Muhtar

Cumhurbaşkanı Erdoğan, muhtarlarla birlikte bugüne kadar 43 toplantı gerçekleştirdi. Bütün kanallardan canlı yayınlanan bu buluşmaların ortak bir programı var. Önce çıkıp Erdoğan konuşuyor, ardından da ikram denilen yemeğe geçiliyor.

Fakat benim asıl hayranlık duyduğum muhtarlar. Bakın ben çok iyi muhtarlar tanıyorum. Mesela bundan birkaç yıl önce Kadın Muhtarlar Derneği ile bir organizasyonda bir araya gelmiştim.

Son derece iyi eğitimli, dünyaya ve hayata dair bakış açıları kadar, bulundukları mahallelerin sorunlarına gönül vermiş insanlardı. Açıkça söyleyeyim ki ülkedeki erkek muhtar ortalamasının bir hayli üzerinde bir niteliğe sahipler.

Sonra çocukluğumu geçirdiğim mahallenin muhtarını biliyorum. Bir muhtar nasıl olur sorusunun yanıtı gibi; Bakırköy Yenimahalle Muhtarı… Üsküdar’ın bazı mahallelerinde son derece iyi muhtarlar ile tanıştım.

Arada istisnalar olmakla birlikte bunlar muhtar gibi muhtar. Bir de tabi sadece adı muhtar olanlar var ki, onların sayısı iyi diye saydıklarımın kat be kat üzerinde. Yine de muhtar.

Dönelim tekrar muhtarlar ile buluşmaya… Cumhurbaşkanı bu 43 buluşmada ne anlattı? Kimi zaman Suriye meselesini, kimi zaman ana muhalefet ile kavgasını, bazen ABD’ye haykırdı, bazen FETÖ’ye… Bir baktık ki NATO’ya seslendi, bir baktık ekonomi konusuna değindi.

Öncelikle hayran oldum. Nasıl bir muhtar fotoğrafımız var ki dış siyasetten ekonomiye, terörle mücadeleden uluslararası dengelere, küresel ısınmadan nükleer enerjiye kadar tüm konulara hakimler. Hakim olmalılar ki, Cumhurbaşkanı ne derse alkışlıyorlar. Herhalde bilmeden alkışlamıyorlardır.

Sonuç ne? Cumhurbaşkanı konuşuyor; muhtarlar alkışlıyor; hep beraber yemek yeniliyor ve evli evine köylü köyüne… Aslında Türkiye’nin niye bu halde olduğunu anlatmaya gerek var mı? Bu fotoğraf o kadar açık anlatıyor ki…

Cumhurbaşkanı konuşmak için muhtarları bahane ediyor. Bunu da anlamıyorum. Zaten herhangi bir yerde konuşmaya başlasa, televizyonlar korkudan hemen bağlanıyorlar. Çünkü canlı yayınlamamak aynı zamanda birileri tarafından gösterge olarak nitelendiriliyor. Yani aynı zamanda en genel yayın yönetmeni…

İşin korku dağları yıktı tarafını bir kenara bırakıp, tekrar muhtarlara dönersek, bu toplantılar böyle mi olmalı? Muhtarlar dinliyor; alakasız bütün konular kendilerine anlatılıyor ve sonra hep beraber yemek yiyip dağılıyorlar. Muhtarlar da döndüklerinde herhalde mahallesindekilere ‘bak Saray’a çıktım gördün mü’ diyordur.

Kaza ile mahalle sakinlerinden biri sorsa ya ‘ne konuştunuz’ diye… Çünkü hiçbir muhtarın buna verecek cevabı yok. Oysa ben geçmiş dönemleri hatırlıyorum. Birçok politikacı için farklı örnekler verebilirim, ama toplantılarda en iyi performansı, bir gazeteci gözüyle ben Rahmetli Süleyman Demirel’de gördüm.

Davet edildiği yerde en ön sıraya oturur; muhataplar tek tek kürsüye çıkar, sorunları beklentileri paylaşırdı. Büyük bir dikkatle onları dinler; not alır ve son olarak kürsüye çıktığında Fenerbahçe – Galatasaray maçından bahsetmezdi.

O toplantının konusu ne ise, o toplantıda ortaya konulanları, sıkıntıları, talepleri dikkate alarak bir konuşma yapar, sualleri tek tek yanıtlardı. Bunu bir çok eski siyasi için de söyleyebiliriz. Birçoğunun böyle yaptığına meslek gereği gözlerimle şahit oldum.

Fakat şu anda Cumhurbaşkanı başta olmak üzere siyasiler, davet edildikleri yerlerde ya da zaten kendi organize ettikleri toplantılarda çıkıp, sadece söylemek istediklerini söylüyor ve gidiyorlar.

Karşılarındaki işadamı imiş, muhtarmış, çiftçiymiş, işçiymiş fark etmiyor. Neden biliyor musunuz? Çünkü hepsi dünya kendi etrafında dönüyor zannediyor. Dönersek yazının çıkış noktasına bir öneriyle bitireyim.

Muhtarların tamamını milletvekili yapalım. Anladığım kadarıyla uzmanlıkları, bakan ve milletvekillerinden daha fazla. Zira çok iyi dinliyor ve bununla da yetinmeyip alkışlıyorlar. Yakında uzay çağı ekonomisini dinleyebilirler. Sabırsızlıkla bekliyorum yeni monoloğu…

cetinunsalan@yahoo.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir