday olmaması adına büyük manevi baskı yaratılan Abdullah Gül isminden, bekledikleri cevabı almış oldular ve şu an için eski dost düşman olmadı. Uzun bir süredir Meral Akşener zaten aday, bu konuda bir sürpriz yok; ancak günlerdir ser verip sır vermeyen Cumhuriyet Halk Partisi’nin adayı konusunda bir hayli çekinceleri vardı doğrusu. CHP’den aday olması beklenen ve bu Cumhur Bloğu’na çok ters gelmesi ön görülen başta Abdüllatif Şener gibi, her seçmenden oy alma olasılığı yüksek isimler vardı. Uzun zamandır merakla beklenen ve 4 Mayıs sabahı parti grubunda alınan kararla Tayyip Erdoğan açısından gözüne fazlasıyla kestirebileceği bir aday olan Muharrem İnce ismi açıklandı. Muharrem İnce için neden böyle bir tarif yaptım bahsedeyim.

Şahıs olarak kendisini çok severim. Öğretmen geçmişi olması kendisine sempatiyi arttıran önemli bir etmen ve hitabet konusunda da oldukça başarılı olduğunu düşünüyorum. Hele ki ekranlarda ve konuşma yaptığı kürsülerdeki korkusuz/mert yapısı, kendisini dinleyenleri hep hayran bıraktırmıştır. Evet, uzaktan baktığımızda kendisi gayet parti başkanı, başbakan veya cumhurbaşkanı gibi ünvanları fazlasıyla hak eden bir kişilik diye düşünüyorum. Ama bir de ortada olan gerçekler var. Ortada Recep Tayyip Erdoğan gibi, tek başına %42-43 seviyelerinde oy potansiyeli olan ve bunun yanında birçok seçmenini kaybetmiş olmasına rağmen kendisine sonsuz destek veren köklü bir parti Milliyetçi Hareket Partisi var.

Hal böyleyken rakip olarak ortaya çıkan liderin tüm muhalefeti tek bir çatı altında toplayacak ve az da olsa bu Cumhur Bloğu’ndan oy kapmayı başarması gerekiyor, yıllardır seçimlerde tek mağlubiyet yaşamamış Recep Tayyip Erdoğan’a yenilgi yüzü gösterebilmek için. Tabii ki bu tek çatı altında toplanma işi kuşkusuz ki çok zor bir iş, ama imkansız olmadığını düşünüyorum, daha doğrusu düşünüyordum. Biraz daha açayım size anlatmak istediğimi. En son yazdığım yazıda sizlere bir aday profili çizmiştim, Yılmaz Büyükerşen.

Kendisinin aday olarak gösterilmesini düşündüğüm en büyük düşüncem kimseyle ters düşmeyen kişişiği; kesinlikle geçmişinde hiçbir parti, mezhep veya etnik köken ayrımı yapmayan ve sadece işine konsantre olmuş bir kişi olmasından kaynaklıydı. İyi araştırılsa bu saydığım özelliklere uygun daha fazla aday olması uygun kişilerin de bulunacağına emindim. Derseniz ki Muharrem İnce mi, yoksa Yılmaz Büyükerşen ismi mi daha çok heyecan yaratır veya daha çok istersin Muharrem İnce derdim, ama size en başından beri anlatmaya çalıştığım ortada alınması gereken %50+1 oy var ve bunu alabilmek adına muhalif kesimde bulunan her bir oya bile muhtaç durumdasın.

Hükümetin sonsuz medya gücünden sanırım çok bahsetmeme gerek yok. Muharrem İnce’nin ise alkol ile görüntülenmiş fotoğrafları hepimizin aklında, diyeceksiniz ne var bunda, bizler de içki içiyoruz, evet bence de bir problem yok ama bu özellikle muhafazakar seçmende büyük etkisi olacaktır. Özellikle ülkemiz adına çok önemli bir dönem olan ramazan ayına yaklaştığımız şu dönemde yayınlacak boy boy fotoğrafları, o bahsettiğim “tek çatı” altında toplanma durumunu bir hayli olumsuz etkileyecektir.

Bazılarınız ise Muharrem İnce’nin değil, olası ikinci tura Meral Akşener isminin kalacağınızı düşünüyordur. Bana göre ihtimali düşük olsa da, tabii ki bu da ihtimaller arasında var. Eğer bu seçenek olursa yine o “tek çatı” altında toplanma durumu gerçekleşmeyecektir. Bu sefer ağırlığı HDP seçmeni olan milyonlarca kişiden oy alması imkansıza yakın görünüyor. İşte tüm sebeplerden dolayı, ortaya çıkacak adayın tüm bu düşünceler hesaplanarak seçilmesi görüşündeydim…

Bir de son dönemlerde yaptığı ittifak görüşmeleriyle ve cumhurbaşkanı adayının Abdullah Gül olacağı yönünde çıkan haberlerle popüleritesini arttıran bir isim var ki, Temel Karamollaoğlu. Bu seçimler konusunda 1 oyun bile ne kadar önemli olduğunu gösteren en önemli etmen olduğunu düşünüyorum Karamollaoğlu ve Saadet Partisi’nin. Geçmiş seçimlerde her ne kadar %1 dolaylarında oy almış olsalar da, seçim barajı olmasa kendilerinin oy potansiyelinin %3-4 olabileceğini tüm ülke konuşuyor. Bu yüzden kendisiyle ittifak yapmak isteyen birçok parti var. Cumhurbaşkanlığı seçimleri adına istediği isimleri ikna edememesinden dolayı, aday olarak kendisini göstermiş oldu…

Ülke olarak asıl gündem cumhurbaşkanlığı ama unutulmaması gerekiyor ki bu seçimde sadece cumhurbaşkanlığı değil, parti seçimleri de yapılacak. Oy pusulasında Cumhur İttifakı olarak yer alacak AKP/MHP bloğuna karşı bir süredir konuşulan; ancak nasıl olur, nasıl yan yana gelinir derken olanlar oldu ve kendilerini “Millet İttifakı” olarak adlandıran başta CHP olmak üzere, İyi Parti, Saadet Partisi ve Demokrat Parti seçimler adına ittifak oluşturdular. Çünkü iyi biliniyor ki yapılacak seçimlerin ardından artık mecliste 600 milletvekili oturacak ve koltuk sayısında 300+1’i bulmak, cumhurbaşkanlığı kadar önemli bir hal aldı.

Muhalefet, cumhurbaşkanlığı seçimini kaybetse bile, meclis çoğunluğunu oluşturma konusunda geçmişte hiç olmadığı kadar bu seçimlere iddialı girecek. Bu sandalye çoğunluğu almak konusunda muhalefet adına çok kritik bir durum var, o da HDP’nin mutlaka seçim barajı olan %10’u bulması. HDP’nin baraj altında kalması demek, kahir ekseriyetinin tekrar AKP-MHP bloğunda olması demektir. İşte birçok siyasal etmenin ve en küçük oy hesaplarının yapıldığı son durum böyle… Geçen sefer de belirtmiştim ve yazılarımda belirtmeye devam edeceğim. Seçim yaparken herkes çok daha iyi düşünsün. Bu köprü öncesi son çıkış…

                                ***

 “Avrupa’da bir heyula dolaşıyor, komünizm heyulası…” Karl Heinrich Marx. 5 Mayıs 1818 doğumlu. Yaşasaydı tam 200 yaşında olacaktı. Yaşamadan 200 yılı etkilemeyi başaran, tarihin en büyük düşünürü. Fikirlerinin yaşamaya devam ettiği nice iki yüz yıllara…