Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, Türkiye’ye ısrarla uyarmaya devam ediyor. Konu başlığı, ekonomik kırılganlık. Kuruluş, çift haneli enflasyondan cari açık meselesine kadar çözüme kavuşturulmayan sorunları da gerekçe olarak gösteriyor.

Esasen uyarıdan çok, kırılgan olarak nitelendirildiğimiz ülke grupları daha can sıkıcı… Eskiden hiç olmazsa Brezilya gibi ülkelerle birlikte sayılırdık. Şimdi aynı kategoride olduğumuz ülkelere bakın.

Zambiya, Gana, Arjantin, Sri Lanka, Moğolistan ve Pakistan… Bu tablodan daha açık bir ekonomik tercüme olabilir mi? Peki diyelim ki Moody’s kötü niyetli ve dış güçlerin oyununa (!) geliyor. Elbette yerseniz.

Çünkü Türkiye ekonomisinin gerçek durumunu görmek için büyük bir ekonomist olmanıza gerek yok. Dört işlem biliyorsanız da durumu rahatlıkla çözebilirsiniz. Fakat yine de meseleyi başka türlü yorumlayanlar olacaktır.

O zaman ben hiç makro dengelere, açmazlara, para ihtiyacına bakmadan size bir yönetim örneği göstereyim. Konumuz patates…

Bildiğiniz gibi patates ve soğan fiyatları seçim öncesinde fiyatlarıyla gündeme oturdu. Yandaş medyada bunu bile patates lobisine bağlayanlar olsa da, bu akıl tutulmasını bir kenara bıkarıp, meselenin nasıl yönetildiğinden sağlamasına bakalım.

21 Haziran 2018 günü, bir adet patatesin fiyatının 1 TL’ye, kilosunun 6 TL’ye ulaştığı açıklandı. Hemen ertesi gün, yani 22 Haziran tarihinde ekonomi dehası sergileyen kurmaylarımızı temsilen, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi çözümü açıkladı: Patates ithal edeceğiz. Ne kadar akılcı değil mi? Oysa et bile bu işin böyle çözülemeyeceğinin en açık kanıtı olarak önlerinde duruyordu.

Yetmedi; açıklamalara Tarım Bakanı Eşref Fakıbaba, 23 Haziran günü katıldı. Bu artışa bir anlam veremediklerini belirterek, ihracat amacıyla kendilerine gelen talebi Bakanlar Kurulu’ndan geçirdiklerini, üzüntülerini de dile getirerek paylaştı. Hatta bu paylaşım sırasında Türkiye’nin yeterince patatesi olduğunun da altını çizdi.

Bakan Fakıbaba bununla da yetinmedi ve seçimlerin öncesinde ‘seçimin ardından’ patates fiyatlarının düşeceğini iddia etti ve 28 Haziran günü de yeteri kadar patatesimiz olduğunu, yaşananı vurguncu işi olarak nitelendirerek bir kez daha tekrarladı.

Sonra ortaya çıktı ki, patates ithal etmişiz. Nereden? Sıkı durun; Suriye’den… Mesele tartışma ve biraz da alay konusu olmaya başlayınca elbette et ithalatı da gündeme geldi. Fakıbaba, bunun savunmasını da ilginç bir biçimde geliştirdi.

Bakan’a göre biz ekonomik ihtiyaçlardan değil, tamamen siyasi tercihlerden dolayı et ithal ediyormuşuz. Ülkeler bazen bunu yaparmış. Duy da inanma…

Şimdi tüm tartışmaları bir kenara koyalım; soru şu: Patates var mı; yok mu? Patates varsa neden ithal ettik. İthalatımız mesela etteki gibi siyasi nedenlerle ise, neden hükümetin tanımayan hükümet, Suriye’yi tercih etti?

Garip değil mi? Bunların hepsinin nedenlerini ve bizi buraya kadar getiren yanlış tarım politikalarını uzun uzun anlatabilirim. Ama o başka bir yazının konusu… Burada daha patates konusunda bile ne söylediğini, ne yaptığını bilmeyen bir fotoğrafı sizinle paylaşıyorum.

Peki bir ekonominin yönetimi böyleyse, bizim kırılgan için Moody’s’e ihtiyacımız var mı? Ne derdi eskiler? Allah başka zeval vermesin.

cetinunsalan@yahoo.com