Raw But Well Done

Benim korku filmleriyle ilgili yazacağım bir yazı herkes için iyi bir referans olmayacaktır. Hoş, herhangi bir konu ile ilgili yazacağım yazının da kimse için referans olmaması gerek. Sonuçta konunun uzmanı değilim. Fakat korku filmlerinin uzmanı hiç değilim. Çünkü çok etkileniyorum. Çoğu sahnede gözümü açamıyorum. Sizin gülüp geçeceğiniz şeyler beni tir tir titrettiğinden hangi film korku konusunda daha iyidir bilemiyorum. Ama bakın, iyi filmden anlarım. Geçtiğimiz hafta yine büyük bir hata yaparak korku-gerilim türünde bir film izledim. Hata diyorum çünkü çok korktum. Fakat Raw bu korkuya değen çok iyi bir film.

Film 2016 Fransa, İtalya ve Belçika ortak yapımı. Yönetmeni Julia Ducournau. Erkek egemenliğindeki bir sektörde böylesine sert bir filmin bir kadının elinden çıkması çok önemli. Her şeyden önce kadınların daha naif daha hafif şeyler anlatabileceği algısını yıkıp geçen bir yapım var önümüzde.

Raw basit tabirle kanibalizm hakkında. Vejetaryen genç kızımız Justine, üniversiteye başlıyor ve burada kanibalizme yatkın olduğunu görmeye başlıyor. Fakat filmi bu kadar basite indirgemek bir hata. Keza Raw hayata dair pek çok konuyu mükemmel bir bakış açısıyla inceliyor.

Öncelikle ailenin çocuklarına uyguladığı baskıyı ele alalım. Anne ve babanın çocuklarına kendi yollarını çizme imkanı vermediğini görüyoruz. Justine, ailesinin mesleği olan veterinerlik okumaya zorlanmış, başarı kaygılarıyla doldurulmuş hatta zorla vejetaryen yapılmış bir çocuk. Belli bir süreye kadar baskıyla sindirilmiş bir karakter ortaya koyuyor. Ablası ise bu baskıdan kaçmış ve bu yüzden uç bir hayat yaşamayı seçmiş bir karakter çiziyor. Ta ki üniversite dönemine kadar… Hepimizde olduğu gibi Justine de kendini tanımaya üniversitede başlıyor. Justine’in isyanının başlangıcı, üst devre öğrencilerin çömezlere yaptıkları okul işkenceleriyle resmedilmiş. Justine’in metamorfozu da üst devre öğrencilerin, çömezlere bir ritüel olarak tavşan böbreği yedirmesi ve kırmızı boya atmasıyla başlıyor. Justine, kanibalizme bir adım atıyorken aynı zamanda yeni bir insan olmaya da başka bir adım atıyor. Vejetaryen birinin veterinerlik okuması ve sürekli hayvanlarla beraber olması da şahane bir metafor.

Gelişme kısmında ise olaylar tempo kazanmaya başlıyor. Justine artık sadece et yemiyor. İnsan etini arzulamaya başlıyor. Fakat bu hayvani güdünün bir diğer hayvani güdümüz olan cinsellikle iç içe işleniyor oluşu olayı çok daha fazla çekici hale getiriyor. Justine cinselliği keşfederken aynı zamanda insan etine olan arzusunu da keşfediyor. İkisinde de şehvet ortak nokta. İnsana asla yapmayacağı şeyler yaptırıyor. Filmde kanibalizm yalnızca bir çıkış noktası. İnsan etinin tadına bakan bir hayvanın bir daha bundan vazgeçemeyeceği düşüncesi bir insana yansıtılmış. Justine de artık zapt edilemeyen bir hayvana dönüşüyor. Kavga ediyor, ilişkiler yaşıyor, ölene kadar içiyor, yer altı partilerine katılıyor, yerlere düşüp rezillik çıkarıyor… Bir noktadan sonra güdülerini bastırmayarak adeta tutkuyla yaşadığı için toplumdan da uzaklaşmaya başlıyor. Yani yamyamlığı filmden çıkardığımızda hepimizin başına üç aşağı beş yukarı gelen şeylerin biraz abartılı resmedildiğini fark ediyoruz. Sanırım absürt bir konunun insanı bu denli içine çekiyor olması da tüm bu yan öğelerden. Zaten güzel olan da tüm bu yan öğelerin, ana hikayeye sarılması ve esas konunun hikayenin bir parçası haline gelmesi. Yani filmin sadece bir yamyam filmi olmaması.  İzlemek isteyenler için çokça detay da vermek istemiyorum.

Bunun dışında Raw bir Fransız sanat filmi görünümünde. Uzun planlar, düşük tempo, müzik kullanımları, parti sekansları ve oyunculuklar sadece tek bir şey amaçlıyor ve bunu başarıyor: Rahatsız edicilik! Evet film başından sonuna kadar rahatsız edici. Çünkü psikolojik olarak çok gerçekçi yazılmış karakterleri var, olayların gelişimi de bir o kadar gerçekçi ve kesinlikle abartıdan uzak. Bu kadar gerçek bir karakterin bir anda insan eti yemeye başlaması ve bunun altında yatan nedenlerin çok iyi yansıtılmış olması aslen izleyiciyi rahatsız eden. Buna bir örnek olarak Toronto Film Festival’inde bir izleyiciyi bayılttığını söylemek isterim. Aynı zamanda ben de filmin sonunda dehşet bir mide bulantısı yaşadım. Midesi çok kuvvetli olmayan seyirciler için de benzer yan etkileri olacaktır. Cin, hayalet, canavar gibi öğelerle korkutmaya ya da germeye çalışan janrın içinde pırıl pırıl parlayan bir film Raw. Korkacaksam da böyle sanat değeri olan orijinal işler izleyerek korkmak isterim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir