Ottomanspor

Günümüzde, ülkemizin ismini bilemeyen hatta haritada yerimizi bile gösteremeyen insanların oluşturduğu bir gruba Osmanlı İmparatorluğu ismini zikrettiğimizde gözleri korku ile doluyor ve şimdi sizi tanıdık diyor...

Osmanlı İmparatorluğu tüm dünyayı sararken bu adamlar toprak genişletmekten arda kalan boş zamanlarını nasıl geçiriyorlardı, sportif faaliyet adı altında neler yapıyorlardı sorusu geldi aklıma ve başladım araştırmaya..

Biraz bilgi tazelersek Osmanlı Devleti 1281 yılında Ertuğrul Gazi’nin ölümüyle Kayı Boyu’nun başına geçen

Osman Bey tarafından 1299 yılında bağımsızlık ilan edilerek kurulmuştur.

Her imparatorluk gibi genişlemek yeni topraklar elde etmek isteğiyle sürekli büyümeyi hedefliyor ve büyürken ordusunu da zinde tutmak istiyordu. O dönemde ok ve yay vücudun doğal bir uzvu gibiydi fakat az önce de değindiğim gibi hem askerleri zinde tutmak adına hem de boş zamanlarda ordu ile halkın eğlenceli bir şekilde bazı aktivasyonlara katılımı sağlanıp, oluşturulan sağlam vücut sağlam kafa projesinin hayata geçirilmesi fikriyle Osmanlı’da spor tüm topraklara yayılıyordu..

Öncelikle “tekke” adı altında vakıflar kuruldu.. Burada ilk olarak okçuluk ve  güreş eğitimleri verilmeye başlandı.. Bunun yanı sıra sporculara beslenme ve düzenli uyku hakkında bilgiler veriliyor, hocaları sporcuların performanslarını nasıl yukarıya çekebiliriz diye kendi aralarında istişare yapıyorlardı.. Zaman geçtikçe bu tekkelere faaliyet olarak at binme, cirit, gülle atma gibi branşlarda ekleniyordu.. Bu branşlar ise aşağıda örneklediğim tarzlarda zamanla kendi içlerinle ayrılmalar yaşamışlardı..

Güreş

Düğün Güreşi

Ramazan Güreşi

Saray Güreşi

Bu örnekleri diğer branşlar üzerinde de uygulayabiliriz..

Sportif faaliyete yeteneği olmayanlar ise boş zamanlarında avcılık yapıyor ve bu şekilde hem vakit geçirip hem de evlerine yemek ile geri dönüyorlardı..

Peki, hem sportif yeteneğiniz yok hem de avcılık yapmak istemiyorsunuz.. O dönemde ne yapacaksınız da kafanızı boşaltıp sosyalleşeceksiniz? Böyle kişiler için de sarayın bünyesinde satranç, yanlış okumadınız evet satranç tekkeleri hizmete sunulmuştu..

Çok geçmeden satranç Osmanlı’da hızla yaygınlaşmış ve oldukça sevilen bir branş halini almıştı.. Hatta önce bölgeler arasında şampiyona sonrasında bölge şampiyonlarının katılımıyla saray şampiyonası düzenlenirdi.. Şampiyon olan kişi ise ödülünü aldıktan sonra padişah ile satranç oynama hakkına erişirdi.. Şampiyonlar şimdi burada herkesin gözü önünde padişahı yenersek kelle gider mi acaba diye düşünmüşler midir bilemeyiz ama o dönem padişah ile satranç oynama düşüncesi bile oldukça değerli bir hazineydi..

Osmanlı İmparatorluğu’nda saraydan halka kadar inen sportif branş dallarında genel olarak ortak bir bilinç yakalanmış olup bayramlarda, zaferlerde yani tüm özel günlerde şenlikler ya da kutlamalar adı altında branşların turnuvaları düzenleniyordu.. Amaç halkın eğlenmesi ve mutlu olması idi ve sağlam kafa sağlam vücut projesi hedefini on ikiden vurmuş, o dönem için oldukça başarılı sonuçlar almıştı..

Osmanlı’daki bu sportif branşlara daha sonraları “matrak sanatı” da ilave edilmiştir..

Matrak, kılıç sporunun satrancı olarak anılıyor idi ve ayrı bir yazı ile tek başına anlatılmayı hakediyordu.. Sonraki haftalarda matrak sanatı ile ilgili de bir çalışma hazırlayıp siz Dürbün Yazar severlere sunacağım..

Bu hafta dilimin döndüğünce Osmanlı dönemindeki sportif faaliyetleri anlatmaya çalıştım.. Umarım keyifle okuduğunuz bir yazı olmuştur..

Haftaya yine bambaşka bir Kuşbakışıyla  bakalım, hangi semalarda..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir