Kelime anlamıyla, ‘Devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatı’ ve ‘yöntem’ olarak ifade edilen politika bugün ülke için nerede ve hangi boyutta?

Bunun yanıtını vermek aslında çok zor. Ekonomik, kültürel, sanatsal, etnik ve coğrafik ifadeler açısından geldiğimiz noktalar, politikanın bu anlamlar doğrultusunda uygulanmadığını gösteriyor. Anlam ifadesi ile örtüşmeyen şekilde orta koyulan bir politikanın da öyle, çarçabuk anlatılması herhalde ki zor olsa gerek. Burada beni, içinde bulunduğum dünya, yaptığım iş ve inandığım değerler açısından asıl ilgilendiren tarafı, sanata kattığı ve/veya katmadığı değerler.

Ucubeleştirilmiş ifadeler ve demeçler ile herhangi bir sanat eylem ve faaliyetine, kendi hırs, öngörüsüzlük, alternatifsizlik ve bağnazlık içerisinde tavır koyan ve karşı tavır karşısında zor ve kaba güç kullanan bir zihniyetin açılımı içerisine, yukarıda yazdığımız kelime anlamına bağlı olarak politika denilemeyeceği sanıyorum birçoğunuzca kabul görecektir.

Peki sanatçılar, sanatın bu karanlık çıkmaza sokulmaya çalışıldığı süreçte, politika mı yapmalı? Yoksa politikadan tamamen ayrılmış ve sıyrılmış bir sadeliğe mi yönelmeli?

Felsefi anlamı bile kalmamış bir politika çerçevesine sanatı sokmak, bir hayli ulaşılmaz hayal gibi görünüyor. Tarih, genel kültür, matematik, fen gibi birçok öğreti, kavram ve değerlerin ortak paydası olan insan ve insanlar arası ilişki, sanatın da elbette olmazsa olmazlarından.

Bu gerçeklikten yola çıkarak asıl yapılması gerekenleri, belki de biraz Japon 5S kanunları olarak adlandırılan metot uygulanarak ortaya koymalı ve hayata geçirmeliyiz.

Nedir Japon 5S kanunu sırasıyla; 1-Seiri (sınıflandırma), 2- Seiton (Düzenleme), 3- Seiso (Temizlik), 4-Seiketsu (Standartlaştırma) ve 5- Shitsuke (Disiplin).

 

Şimdi bakalım:

  1. Bizde sanat sınıflandırılmış mıdır? Teorik olarak evet. Ancak, tüm sanat dallarına baktığımızda, herhangi bir sanat dalına asli olarak mensup bir kişiyi, başka bir sanatı icra ederken bulabiliyoruz. Öyleyse, bu en basit örnekleme ile dahi, seiri kanununu uygulamış sayılamıyoruz.
  2. Peki düzenleme var mıdır bizim sanat anlayışımızda? Teorik olarak yine evet. Fakat, sanat dallarının bağlı olduğu kurum ve kuruluşların gerek merkez gerekse lokal yöneticileri ve üyeleri ile o sanatları fiilen icra edenlerin bir araya gelişleri, ilgili sanat anlamında düşünsel ve eylemsel hareketleri neredeyse yok gibi. Öyleyse, düzensiz bir sanat platformları gerçeğinde seiton kanunundan söz etmek olanaksız gibi görünüyor.
  3. Madem seiri ve seiton kanunlarını, ülkemiz sanat genel çerçevesinde bulmak zor, işte burada iş asıl seiso ilkesine düşüyor. Bir an evvel, sanatın içinde, sanatın sınıflanma ve düzen ilkelerine ters düşen ve düşecek olan noktaları kesin olarak temizlemek (seiso) lazım geliyor.
  4. Bu aşamayı başardığımızı öngörerek, ortaya çıkarılan arınmış sanat noktalarında bir standardizasyona (seiketsu) gitmek gerekiyor -ki, bu da işin aslında en zor kısmı-. Genetik olarak kültürümüzde var olan, işin sonunu getirmemek ve getirmekten yorulmak zayıflığımız bunu biraz zor kılacaktır. Fakat bunu başarmak ve kotarmak kati olarak sanatçıların, sanat emekçilerinin ve sanata yaşamsal değer verenlerin irade ve gücünde kesinlikle hayat bulacaktır.
  5. Seiketsu kanununu, ilk iki kanunun yokluğunda ve üçüncü kanunun kararlılıkla uygulanmasıyla var ettikten sonra, sıra geliyor shitsuke kanununa. Yani disipline. Laçkalaşmış, teorik, pratiksel, eylemsel ve özgün ifadesinden defalarca ve yozlaşarak kopmuş bir politika gücü karşısında asıl güç disiplin ve disiplinli olmaktır. Sanatı, bir disiplin içerisinde yaşamak ve yaşatmak, sanatçı olmanın disiplin kurallarına özel ve genel hayatta uymak, politikanın baş edemeyeceği bir güç olarak her zaman var olacaktır.

Çünkü sanat, politikanın bir diğer ifade anlamı olan; ‘Bir ereğe varmak için karşısındakilerin duygularını okşamak, zayıf noktalarından ya da aralarındaki uyuşmazlıklardan yararlanmak gibi yollarla işini yürütme.’ İfadesine uymayacak kadar özgün, güçlü, elden ele milyonlarca yıl aktarılabilecek bir kavram, değer ve yaşam biçimidir.

Unutmayalım ki sanat ve politika, hiçbir perspektifte bir arada olamayacak kadar birbirinden farklı iki kavramdır. İster ressam, ister şair, ister heykeltıraş hatta isterse öğretmen olalım –ki öğretmenliğin de bir sanat işi olduğunu kabul etmek gerekir- bizim gücümüz bir politikacının gücünden daha fazla ve daha kalıcıdır.

Temizlenmiş, standardı sağlanmış ve devamlılığı ortaya koyulmuş bir sanat, kesin olarak inanıyor ve sizlerle paylaşıyorum ki, kandırmaya ve kandırılmaya alışmış bir politika çılgınlığının karşısında, aklının ve yüreğinin derinliği, zenginliği ve renkliliğinin  çoğulluğu ile ezer geçer.

Bu yüzden sanatçılar çoğalsın.

Sanatta hayat vardır, hayatta da sanat olsun. Kalın sanat ile!