Özlem; ‘’bir kimseyi ya da şeyi bir daha görme, ona kavuşma isteği ve duygusu’’ şeklinde tanımlanır. Ben bu tanımı biraz farklılaştırmak istiyorum. Çoğunlukla yaptığım şekilde ikiye ayıracağım kelimeyi. ÖZ ile LEM. Burada ayrım sonrası ortaya iki ayrı kelime çıkmaktadır. Öz kendimiz, kendisi, asıl olan olarak tanımlanabilir. LEM ise parıldamak ışıldamak anlamına gelmektedir. Bu tanımlamalardan yola çıktığımızda ortaya çıkan anlam; ‘’asıl olanını parıldaması, ışıldaması’’ olabilir. Bir çok şeye duyduğumuz ihtiyaç ve kavuşamamanın, ulaşamamanın anlatımıdır ÖZ-LEM. Duygu ifadesi ile yola çıkıldığında benim yüklediğim anlam biraz çelişmiş gibi dursa da aslın da aynıdır. Kişinin ışıldaması ve parıldaması için gereken şeye ulaşması lazımdır. Bir bardak çayın tadı, rengi özlenmez, özlenen tarafı bize verdiği duygusal hazdır. Ev ortamına duyulan özlem evin duvarları ya da içindeki eşya için değildir. Evimizin koruyucu ortamı ve huzurudur özlenen. Anne, baba, eş, çocuk sevgiliye duyulan özlemde esas olan içimizdeki ÖZ ün duygusal olarak tatmin olmaya olan ihtiyacıdır. Dilimize takıldığı şekli ile kalmıştır ÖZ-LEM. Bir lokma ekmeği paylaştığın ZEYTİN’e özlem duyarsın. Ekmek ise bir tutam zeytin yağına özlem duyar. El böldüğü ekmeği şükür ile kabul eden ağıza ihtiyaç duyar. Toprak suya özlem ile bakar. İçindeki tohum ışıldamak, parlamak için damlaya özlem duyar. Hepsinin asıl olanı ÖZ-LEM dir. Beden Nefese özlem duyar. Nefes aslına özlem duyar. Asıl olana ulaşmak için Nefes parlamak ışıldamak ister. Nefesin ışığı sevgiye duyduğu özlemdir. Nefesin parıltısı Rahmana duyulan özlemdir. Özlemek güzeldir. Özün parlaması güzeldir. ÖZ ile LEM yaşamdır. Bunun farkına varan insanlar görürsünüz. Parıltılarını görürsünüz. Yüzüne Nur gelmiş, renk gelmiş dersiniz. Onlar özlem duyduklarına yaklaşmıştır. Öz kendi içinde bir yıldız gibi parlamaya, güneş gibi ışıldayıp, ısıtma ya hazırdır. Lem özün görünür halidir. Parıltı ile ışıl ışıl yanan tenin, gözlerin, ellerin, sözlerin şekil almasıdır.

Duygunun akışı ve kendi içinde yön bulması için özlem ile bir şeyleri bekleriz. Kimimiz maddiyat ile bunu sağlamaya çalışırız. Ancak unutmamak lazım maddi olarak satın aldıklarımızın hepsi tükenecek şeylerdir. Altın, gümüş, para her ne olursa olsun bir şeyin karşılığı ise bu özlem duyulan değildir. Bunlar sadece dünyevi ihtiyaçlara duyulan istektir. İstemek ile özlemek aynı şey değildir. İstediklerimizi elde etmek maddi çaba ister. Oysa özlem sadece duyguların karşılığında arzu edilen haz ve parıltının aranmasıdır. Anne kucağını özlem bunun için gözlerimizi yaşartır. Babanın sesine duyulan özlem bunun için içimizi burkar. Sevdiğine duyulan özlem bu yüzden ateş olup oturur yüreğine. Yemek yer iken, ya da giyinirken kaç kişinin ağladığını gördünüz. Ya da arabasına benzin alan kaç kişinin içten ah çektiğini duydunuz. Kaç kişinin patates kızartmasını bilmediği için üzüldüğüne şahit oldunuz. Göremez, duyamaz, bilemezsiniz. Bunların tümü dünya üzerinde olandır. Sevgi ile beslenen Nefes ise Rahmanın bir hediyesidir. Bu nedenle dünya üzerinde olmayana ya da ulaşılamayana özlem duyarız. Özlem içimizde var olandır. Ele, avuca sığmayan, şekli şemalı olmayandır. Özlem bize yaşam içinde kalabilmemiz için sunulmuş imkandır. Özlem duyduklarımıza kavuşan beden güçlüdür. Özlem duyduklarımıza ulaşmak için çaba gösteren akıl sakindir. Özlem duyduklarımız için bakan gözde karanlık yoktur. Kayıp ettiklerimizi özleriz. Ondan kalan eşyalar dokunuruz. Soluk resimleri okşarız. Paylaşılan AN lar içinde kendimizi avuturuz. Gelmeyeceğini biliriz ancak özleriz. Bunun nedeni Nefestir. Tüm Nefeslerin birleşeceğine inanan, Rahmana özlem duyan Nefes. O bilir kavuşma gününü. Yolun Nur ile aydınlanıp bir araya toplanılacağını bilir. O kaçınılmaz güne özlem duyan Nefes bize bunu hissettirir. Kabul eder ya da etmezsiniz. Gerçek olan budur. Geri gelmeyeceğini, kavuşamayacağınızı bildiğinizi niye özlem ile anarsınız ki? Bunu açıklamaya yetecek maddi gücünüz var mı ? Özlem, Özlemek insanlıktır.

Uzakta olanı, yanın da olanı özlemek insan olmanın göstergesidir. Farklılıklar bunu bize yaşatır. Mendiller ıslanır. Kaleme alınan yazılar buğulanır. Sayfaların kenarı yakılır. Okuyan göz yaş ile dolar. İfade edilen kelimeler ağırdır. Yüreğine oturur insanın. Özlem ile yazılan, özlenen için yazılan güzeldir. Bizi duygusallığa götüren de bu güzelliktir. Bunlar olmaz ise geride kalanlar baş ucunuzda bir ağaç bir taştır. Yunus Emre ne güzel söylemiştir.

‘’Yalancı dünyaya konup göçenler

Ne söylerler ne bir haber verirler

Üzerinde türlü otlar bitenler

Ne söylerler ne bir haber verirler

Kiminin başında biter ağaçlar

Kiminin başında sararır otlar

Kimi masum kimi güzel yiğitler

Ne söylerler ne bir haber verirler

Toprağa gark olmuş nazik tenleri

Söylemeden kalmış tatlı dilleri

Gelin duadan unutman bunları

Ne söylerler ne bir haber verirler

Yunus derki gör taktirin işleri

Dökülmüştür kirpikleri kaşları

Başları ucunda hece taşları

Ne söylerler ne bir haber verirler’’

Beden ve bedenin sahip oldukları bunlardır. Nefesin sahip oldukları ise ebedi kalanlardır. ÖZ-LEM bize bunları bilip anlamamız için sunulmuştur. Kıymet bilenin elinde ışıl ışıl olur parıldar. Kıymet bilmeyenin elinde ise kuru bir ot, kararmış bir taş olur söner gider. Rahmanı özlem ile anmak için henüz geç değil. Bedenin özlemi yoktur. Nefesin nefese ihtiyacı vardır. Bir sen veresin bir o alsın diye sevgi konulmuştur et ve kemik yığınına. Özleyen kalp denilen et parçası değil; onun çalışmasını yegane nedeni olan NEFES tir. Onun ışıldamasını isteyenin yolu da  Rahmana duyulan özlemdir. Geri kalanı teferruat, dil ile uydurulandır.Gününüz Aydın Nefesiniz Şen Olsun.