Mümtaz orada, görmüyor musunuz?” diye söyleniyordu etrafında bekleyen insanlara. ” Bakın, duvarın dibinde durmuş, bana gülümsüyor. Neden görmüyorsunuz onu? ”

”Dinlenmelisin Sadık. Bir hayal görüyorsun.” diyerek onu sakinleştirmeye çalıştı sevgili karısı. Henüz otuz sularında olmasına karşın son birkaç senedir kocasına dair çektiği sıkıntılardan ötürü yaşının çok ilerisinde gösteriyordu.

Yeşil gözlerini kocasının üzerinden kaldırıp, az ötesinde bekleyen yaşlı bir adama çevirdi. ” Daha da kötüye gidiyor doktor bey. O girdiği çatışmada en yakın arkadaşını kaybettiği günden beri böyle.”

Yaşlı adamın düşünceli gözlerine baktı.

Ve sonra onun konuşmasına fırsat bırakmadan içinde biriken şeyleri dökmeye başladı;  

” Kocam eski bir askerdi. Görevi gereği yıllarca yurt içinde ve dışında çeşitli operasyonlara katıldı. Son zamanlarda gittikçe değiştiğini, tanıdığım o güleç halinden devamlı uzaklaştığını görebiliyordum. Bana sürekli, ‘ insanların birbirini öldürmek zorunda kalması ne kötü Aysel!’ deyip, duruyordu.

Mesleğine aşkla başlamıştı, fakat zamanla çok sevdiği üniformasından bile soğudu. Az sayıda arkadaşı vardı. Zaten pek kimse ile görüşen bir adam da değildi. Son bir senedir hayalini gördüğü Mümtaz, onun hayattaki tek dostuydu. Çocukluk dönemlerinden beri gelen bir dostluktu bu. Ona benden daha çok değer verirdi. İşte o gün, ”

Durdu.

Derin bir nefes içine çekip, yanındaki kanepede yatan ve sayıklamalarına devam eden zavallı kocasına baktı. Başını sallayıp, aynı donuk ifade ile devam etti; ” O gün girdikleri bir çatışmada Mümtaz başından bir yara aldı.

Hastaneye ulaştırdıklarında ruhunu çoktan teslim etmişti. O esnada Sadık da bacağından bir yara aldı ve sonrasında bacağı hiçbir zaman tamamen iyileşmedi… Sadık, psikolojik nedenler yüzünden emekliye sevk edildi. Aylarca odasından dışarı çıkmadı.

Çok fazla ölüm görmesine karşın Mümtaz’ın ölümünü bir türlü kabullenemedi. Ona ölümü yakıştıramıyordu. ‘Orada ölümü en fazla ben hak etmiştim.’ deyip duruyordu. Hayattan, gelecekten ümidini kesmiş bir haldeydi. Onu iyileştirmek, en azından acılarını azaltmak için çok çaba gösterdim.

Ağladım.

Hayıflandım. Güldüm. Kahkahalar attım. Komiklikler yaptım. Onu tiyatrolara, konserlere götürdüm. Ama o, yaptığım bunca şeye karşı hep ilgisiz kalıp, yakın dostunun adını sürekli sayıklayıp durdu. Her geçen gün daha kötüye gitti. Uzman yardımı almak istemiyordu. O kadar çok ısrar ettim ki bunu ancak kabul ettirebildim.”

” Peki, eşiniz bu süreçte hiç kendisini öldürmekten bahsetti mi? ” diye sordu doktor tüm soğukkanlı duruşuyla.

Bu soru kuşkusuz kadının üzerinde derin bir ürperti yaratmıştı. Birkaç kez kocasının ölümden, ölmekten bahsettiğini duymuş, ama bunu duymazdan gelmeyi tercih etmişti. Bu bilgiyi doktordan saklama gereği duymadı ve başını ‘evet’ anlamında salladı.

” Sadık Bey, belli ki ciddi bir travma yaşıyor. ” deyip bir adama, bir kadına bakarak konuşuyordu yaşlı adam. ” Karşılaştığı sıkıntılı olaylar ve en son yaşadığı hadise sinirlerini fena halde yıpratmış. Burada, bu koşullar altında iyi bakılacağını düşünmüyorum. En kısa zamanda bir kliniğe yatırılmasından yanayım. Aksi halde daha da kötüye gidecektir. ”

Zavallı kadın boğazında düğümlenen bir hıçkırık yüzünden konuşamadı. Sadece kocasına bakmakla yetindi.

” Mümtaz! Mümtaz! ” diye sayıklamaya devam ediyordu adam. ” Bize neden bunu yaptılar Mümtaz! Neden insanlar birbirilerini öldürmek zorunda? Neden bir arada, huzurla yaşayamıyoruz? Ah, Mümtaz! Eski günlerimizi öyle çok özlüyorum ki. Savaş çok kötü bir şey. Çok kötü bir şey…”

Bunlar da İlginizi Çekebilir…

— > Usta’dan 10 Söz / Gabriel Garcia Marquez

— > Salvador Allende

— > Güle Güle Göçmen Kuşları