Lalettayin, Amin!

Bilen bilir Onur Ünlü’den pek haz etmiyorum. Böyle deyince adamı gömmek için özel bir çaba sarf ediyormuşum gibi düşünülüyor. Keşke sanat-sepet ortamlarda bulunsam da özel bir husumetim olsa. Fakat yok. Bu adamın işlerini beğenmiyorum çünkü özellikle Leyla ile Mecnun’dan sonra arkasına aldığı kitleye güvenerek kendini dünyadaki en iyi yönetmen falan sanmaya falan başladı.

Haksızlık etmeyeyim, iyi filmleri var Ünlü’nün. Polis, Güneşin Oğlu, İtirazım Var gibi. Ama bir yandan da sürekli bir ucuz edebiyat, ikinci yenicilere kerkinme çabası ne bileyim çay edebiyatı derken avam tabakaya hitap edecek şeyler yapıyor sürekli. Evet, bu memlekette farklı tatta komedi yapan çok insan yok. Onur Ünlü bunu yapabiliyor. Leyla ile Mecnun da böyleydi örneğin. İlk bölümleri gerçekten şahaneydi. Ancak absürt komedi olarak çıktığı yolda o kadar ucuzlamıştı ki, komedisi de absürtlüğü de bitmişti bir yerde. Çay içip birbirine “neee at mı?” diyen adamlardan başka bir olayı kalmamıştı.

Ama gelgelelim ki Onur Ünlü artık gerçekten ünlüydü. Bu saatten sonra ona her yol mübahtı. En son Recep İvedik falan övüyordu buna güvenerek. Avam kitlesi de alkış tutuyordu. Ne yapsa da tutacaklardı. Lalettayine amin diyen bir cemaati vardı yani. Bu yüzden de Ünlü, Türkiye’de az bir şey kitlesi olan herkese bulaşan “şeyinin ucuyla iş yapmak” hastalığına yakalandı. Son dizisi Dudullu Postası da tam olarak böyle bir iş.

Ben dizi izlemeyi çok seviyorum. Bizimkiler de internet dizisi yaptıklarında çok seviniyorum. İyi-kötü demeden izlemeye çalışıyorum. Çünkü bizim ülkede bu ciddi cesaret işi ve desteği hak ediyor. Dudullu Postası’nı da hiçbir önyargım olmadan izledim. Hatta internette yayımlanacağına güvenerek güzel bir iş çıkmıştır diye düşünüyordum. Ama bu nedir be birader? Hadi yönetmenin gözü kör. Set ekibinden biri bile “biz napıyoruz?” demedi mi?

Her şeyden evvel bu bir internet dizisi. İlk de değil ki tecrübesizliğine bağlayalım. Önünde en az üç örnek var dizinin. Tüm bunlara rağmen dizi internet dizisi formatında değil. İlla küfür olsun, cinsellik olsun demek değil bu. Al bu diziyi, koy Kanal D’ye oynasın. E ne anlamı kaldı yapımın internette yayımlanmasının? Koca bir prodüksiyon kurmuşsun, arkana Aygaz’ı sponsor almışsın. Erkan Can’la, Güven Kıraç’la çalışıyorsun. Önünde sansür engeli yok. Ama konu seçimi yine mahalle hayatı. Serkan Yılmaz’ın Dudullu Postası köşesi sadece bir çıkış noktası olarak alınmış ve bu fikir üzerinden absürt bir mahalle dizisi yazılmış. Mizah dergilerimiz derya deniz. Umut Sarıkaya’nın bir hikayesi, Ersin Karabulut’un Sandık İçi’si, Emrah Ablak’ın Tübitak’ı, Cengiz Üstün’ün Macerayı Seven Adam’ı… Al! Bunlar da uyarlanabilir. Reyting yapmak istiyorsan al Fırat’ı falan uyarla hatta. Bütçen var bir kere, adına duyulan bir güven var. Sen yapamayacaksan, kim yapacak bunları? Dudullu Postası’nın ismini kullanan, saçma sapan bir aile dizisi! Bu gerçekten de kolaya kaçmak. Neyse… Herkes istediği şeyi çekmekte özgür. Biraz da içeriğe bakalım…

Absürt komedi olarak adlandırılıyor ama komedisini koymayı unutmuşlar. Bir saatlik süresinde güldürmeye yönelik hiçbir şey yok. Bir tane espri yazılmamış. Erkan Can’ın varoluş tiradından başka tek bir düzgün diyalog içermiyor. Oyuncular arasında uyum yok ve neyin ne olduğu belli bile değil. Konu itibariyle gerçek dışı öğeler barındırdığından dolayı hikayedeki boşluklar görmezden gelinir sanılmış ama darmadağın bir görüntü çiziyor. Bütünlük sıfır. Hadi güldürmeyi geçtim, koca bir saat eğlendirmeye dair tek bir hamle yapmaya bile tenezzül etmiyor bu dizi. Başroldeki eleman Ali Atay’ın sempatikliğinden uzak ve itici bir tip olduğundan, şaşırtıcı bir Cengiz Bozkurt performansı gelmediğinden, birbirine uyum sağlayan iki karakter bile olmadığından diziden yeni bir Leyla ile Mecnun olmasını bekleyenler gerçekten avuçlarını yalayacaklar.

O kadar ucuz duruyor ki her şey. Bu işi üstlenenin Türkiye’deki önemli yönetmenlerden biri olduğuna inanamazsınız. Daha dizinin ilk sahnesinde bu sefer de Ahmet Kaya ekmeği yemeye çalışacağının sinyallerini veriyor Ünlü. Bu sefer “Erdal Bakkal aslında tuzlukmuş abi yaaa” şaşırtmacaları yerine dümdüz karakterler var. Zengin kız, fakir oğlan, apaçi dansı, babacan Erkan Can, kabadayı bir abi… Biraz fazla basit değil mi sizce de? Sanki bir Birol Güven dizisi izliyormuş tadı veriyor. Made in Turkey şaaak (Mint mührü!). Bu oyuncu performanslarına da yansımış. Erkan Can’ın konuşmasındaki taklit, Güven Kıraç’ın aydın insan olduğunu belli etmek için girdiği tavırlar, kullandığı eski kelimeler… O kadar basit ki sanki bir ilkokul müsameresi. E hal böyle olunca isterse ‘big bang’i anlatsın insan ciddiye alamıyor. Zaten ciddiye alınmasın diye özel çaba sarf edilmiş.

Özetle her sinemacıya nasip olmayacak bu imtiyaz çöpe atılmış. Bu imkanlarla bambaşka bir şey yaratılabilecekken, ortaya çıkan netice rezalet. Bir yandan da yapımcılar bu işin beklenen reytingi almaması sonucu yeni bir internet dizisine şüpheci yaklaşacaklardır. Bu bağlamda Onur Ünlü seyirciyi her türlü hayal kırıklığına uğratmış oluyor. Belki ilk bölümden bu kadar kötümser olmak doğru değil. Fakat bir dizinin ilk bölümü de bu kadar kötü olmamalı.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir