Mutlu Olmak Ya Da Olmamak, İşte Bütün Mesele Bu!

Sizce mutluluk ne demek? Bana mutluluğun resmini çizebilir misiniz? Sizce mutluluk ne renk? Birini sevmek mi? Yoksa biri tarafından sevilmek mi? Zengin olmak ya da ünlü olmak mı? İşinizde ve okulunuzda başarılı olmak mı? Sadece sağlıklı olmak mı? Hep bir şeyler olmaya çalışmak ama sadece mutlu olamamak!

   Can Dündar’ ın da dediği gibi ‘ Hep bir şeyler yaparak içimizdeki boşluğu doldurmaya çalışarak mutlu olmaya çalışırız ama o boşluk hiç dolmaz. Biri biter biri başlar. ’ Yani asıl boşluğun ne olduğunu fark etmezsek, mutlu olmanın tadına varamayız.

   Mutluluk için belki tam bir açıklama yoksa da mutsuzluk; huzursuzluk, isteksizlik, umutsuzluk, karamsarlık gibi bir çok olumsuz duyguların bir arada yaşanma halidir.  Sürekli mutlu olan insanların, Williams Sendromu yaşadığı ya da bipolar hastalığın ( sonraki yazılarımda bu konuya da değineceğim) taşkınlık döneminde olduğunu düşünülüyorsa, mutsuzluğun kronikleşmesi sonucunda da insanların psikolojisinin bozulduğu düşünülebilir. Nasıl ki yemek yemek, su içmek, uyumak, seks yapmak belli bir düzeyin üstünde yada altında olduğunda sorun olarak ele alınıyorsa; mutluluk ve mutsuzlukta öyle. Mutsuz olmak her zaman kötü değildir. Hatta mutsuzluğun üstünde yapılan araştırmalara göre insanların mutsuzken, daha sistematik şekilde düşündükleri, detaylara daha çok dikkat ettikleri, riskli davranışlara daha az eğilimli oldukları görülmüştür. Yaşamları boyunca belli bir düzeyde mutsuzluk ve kaygı yaşamamış olan insanlar, işlerinden daha az tatmin oluyor ve eğitim ya da kariyer değişimi konusunda daha az baskı hissediyorlarmış. Mutlu insanlar için ‘aklı bir karış havada’ denmesinin sebebi bu olabilir mi acaba?  Mutsuzluk aslında etrafımızdaki insanların hatta bazı dönemler bizim bile kendimize yaşattığımız bir his değil mi?  ‘ Çok güldük kesin çok ağlayacağız! ’ inancıyla büyüdüğümüz bir toplumda içten gülümsemek, sürekli mutlu olmak çok da mümkün değil sanırım..

   İnsanların her sorun gibi sürekli mutsuzluk yaşamalarının önemli nedenleri arasında çocukluk anıları vardır. Bu yüzden biz psikologlar, danışanlarımızın çocukluğunu merak ederiz. Bazı koşullarda sevgi, başarı düzeyiyle örtüşüyor; bazı koşullarda çocuk ne kadar güzel ya da yakışıklıysam o kadar sevilirim, ne kadar sevilir, beğenilirsem o kadar mutlu olurum düşüncesiyle büyüyor. Çocuk yaşta gelen tutucu, otoriter, aşırı hoşgörülü, kararsız ve dengesiz, aşırı koruyucu,  reddedici, mükemmeliyetçi ana – baba tutumuyla büyüyen çocuklarda  güvensiz bağlanma ve düşük özgüven kendini gösteriyor. Oysa ki Dünya Mutluluk Raporu’nu hazırlayan John Helliwell 158 ülkeyi karşılaştırdığında mutluluğun en önemli faktörünün güven olduğu üstünde durmuş. Bizim toplumumuzun en büyük sorunu güvenmemek iken ne kadar mutlu çocuklar büyütebiliriz bilmiyorum. Kutuplaşmış, sosyal, politik, etnisitelere saygısı olmayan, teknoloji bağımlısı olup birbirleriyle ilişki kurmayan insanların yaşadığı bir ülkede güvenli bağlanma yaşayabilecek, ufku geniş çocuk büyütmek…

   Maalesef ki sürekli mutsuz olmak psikolojiyle beraber, fiziksel ve biyolojik olarak da düzenimizi bozuyor. Örneğin; mutsuz insanlarda saç dökülmesi, cilt kuruması ve kırışması, egzama, sedef, uyku ve yeme bozukluğu, tansiyon, mide, böbrek ve kalp hastalıkları, migren, hatta distimik bozukluklar ve depresyona sebep oluyor.

   Mutluluk için tek cümlelik mucizevi bir formül vermeyi çok isterdim. Bu formülü veremesem de mutsuz olmamak için yapabileceğiniz birkaç tüyo verebilirim.

  • Hayatın zor olduğuna dair olan sabit inançlarınızdan kurtulun.

  • Dünyada kendimizden başka güvenebileceğiniz insanlar olduğunu bilin.

  • Yanlış / kötü kelimelerinden çok doğru / iyi kelimelerine odaklanın.

  • Başkalarının yapabildiklerini yapamadığınız değil, kendi yapabildikleriniz kadar olduğunuza inanın.

  • Geleceği yaşamadan bilemezsiniz. O yüzden onun için endişelenip, korkmayın. Çocukken hiç sıcak denilen çaya dokunup, elinizi yakmadınız mı?

  • Her şey güzel olsaydı, çabalayacak bir şeyleriniz olmazdı.

  • Başkalarını konuşmayın, seni konuşanlara kulak asmayın. Siz kendini değerlendirin.

  • Sahip olmadıklarınız yerine sahip olduklarınızı sevin.

  • Kendinizden iyileri görmek yerine, sizin yerinizde olmak isteyenleri gözlemleyin. Bazen şükretmek için bir çok nedeninin olduğunu görmek insanı rahatladır.

  • Mutsuzluğunuzun hizmet ettiği amacı fark edin.

  • Oksitosin seviyenizi arttırın. ( *Oksitosin Erişkinlerin rahatlamasını sağlayan, rahatlama ve kan basıncını düşürmeye yardımcı olan anti-anksiyete etkileri olan bir hormondur. Oksitosin seviyesinin artması, ilişkilerinizdeki güvenin artması ve bağlanmayı da arttırır. Bunu insanlara sarılarak, kendinize masaj yaptırarak, hayal kurarak, egzersiz yaparak, eğlenceli aktiviteler bularak, arkadaş ve ailemizle vakit geçirerek yapmak mümkün.)

  • En önemlisi de kendinizi tanıyın , duygularınızı fark edip, yönlendirerek ifade edin.

‘Pencerenin önündeki gülleri görmezsen, hayal ettiğin gül bahçesine kavuşamazsın.’

    Her şeyin gönlünüzce olduğu, mutlu günler…

Uzm. Psikolog Yasemin ERDEMİR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir