Ortaköy Dwarft

Yaklaşık bir yıldır aynı bara gidiyorum. Her cuma saat 15.30-17.30 arası aynı köşeye oturup 2, maksimum 3 bira içip kalkıyorum. İnsanlar hafta sonu eğlenmek, kafa dağıtmak için bara gider, benimkisi biraz mecburiyetten. Her cuma akşamı Afife Jale sahnesindeki koro provasının piyanisti olarak sahnede olmaya mecburum. Öyle kötü bir saat ki erken gitmezsem trafik yüzünden asla provaya yetişemiyorum. Erken gidince de barda vakit geçiriyorum.

Müdavim olunca; barmenler, gelen gidenlerle sohbet ortamı da oluşuyor. Genellikle kimseye bulaşmam ben, çok sevmem konuşmayı. Kendi iç dünyamda kalmak, düşünmek, gözlem yapmak daha çekici gelir. Bu sebeple orada bir meşguliyetim olmalıydı. Kimse bana bakmamalıydı ve ben de kimseyle ilgilenmemeliydim. Kendime minik bir defter alıp, oradaki izlenimlerimi yazarak geçirdim vaktimi. Böylece başlamış oldu yazma serüvenim. Yazdıklarımın adını gizli günlük koydum, öyle şeyler yazdım ki, bazen çok küfürlü, fazla eleştirel, kolay kolay kimsenin yüzüne karşı söyleyemeyeceğim iç sesim yönetti yazdıklarımı. Biraz da geçen yaz okuduğum, şezlong üstü, hafif meşrep kitaptan ilham aldım. Yeni çıkan bir kitaptı, ismi ilgimi çekmişti ve yazar kadın fiziksel olarak bana çok benziyordu.

Hatun bütün seks hayatını alenen anlatmış, kitapta küfrün bini bir para. Bir kadının iç sesini hissetmek ve ona katılmamak elde değildi. Bazı paragrafları okurken utandım, bir yandan da cesaretlendim. Evet biz kadınlar bunları açıkça ifade edebilmeliyiz diye düşündüm. O gazla neler yazdım neler, hala yazarken sansürlüyorum. O kadar da değil, diyor bir yanım. Bazen de salla gitsin, neysen öyle yaz, çıksın maskeler, bitsin roller, bırak bu cici bici tavırları, diyorum.

Hala ne yöne gideceğime karar vermiş değilim. Belki de o kadının yazdıkları bir tür pazarlama stratejisidir. Gerçek olup olmadığını nereden bilebiliriz? Belki ben de atıyorumdur. Severim gizemli kadın olmayı. Hangi babydoll ile hangi stilettoyu kombinlemeyi seçtiğimi yazsam, onları giydiğimde neler yapabileceğimi anlatsam okuyucu kitlem artar değil mi? Bir gün cesaretimi toplayıp onları da yazacağım elbette.

En çok erkeklerin bakış açıları sinirime dokunuyor. Barda tek başına oturan bir kadınsan sana avcı muamelesi yapıyorlar. Bir gün karşıma bir kara sakallı oturdu, özgüven tavan yapmış, nasıl bakıyor gözlerini ayırmadan, kilit mode on. Fırsatını bulsa götürecek. Beni çok beğendi biliyorum. Fakat amacının, hatun götürdüğünde skor tahtasına bir çarpı daha atmak olduğunu da biliyorum. Ben salağı bundan etkilenip, onun skor tahtasına tabii ki o çarpıyı attırmayacağım. Attırırsam erkek olurum hahahahah.

Kafam güzelleşince testesteron full cümleler kuruyorum. O fırsat eline asla geçemeyecek. Eline bulaşan olsa olsa kendi spermi olabilir, diyerek bu konuyu burada kapatıyorum. Bıktım ben bu erkeklerin elleme, öpme, gömme sevdasından. Hiçbiri hormonlarını yönetmeyi beceremiyorlar. İçimden de kahkahalar atıyorum. Eğlendim ciddi ciddi. Yarın sabah uyandığımda ağlayacağımı bilerek. Nedense hoşuma gitmeyen duygu durumlarının gerçekliğine şahit olduğumda, ertesi gün hep ağlayarak uyanıyorum. Bu gece evime gidip yine yalnız uyuyacağım ve yine kimseye yem olmayacağım. Niyetim hala bu ve bozmaya da niyetim yok.

Bir de cool abiler var, hiç senle ilgilenmiyormuş gibi yaparak, kendilerini dünyanın en karizma yakışıklısı zannederler. Geçen hafta vardı onlardan 2 tane. Amerika’da yaşamış mış falan anlatıp duruyordu. Ben o arada yazıyormuş gibi yapıyorum, göz teması kurmamak için. Tabii ki kulağım orda, çıldırdılar bana bir şey söyleme fırsatı bulamayınca. O kadar saçmaladılar ki kendileri bile güldüler konuştuklarına. Erkekler şunu anlamalı, kadına öyle karizma filan sökmez. Eğer ben istiyor olsaydım, Amerika’daki tüm sevgililerinin ayakkabı numarasını bile öğrenirdim.

Bu yazı bu kadar olsun, gideyim ben geç oldu. Promil sorunları ile uğraşmak istemiyorum. Nasıl olsa her cuma buradayım ve yaşanan daha çok şey var anlatacak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir