"Enter"a basıp içeriğe geçin

Özlemenin Anatomisi

Özlemenin anatomisi olsa; kılcal damarlarına kadar, hiçbir ayrıntıyı kaçırmadan, karanlığın ortasında elime tutuşturulan kağıt ve kalemle çizebileceğime inandığım saatlerdeydim tam olarak… Tam o saatlerde camın önündeki boşluğa bıraktığım, içindeki tükenince her şey gibi soğuyan bardağımı, camımdaki yağmur damlalarının bıraktığı lekeleri görmemeyi denedim. Gökyüzü oldukça bulutlu, hava oldukça serindi. Özlemek oldukça zirvede bu gece.

Herkes özler elbet. Beni korkutan şey; bir hedefi, bir amacı, bir hayali ve bir boşluğu özlemek. Boşluğun tanımı oldukça ağır. İnsan zihni göremediği şeyleri de tartar elbet. Boşluk kelimesi zihnimizde kara bir delik oluştururken hissedilen sızı mantık boyutunun kapılarını zorlayarak içeri adımını atıyor ya: İşte tam o ağırlık. Mantık ve his mutlu bir beraberliğe yol alırken ortaya çıkan sonuç ellerimizde… Hayır hayır tam olarak ellerimiz o sonucun altında kalıyor.. Özlemek oldukça zirvede bu gece..

İşte tam bu geceye sıcak bir kahve yakışır, yüreğe dokunan bir şarkı… Hoş, gerçi yürek öylesine kabarmıştır ki radyoda ne çalarsa çalsın dokunur yüreğe. O da ne biçim yürekmiş.. Kendini azaplara atmadan bir büyüğüne danışmayı bile denemiyormuş. Müstahak böylesine derler ya neyse… Bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekirse, bahsi geçen yürek beldesi malum anayasanın malum fıkrasınca tamı tamına 22 yıl önce pek saygı değer kalp ve beyin koalisyonunca yönetilen ruh şehrine bağlanmış olduğu için demeseler daha iyi olur. Gerçi, bahsi geçen yönetimde, kimin kimi yönettiği büyük bir muamma. Ama olsundu.. Filler tepişir olan anatominin bütününe olur. Özlemekte oldukça zirvede bu gece…

Kahverengi ahşaptan yapılma, naftalin kokan dolapların birine oyun oynamak için girip sonrasında orada unutulmuş hissi esti az önce penceremden. Üşüdüğümü sanıp bir kat daha ceket giymeye yeltendim. Zihnimdeki kalabalık neyse ki kalabalık.. Ne kadar kalabalık o kadar ikna edici, söz dinlemeyen zihnim için.. O kalabalığında bir gideri oluyor elbet, enerji, oksijen, karın tokluğu, sırt pekliği.. İş başvurusu yapılabiliyor mu acaba? Zihinlerde çalışacak sabah sekiz akşam beş memur aranıyor. Peki ne iş yapacağız sayın yetkili? Arada bağlı olduğunuz zihne giren fikirlere muhalefet olup ayaklanmanız, bir taraftar ruhuyla sloganlar atmanız yeterli sayın işsiz iş arayan.. Maaş ve yemek tartışıladursun.. Özlemek oldukça zirvede bu gece..

Hâlbuki durup dururken kanatlanıyor ruhum. Önce karanlığı deliyor, yıldızlara kanıyor.. Işığı görünce üzülüyor.. Sonra alışıp ışıkla dans ediyor.. Sonra yine karanlık. Gelen kalmıyor. Kalan olmuyor. Olan sızlatıyor.. Olmayan… Öldürmüyor.. Ölümden daha karanlık bir kelime üretilemedi sanırım. Takılmamak gerek. Zirvelerden yuvarlamak gerek özlemi. Ama kıyamıyor insan. Keşke insan olmasaydık. Bir kuş olabilirdik belki.. O zaman da ufka özlem duyardık. İnsan avutamıyor kendini. Ayın bile güneşe özlem duyduğu bu evrende.. Ateşin suya, suyun ateşe hasret kaldığı bu evrende.. İnsan kendini neyle, nasıl avutur?

Özlemek denizin dibinde bu gece.. Pembe parmaklıklarına hapsettiği anatomimizle.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir