Raz-ı Dil

Şafak vakti uyanıp yollara düşer. Akşam ezanında da evinin yolunu tutar. Her gün farklı sokaktadır. Oturur yere, dizer mumları ve bana koca puntolarla yazdırdığı yazıyı koyar önüne.

“ÇİLEKLİ MUMLARI KOKLAMADAN GEÇME.”

Sürekli aynı şeyi tekrarlar. “Kokusu kendinden de güzel, bir dene derim.” Geçip giden herkesin ilgisini çeker, eğilip koklarlar çilekli mumları. Yaz kış demeden her gün sabahtan akşama kadar böyle geçer günleri. Tatili yoktur. Kazandığı para da para değildir.

“Bir gün kazanacağım.” der her akşam ki çay sohbetimizde. Hep bir umut var içinde.

Hacer Abla yan komşum. Duvarlarımız bitişik, bahçemiz ortak.  Yalnız başına yaşıyor. 1.50 boylarında, bembeyaz saçlı, pirüpak yüzlü, âmâ ve sırtındaki kamburu hayatın yükünden olduğu çokça belli olan bir kadın.

Her akşam çay demlerim, Mustafa’yı bekler gibi onu da beklerim. Kapısını çalar yarım saat oturur dönerim. Tabii yaptığım yemeklerden bir tabak ona da götürmeyi ihmal etmem. Çok severim Hacer Abla’yı. 12 yıldır tanırım onu, 12 yıldır da gelenini gidenini görmedim hiç. Kocası yıllar önce terk edip gitmiş. Bir bunu bilirim hakkında, çok ketumdur. Ankara ayazının elimizi yüzümüzü kaskatı kestiği bir cuma akşamı ahşap, yılan kafalı bastonuyla eve doğru yürürken uzaktan gördüm onu. Bekledim kapıda, içeriye girmedim.

“Hoşgeldin Hacer Abla”

Soğuktan konuşacak dermanı kalmamıştı belli, o bembeyaz yüzü pancar gibi olmuştu.

“Hoşbuldum Zehra” diyebildi, güç bela evine girdi.

Çayı demlemiştim zaten, bir tabak pilav bir tabakta fasulyeyi tepsiye koyup evine gittim.

“Yemeyeceğim Zehra, çayı içeyeyim de içim ısınsın” dedi. Onun bu halini görünce yüreğim dağlandı. Artık dayanamadım. “Hacer Abla yeter! Nereye kadar böyle, otursana evinde. Kira derdin yok, bir masrafın yok emeklin de var hem. Sabahtan akşama kadar bu ayazda kalınmaz. Hem zaten mumlar da satılmıyor.”

“Kazanacağım Zehra.” dedi. Bu yaşta bu para hırsı nedir yahu. Bir mumdan bu kadar umut bekleyeni de ilk kez görüyorum vallahi. “Hacer Abla, Mustafa’ya söyleyeyim tezgaha koysun senin mumları da. Sattığının parasını her akşam Mustafa eve geldiğinde ben de sana getiririm.”

“Zehra olmaz! Ben kendim satacağım.” 12 yıldır hiç mi güvenmedin be kadın.

“Abla o zaman başka bir şey satsan, biraz kazandıracak bir şeyler bari bu ayazda beklediğine değsin.”

“Zehra ne başka bir şey satarım ne de başkasına sattırırım. İnsanlar eğilip mumları kokladıkça ben de onları kokluyorum.”

Göz bebeklerim büyüdü o an.

“Başka bir şey satsam yalnızca almak isteyen eğilecek ve ben almayacak olanların kokusunu duyamayacağım. Kokulu mum satınca hele de çilek kokuluysa almasan da bir kokla diyorum.

Ercan’ı kokusundan tanırım ben Zehra.”

Hacer Abla 13 yıl önce oğlunu kaybetmiş. Ercan bir akşam ezanı vakti kendini urgana bırakmış. Hacer Abla Ercan’ın bir gün geleceğini söylüyor. Bunca yıl çilek kokulu mum satıp her akşam kazanacağım derken aslında kazanacağı şeyin para değil de Ercan olduğunu, bir mumdaki bunca umudun bir evlat olduğunu bugün öğrendim.

“Zehram bu da benim raz-ı dilim.

Ercan çileği çok severdi.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir