Geçen hafta hatırlarsanız yazmıştım sizlere büyüyen ekonomimiz hakkında, tam da bu konunun üzerindeyken Türkiye İstatistik Kurumu(TÜİK) tarafından resmi açıklama geldi. müthiş zamanlama yapmışım:)

TÜİK, 2017 yılına ilişkin üretim yöntemiyle hesaplanan gayrisafi yurt içi hasıla sonuçlarını açıkladı. Buna göre, Türkiye ekonomisi geçen yıl 7.4 büyürken, yılın çeyreği büyüme oranı yüzde 7.3 oldu. Üretim yönetimine göre cari fiyatlarla gayrisafi yurt içi hasıla(GSYH) yüzde 19 artarak 3 trilyon 104 milyar 907 milyon olarak gerçekleşti. Okuyunca rakamlar nasıl da göz kamaştırıyor değil mi? Bir de size GSHY’yi oluşturan sektörüleri açıklayayım. Tarım sektöründe 4.7, sanayi sektörü yüzde 9.2, inşaat sektörü yüzde 8.9 artı… (inşaat sektörüne canı gönülden inanıyorum) Ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmeti faaliyetlerinin toplamından oluşan hizmetler sektörünün katma değeri de toplam da yüzde 10.7 artış sağlamış oldu.

Eeee neden hala asıyorsunuz yüzünüzü? Rakamlar ortada, dur durak bilmeden büyümeye devam ediyoruz… Bir şeyi gerçekten çok merak ediyorum, ülkemizin büyüme rakamlarının artıp veya azalması Sabancı ailesinin mi, yoksa Koç ailesinin mi büyüme rakamlarına göre belirleniyor? Yoksa şu an anımsayamadığım farklı bir şirket grubunun mu? Gerçekten siz bizimle dalga mı geçiyorsunuz! Madem rakamlar üzerinden konuştuk, gelin bir de ben size bir rakam vereyim, bu sefer kaynak TÜRK-İŞ kurumundan.

Dört kişilik bir ailenin açlık sınırının 1637 tl (bakın asgari ücrete bile denk gelmiyor), yoksulluk sınırının ise 5 bin 331 tl olduğunu açıkladı. Sizce ülkemizde kaç aile bu paranın altında geçiniyordur. Ben size söyleyeyim en az yüzde 60’ı, hatta çok daha fazlası. Böyle bir ülkede yaşıyorken ülkemiz isterse dünyanın en hızlı büyüyen ülkesi olsun, hangimizi tatmin ediyor bu durum.

Yapmayın kardeşim, insanların gözünü rakamlarla boyamayın, insanları ilgilendiren rakam, ay sonu geldiğinde cebine girdiği rakamdır. Evine et dahi alamayan bir aile babasına nasıl açıklayabilirsin inşaat sektöründeki yüzde 8.9 büyümeyi? Eğer siz çalışma şartlarınızdan, verdiğiniz emek gücü sonunda kazandığınız paradan ve ülkenin büyüme rakamlarından memsunsanız, tabii sizlere söyleyecek çok fazla sözüm yok…

Bir de uzun zamandır yazmayı düşündüğüm; ancak bir türlü fırsatı bulup da yazamadığım bir konu hakkında yazmak istiyorum. Tam da ekonomi hakkında konuşurken yine iyi denk gelmiş olacak. Vergi konusu.

Geçtiğimiz günlerde okuduğum bir haberde diyor ki, bundan sonra devletimiz spor kulüplerimizden almış olduğu vergileri almayıp, kulüplere alt yapılarını geliştirmek adına geri iadesini sağlayacakmış. Diyeceksiniz ki ne var bunda, gayet güzel bir gelişme. Evet, katılıyorum uzaktan bakıldığında ve mantık olarak gayet güzel görünüyor. Bir futbolsever olarak benim de en çok istediğim şeylerden birisidir altyapıların gelişmesi; ancak bu konu bizzat spor kulüplerimizin ilgilenmesi gereken bir konu iken, –üstelik milyon dolarların döndüğü bir sektörden bahsediyoruz– bir tek oyuncunun neredeyse aylık maaşına milyon dolar verebilyorken, devletin en önemli gelir kaynaklarından birisi nasıl olur da kulüplerin kötü yönetilmesi kaynaklanan problem için kullanılır?

Zaten dünyada futbolda vergilerin en düşük kesildiği ülkelerin başında geliyoruz, bir de siz kulüplerin yaptığı hatayı telafi etmek uğruna böyle bir karar alıyorsunuz. Yıllardan beri bütün kulüplerin vergi borçlarını sıfırlamaktan bıkmadınız mı? Şurada insanlar asgari ücretin üç kuruş artması adına o kadar mücadele verirken, sen asgari ücretliden aldığın vergiyi kesmen gerekirken, zenginden alıp fakire vermen gerekirken, almış olduğun karara bak. Düşünün ki senelik 3-4 milyon euro kazanan birisi vergi vermiyor, aylık 1600 tl, pardon 1603 tl para kazanan çalışan vergi veriyor. Benim söyleyeceklerim bu kadar…

Söylemezsem Olmaz:

Zerrin Özer belli ki gündemden düştüğü için sıkılmış, ülkenin en sevdiği konulardan olan “bekaret” tartışmasıyla hedefi tam 12’den vurmuş, kendisini tebrik ediyorum.

Sevgili Adnan Polat’ın ibra edilemediği yerde, Dursun Özbek ibra edildi. Bir yaşıma daha girmiş oldum.

Ali Koç arkasına rüzgarı aldı geliyor. Dikkatli olması lazım, ne de olsa oyları Fenerbahçe taraftarı vermeyecek.

Kaybedenler Kulübü, benim için çok özel bir filmdi. İkincisi ticari olmuştur diye çok korkmuştum. Kadıköy sevdalıları merak etmesin, ilki kadar olmasa da yine çok güzel olmuş…

**************************

Savcı: Cezaevinde açtığınız tünelden çıkan toprağı ne yaptınız?

Mahir Çayan: Topraksız köylüye dağıttık…

30 Mart 1972 Kızıldere’de katledilen Mahir Çayan ve arkadaşlarına selam olsun…