Olmaz Öyle Saçma Şey

Youtube hesabıma baktım. Bundan tam 11 yıl önce “Yanık Fare” isimli video ile açmışım kanalımı. Mahmut Tuncer’in “Susiiii” diye bağırdığı videoyu bu platforma ilk yükleyen kişiyim. Yaklaşık 300.000 kişi izlemiş bunu. Ama bu kadar yani, alıp da kendimi çekmek, bir şeyler hakkında fikrimi beyan etmek ya da dedemin götünde torpil patlattım gibi şakalar yapmak hiç aklıma gelmemişti. Birkaç yıldır insanların manyak gibi video çekmesine anlam veremiyordum. Meğer bugünler içinmiş. Youtube şu anda deli gibi işleyen ve ciddi anlamda paralar kazanılan bir ortam haline geldi. Birçok büyük isim (Örn. Cenk Erdem) işi gücü bırakıp buraya yöneldi. Şu slogan çok doğru yani; Youtube is the new TV.

Tabii nerede çokluk orada bokluk gibi bir durum var. Youtube TV’ye dönüşürken bu bilinirlik her zaman olduğu gibi kaliteyi düşürmeye başladı. Henüz akli gelişimini tamamlamanın çok başında olan gençlerimiz bu bataklara düştüler. “Evet arkadaşlar kanalıma hoş geldiniz, bugün lahmacuncuyu arayıp hamburger sipariş edeceğiz.” gibi binlerce video türedi. Çünkü buna benzer işler çok tuttu, bu insanlar baya bir ünlü oldular, hatta filmler çekiyorlar. Emsaller başarılı olduğundan birçok da kopyası türüyor bu yüzden. Şu an binlerce kişi Youtuber olup şöhrete kavuşma hayalleri kuruyor fakat elli kişi tarafından izleniyorlar.

Ben bu yüzden bu Youtube işine çok mesafeliydim. Anlamsız kanallardan oluşan bir çöplüktü sonuçta. Fakat bu çöplükte parıl parıl parlayan kanallar da keşfettim. Bunlardan benim için şüphesiz ki en önemlisi İstanbul Film Akademi (İFA) kanalı ve tabii ki İFA ekibi tarafından yayımlanan Olmaz Öyle Saçma Şey.

Çok enteresan bir üçlü yürütüyor programı. Bir yönetmen, bir sinema öğrencisi ve bir sinema okulu sahibi. Yalnız yönetmen sinema filmi yapmıyor, sinema öğrencisi Oscar almak istiyor, sinema okulu sahibinin ise sinemayla pek ilgisi yok gibi.

İlker Canikligil teknik anlamda üst düzey bilgiye sahip. Hani her şeyi bilen adamlar vardır ya, onlardan Canikligil. Fakat hiçbir zaman bilgisiyle boğmuyor sizi, inanılmaz geyik ve kafa dengi bir adam. Aynalı kameraları anlatırken bile sizi güldürme potansiyeline sahip. Bu anlamda programı hem bilgilendirici hem de ilgi çekici hale getiriyor.

Canikligil birkaç kısa film denemesinin ardından sinema filmi yapmamaya karar vermiş. Kendini akademisyenliğe ve reklam yönetmenliğine vermiş. Programı izlerken bunun nedenlerini kestirebiliyorsunuz. Canikligil acayip bilgili bir adam. Ama bu ülkede bilgili olmak yetmiyor maalesef. Kaynak bulamamış, derdini anlatamamış. Belki de teknik kısımdaki hakimiyeti gerçek hayatta işlememiş de olabilir. Sonuç olarak ortada bir kaybeden hikayesi var. Bu altyapı nedeniyle de seviyorum Canikligil’i. Senin benim gibi bir adam görüntüsü çiziyor çünkü. O denemiş başaramamış, biz denemeden başaramadık.

Yani insan izlerken empati kuruyor. Bu adam bile olduramadıysa yuh diyorsunuz. Canikligil de “bu ülkede bu iş olmaz” “bunu böyle yaparsanız başaramazsınız” gibi söylemlerle altını dolduruyor olduramayacağınızın. Pek çok konuda düşündüklerimizi dillendiriyor. Geniş bir kitleye bu kadar rahat “bu ülkeden bir bok olmaz” diyebilen bir adam görmemiştim. Bazı yorumlar insana fazla negatif gelse de videolarını izledikçe rahatsız etmemeye başlıyor. Çünkü yapıcı bir adam aynı zamanda. Senaryonun önemli olmadığını söylüyor, ne isterseniz çekin, yeter ki iyi çekin diyor. Kesinlikle haklı. Kameralara para vermeyin, gidin telefonla çekin diyor. Hayal satmıyor kimseye. Bu gerçekçilik, mizahla birleştiğinde ortaya tadından yenmeyen bir şey çıkıyor.

İlker Canikligil vurduğunu gol yapan bir santrafor. Fakat yanına da çok iyi iki forvet arkası bulmuş. Nazım, İlker Hoca’nın ID’i gibi. Ödüller almak istiyor ancak elle tutulur bir işi yok. Hayalci konuşmalarıyla İlker Hoca’ya gol pasları çıkarıyor. Çoğu program, İlker Hoca’nın Nazım’ın safsatalarını çürütmesi yoluyla ilerliyor. Bunu ucuz komedi gibi algılamayın. Nazım o kadar saf bir karakter çiziyor ki, bu Karagöz-Hacivat oyunu sizi asla rahatsız etmiyor.

Bir diğer eleman ise Veysi. Kendisi İstanbul Film Akademi’nin sahibi. Program için biraz karikatürize mi olmuş yoksa doğal hali midir bilmiyorum. Fakat İlker Hoca ne kadar bilgiliyse Veysi de bir o kadar bilgisiz. Düzgün bir yorum yaptığına şaşırdığınız hatta düzgün bile konuşamayan bir tip. Fakat bu adam bir sinema okuluna sahip ve bir yapımcı. Program adeta Veysi karakteri üzerinden ülkemizdeki yapımcıların ne durumda olduğunu özetliyor.

Bir sinemasever olarak pek çok konuda sizi aydınlatacak videoları bulunuyor. Kamera açılarından sese, senaryodan, sinema sektörüne kadar bir sürü konu hakkında konuşuluyor. Ülkemizde böyle yalın ve esprili bir dille böyle bir iş yapılması hem sade vatandaş hem de sinemaya atılmak isteyen gençleri bilgilendirmek için çok önemli.

Bölümleri kronolojik olarak izleme zorunluluğunuz yok. İlginizi çeken bir bölüme şans verip başlayabilirsiniz.

Birand Akgündüz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir