Herkes senin aleyhinde bulunacaktır, herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır. Fakat sen buna karşın direneceksin. Önüne sonsuz engeller de yığacaklardır. Kendini büyük değil, küçük, zayıf, araçsız hiç sayarak, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu engelleri aşacaksın. Bundan sonra da sana büyük derlerse, bunu söyleyenlere güleceksin.

Mustafa Kemal Atatürk bu sözleri bugünleri görerek veya tahmin ederek mi söyledi bilmiyorum. Ama ne kadar doğru olduğu su götürmez bir gerçek. Düşük limitten döviz aldıktan sonra inzivaya çekilip bekleyenlerin, vakti gelince de yüksek kurdan bozdurup, hem para kazanıp, hem de milliyetçi itibar edindikleri durumu biraz sorgulamaya kalkan, biz dövizi olmayan vatan hainlerinin (!) karmaşık duygular yaşadığı şu günlerde iki çift laf da etmeye hakkı vardır. 🙂

Yıllardır çekmediğimiz kalmadı bu dövizden. Biri kitap fırlattı bizim borcumuz kiramız fırladı, cebimize anahtar uyduruldu bir güzel. Şimdi bir rahip ortaya çıktı yine bizim borcumuz fırladı kiramız arttı vesaire. Acaba gerçek sorun bu mazeretler mi diye düşünmeye gerek yok elbette. Zira sorun sadece şimdi değil yıllar yılı sağlam temellere oturmayan ekonomi sistemimiz. Dolar’a/Euro’ya sümküren, yakan, hatta ipe bağlayıp idam edenleri görmemek görüp de gülmemek elde değil tabii ki. Hele ki o insanların evini, arsasını satarken döviz üzerinden konuşmalarına şahit olmak direkt insanı hayretlere düşürüyor. Kaldı ki onlara kızacağımıza ülkeyi yönetenlerin, ülke içinde bile her işi her yatırımı dolar üzerinden hesaplayıp, yap-işlet-devret modelinde bile dövizden vazgeçmemesi ayrı bir tartışma konusu.

Mesela en basit örnekle, son yıllarda metropol kentlerde hızla alış-veriş merkezlerine yapılan yatırımlar bir yana, bu yerlere gitmek zorunda bırakılan esnafa bile döviz ile kiralama yaptırtmayı sakıncalı görmemiş yöneticilerimiz.

Hiç üretmeyip hep tüketmişiz. Amerika’yı tehdit edeceğiz diye parasını verip aldığımız, “iphone telefonu kırma töreni” videosunu bir başka iphone telefon ile çekmişiz. Kesinlikle her yıl Trabzonsporluların dediği ama yapmadığı gibi özümüze dönmeliyiz. 🙂                     

Üç tarafı denizle kaplı ülkemde ithal balık…

Her bölgesinde ayrı bir tabiat zenginliği olan ülkemde tarım yok sayılmasa, protesto etmek için portakallarını bıçakladığımız küçücük Hollanda’nın dünyaya peynir satabilmesini araştırıp neden biz yapamıyoruz demez isek, üzülerek söylüyorum trajikomik protestoları seyretmeye devam edeceğiz sanki. Son olarak ben de, protestolara destek vermek adına bu haftaki yazımı e-mail ile değil de yerli ve milli olan PTT yolu ile Dürbün Dergi Yönetimi’ne yolluyorum. 🙂

Herkese sevgiler…