Obezite

Obezite, beslenmeyle vücuda alınan enerjinin harcanan enerjiden fazla olması halinde, vücutta yağ oranının yağsız dokuya göre artması durumunda ortaya çıkan klinik bir tablodur. Obezite, kişilerin Beden Kitle İndekslerine (BKİ), kas-yağ-su oranlarına, bel/kalça oranlarına veya deri kıvrım kalınlıklarına bakılarak saptanmaktadır.

Siz de Beden Kitle İndeksinizi Saptayarak Hangi Durumda Olduğunuzu Bulun

BKİ: vücut ağırlığı (kg) / boy uzunluğu ² (m²)

Eğer çıkan değer:

  • 20 kg/m² altındaysa – zayıf (düşük vücut ağırlığı)
  • 20-25 kg/m² arasındaysa – normal (normal vücut ağırlığı)
  • 25-30 kg/m² arası – hafif kilolu
  • 30-40 kg/m² arası – obez
  • 40 kg/m² ve üzeri – morbit obez

Ayrıca bel / kalça oranının kadınlarda 0,8, erkeklerde 1,0 ve üzerinde olması da obezite göstergesidir.

Vücutta toplanan yağın dağılımı da obezite tipinin belirlenmesinde önemlidir. Yağ dokusunun vücudun alt bölgesinde toplanmasına armut (jenoid) tipi obezite, yağ dokusunun üst bölgede toplanmasına elma (android) tipi obezite denmektedir.

Obezite, tüm dünyada önemli bir sağlık sorunu olarak kabul edilmektedir. Her geçen gün yayılan obezite salgılının nedenleri;

  • Gereğinden fazla beslenme veya sağlıksız beslenme
  • Fiziksel aktivite azlığı
  • Psikolojik bozukluklar
  • Genetik, metabolik ve hormonal bozukluklar

Obezitenin en önemli nedenleri arasında yanlış beslenme ve hareketsiz yaşam vardır. Sanayileşmenin artması ve yaygınlaşmasından bu yana gelişen fast-food beslenme, yüksek kalorili, besleyici değeri düşük, boş kalorili yiyeceklerin üretilmesi obeziteyi bir halk sağlığı sorunu haline getirmiş, insanların ilgisini ve midesini çekmiştir. Ayrıca fiziksel aktivitenin az olması veya olmaması, her yere araba ile gidip gelme, egzersiz yapmaya vakit bulamama gibi nedenler de insanları obeziteye sürüklemektedir.

Özellikle zayıflama diyetlerine dirençli olan çok az sayıdaki obez kişiler hormonal ve metabolik nedene bağlı olarak kiloludurlar. Hormonal nedenle bazal metabolizma hızı yavaşlar, tüketilen besinlerin bir bölümünün yağ şeklinde depolanır. Bu kişiler genellikle hareketsizlerdir ve kilolu olmaları buna da dayandırılabilir.

Şişmanlığın bir nedeni de sık aralıklarla enerjisi çok sınırlı diyet uygulamaktır. Hızla yitirilen ağırlık, dinlenme metabolizma hızında düşmeye neden olur, kişi normal beslenme düzenine geçince kaybedilen kilolar hızla geri gelir. Oluşan bu ağırlık döngüsü de şişmanlıkla sonuçlanır.  

Obezite, insülin direnci ve bunlarla ilintili tip 2 diyabet (insüline bağımlı olmayan diyabet), hipertansiyon ve kan lipit profilinde bozulmayla belirlenen metabolik sendrom için başta gelen risk faktörüdür. Türk Kardiyoloji Derneği’ nin hazırladığı rehberde aşağıdaki belirtilen kriterlerden herhangi üçünün varlığında metabolik sendrom tanısının konulması önerilmiştir. Bu kriterler:

  • Kan trigliserit düzeyinin yükselmesi,
  • HDL-kolesterol düzeyinin düşüklüğü,
  • Yüksek tansiyon
  • Bozulmuş glikoz tolerans veya diyabet

Obeziteye Savaş Açın!

  • Sağlıklı ve yeterli beslenin.
  • Rafine tahıl ve tahıl ürünlerinden, basit şeker, yapısı bozulmuş/değiştirilmiş yağlardan (margarin, trans yağ vs) uzak durun.
  • 3-4 saat aralıklarla beslenin.
  • Bol su için.
  • Gazlı ve şekerli içeceklerden uzak durun.
  • Hayatınızda harekete yer açın.
  • Günde en az 7-8 saat uyuyun.
  • Güne pozitif başlayın.
  • Başarabileceğinize inanın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir