Bir Zevksizlik Turnusolü Olarak La Casa De Papel

Netflix’in kalitesine rağmen şöyle bir problemi var; artık anneannem bile bildiği için yapımlarının hepsi fazla ana akım oluyor. Eskiden kenar köşede kalan diziler bulunurdu, ne bileyim Utopia mesela, Misfits mesela… Bunları sohbet ortamında bilen insanlarla karşılaştığınızda o insanın dolu biri olduğuna bile kanaat getirebilirdiniz. Netflix o kadar yaygın bir ağ ki artık şirketinizdeki müdür de çaycı da her çıkan işten haberdar.

La Casa de Papel de böyle bir dizi. Herkesin dilinde. Bu durum beni diziye karşı biraz önyargılı yaptı. Fakat hem meraktan hem de izleyecek bir şey arayışından bu günaha ben de girdim ve La Casa de Papel’e başladım.

Arkadaşlar net şekilde söylüyorum, La Casa de Papel iyi bir dizi değil. Bir akım olmuş, dilden dile yayılmış, baya bir insan izliyor hatta ama yok yani hiçbir şekilde iyi dizi sayılmaz.

Öncelikle dizi karakter üzerinden mi yoksa konu üzerinden mi ilerliyor belli değil. Ortada darphane soygunu gibi bir konu var fakat bir ton da karakter var. Bunun muhasebesi iyi yapılmamış yani, karakterlerin salaklıklarını izlemekten olayı kaçırıyorsunuz.

Ortada bir tane esas adamımız var. Ben diyeyim Walter White, siz deyin Polat Alemdar -Bu arada her diziyi Breaking Bad ile kıyasladığımın farkındayım. Ama napayım yani adamlar çıtayı arşa çıkardı- Profesör dediğimiz ikinci lig topçusu tipli karakter ciddi manada zeki ve Atatürk öngörülü yazılmış bir karakter. Yıllarca bu soygunu planlamış, bunun da altını Robin Hood misali bir hikayeyle doldurmuş; ortada etik, sistem eleştirisi, zengin-fakir ayrımı hatta biraz sosyalizm kokusu bile var. Sonra bu profesör gidip bir ekip topluyor ve yıllardır planladığı soyguna, bu ekiple beraber beş ay daha çalışıyorlar. Tüm sorun da burada başlıyor.

Oğlum aslan gibi zeki çizmişsiniz adamı. “Ben bu soygunu yapıcam aga” diyen, buna yıllarını veren bir adam var ortada. Daha da zeki göstermek için gözlük+yün ceket-kravat giydiriyorsunuz bir de adama. Ben bu işe yıllar harcayacağım, sonra bir ekip toplayacağım. Bakın yapılan soygun boktan bir banka şubesine de değil he, İspanya Kraliyet Darphanesi’ne. Topladığın ekip bir avuç maldan ibaret olabilir mi abi? Hepsi birbirinden andavallı.

Yani düşünün ki böyle bir işe girişeceksiniz. Ne öğrendik biz ikinci sınıf Amerikan aksiyon filmlerinden? Ekibin içinde mutlaka bir hain ya da planı sıçıp batıran biri olur değil mi? E ama o, o yüzden ikinci sınıf aksiyon filmi! Sen biraz farklı bir şey yapmalısın. Maskeli Beşler değil ya bu, karakterlerin birbirinden zeki ya da yetenekli olmalı ki seyirci yapılanlara şaşırmalı. Bizim elimizde ne var; bir adet seks bağımlısı, bir adet Yıldız Tilbe, bir adet parlak hacker çocuk, bir adet beyinli ruh hastası, bir adet beyinsiz ruh hastası, bir adet bildiğin dayı, iki adet de hiçbir işe yaramayan kas gücü.

Ya ben dizi izliyorum, kurgu bu. Seyirci kendinden aptal karakterler gördüğünde konu da onu çok etkilemezse, o diziyi iyi bulmaz. La Casa de Papel’de gerçekten birbirinden aptal karakterler var. İnsan bir adamın yıllarını verdiği planı bu adamlarla uygulamak istemesini çok saçma buluyor. Neden bu adamlar abi? Gönül davasına adam vururlar, her bölümde hata yaparlar, silahlarını rehinelere kaptırırlar. E bu adamlarla soygun mu yapılır? Ben teybe bile çıkmam bu adamlarla. İnsanı rezil eder bunlar.

E olaylar da hiç zekice değil. İnsan diyor ki, darphaneye öyle bir girsinler ki şaşkınlıktan ölelim. Ya adam kasanın kapısını pürmüzle açtı be, yapmayın abiler yapmayın. Diyelim ki adamlar salak. E ama ortada çok zeki bir lider var. Adam onları piyon olarak kullansın ve aşırı zekice şeyler olsun. Yok! İşler sürekli göte bala bu adamların lehine işliyor. Polis içeri hemşire kılığında girdiğinde, gözlüğüne mikrofon yerleştiriyorlar mesela. E bu adam içeri girmese ne yapacaktınız? Ucu çok açık anlatabildim mi? Profesörün, bir şekilde kadın polisin geçmişini falan didikleyip; duygusal olarak etkilemesi, hayatına girmesi falan da acayip klişe yani. Keyif kaçırıyor bu mevzular.

Sinemasal anlamda da bir olayı yok.  Ne etkileyici bir sahne ne düzgün bir fotoğraf… Çalan müzik bile sürekli aynı. Bana göre Berlin karakteri dışında düzgün bir oyunculuk bile izleyemiyorsunuz. Özellikle Tokyo denilen kahküllü tip abartılı oyunculuk nasıl yapılır dersi veriyor.

Ben insanların bu dizide ne bulduğunu anlayamadım. İyi bir soygun filmi izlemek isteyenler 2006 yapımı Spike Lee filmi Inside Man’e bakabilirler. Hatta rehineleri soyguncularla aynı giydirme olayını bu filmden kopyalamışlar. He gerçi sağ olsunlar burada Dali maskeleri kullanmışlar.

Birand Akgündüz

Bir Zevksizlik Turnusolü Olarak La Casa De Papel” için 6 yorum

  • 18 Nisan 2018 tarihinde, saat 10:21 am
    Permalink

    “bir sakat mantık örneği olarak la casa de papel hakkında yazılmış “Bir Zevksizlik Turnusolü Olarak La Casa De Papel” başlıklı inceleme yazısı hakkında”
    spoiler
    Bunları sohbet ortamında bilen insanlarla karşılaştığınızda o insanın dolu biri olduğuna bile kanaat getirebilirdiniz
    spoiler

    güleyim bari. şimdiki insanlığın doluluğu da bu kadar: az bilinen diziden haberdar olmak!
    utopia hadi neyse de misfits nedir ya.

    spoiler
    Öncelikle dizi karakter üzerinden mi yoksa konu üzerinden mi ilerliyor belli değil.
    spoiler

    hiçbir dizi birinden birini seçmek zorunda değil. bunu uzun uzun anlatmaya bile gerek yok.

    spoiler
    karakterlerin salaklıklarını izlemekten olayı kaçırıyorsunuz.
    spoiler

    hem konuya hem karakterlere konsantre olamıyorsun yani.

    1.soygunu adam değil babası planlamış.
    2.karakterleri en zekiler arasından değil, kaybedecek bir şeyi olmayanlar arasından seçiyor.

    bağnazlıklarla kalıp düşüncelerle dolu bir yazı
    spoiler
    “karakterlerin birbirinden zeki ya da yetenekli olmalı ki seyirci yapılanlara şaşırmalı”
    “Seyirci kendinden aptal karakterler gördüğünde konu da onu çok etkilemezse, o diziyi iyi bulmaz.”
    “Adam onları piyon olarak kullansın ve aşırı zekice şeyler olsun.” (misfitsteki gibi bir zekadan bahsediyorsun herhalde :))). zekice de değil aşırı zekice :))
    “Bana göre Berlin karakteri dışında düzgün bir oyunculuk bile izleyemiyorsunuz.” sanırım iyi oyunculuk konusundan misfitsi örnek göstereceksin :))
    tokyo rolü abartılıysa Rudy Wade abartının da abartısı olur herhalde.
    neyse son paragrafta doğru bir şeyler yazmışsın. bu da bir başarıdır. ama iyi soygun filmine vere vere bir tane örnek vermişsin :))

    Yanıtla
  • 18 Nisan 2018 tarihinde, saat 11:02 am
    Permalink

    Merhabalar,
    Yorumunuz okuduğum için birkaç cümle ile size cevap yazmak istiyorum. Öncelikle bu diziyi duymayan insanın kalmaması, izlemeye başlayan birisi için baştan 1-0 mağlup olması demek. Çünkü her yerde bu dizinin adı var. Nitekim insanlarda da bariz bir şekilde bir ön yargı oluşmakta. Bu diziyi yukarıda yazdıklarımı hariç tutarak izleyen birisi için gayet başarılı ve güzel bir dizidir. Oturup tek tek mantık hatası ararsanız hiç bir diziyi beğenmezsiniz. Bu sebeple bu diziyi beğenmeyen insanların %90’ı popüler kültürü “tü kaka” olarak görmesidir.

    Yanıtla
  • 18 Nisan 2018 tarihinde, saat 12:10 pm
    Permalink

    Önyargılı başlayıp önyargılı bitmiş. Bir de “Breaking Bad ile kıyasladığımın farkındayım ama adamlar arşa çıkardı çıtayı”. Ne desem boş.

    Yanıtla
  • 18 Nisan 2018 tarihinde, saat 3:20 pm
    Permalink

    zorlama bi eleştiri olmuş. yani şunu eleştiriyim diye düşünürken asıl olayı kaçırmışsınız gibi geldi bana. aslında bahsettiğiniz çoğu şeyin dizi içerisinde bi mesajı,yanıtı var fakat kaçırmışsınız sanki. (1) yanlış hatirlamiyorsam tokyonun “aşk ; mühteşem bir planı bile mahvedebilir” minvalinde bir metini vardı , (2) kraliyet darphanesini soymasının sebebi -zaten sizinde anladıgınızı fakat yine de ben eleştiriyim nolcak? dediginizi düşündügüm- bir mesaj vermek & etki yaratmak , bu dizi zaten sadece zengin olmak isteyen 1 herifin yanına elemanları alip basit bi vurgun yapmasını anlatmıyor . olay biraz daha derin aslında 🙂 (3) karakter seçimlerinde neye göre vasıfsız dediginizi de anlamadım , sanırım sizin için moskova yerine gerçek hayattan biri çıkmalı hatta usame bin ladin , isid kırmızı bulten aranan bi herif falan mı koymaları gerekiyordu onu da anlamadım 😀 dizi , profesörün gayet alanında başarılı olan insanları seçtigini bunu ilk bölümlerde göstermişti -hatta ortak nokta belirleyecek olursak bu kişiler (belki rio hariç, zaten onunda soygun sırasında gitgellerini gördük) kaybedecek bir şeyi olmayan insanlar (berlin,tokyo,baba&oğul,naorobi vs..) (4) breaking bad dizisinde -ki çok severim- mike reis ve ww tartışırken arkadan jessenin öylesine “what about magnets?” diyip olayı çözmesi göze batmıyor ( tabi dizi favori dizilerimizden olunca batmaz ) ama dizide polis içeri girince profesorun bunu tespit edip mikrofon taktirması göze batar? neden , önyargı. ki bunun gibi onlarca örnek verilebilir , zannediyorum ki zorlama yaparsak eleştiri getirip sıçamayacagımız bi dizi yoktur. bu seyir zevkini azalttıgı için diziyi izlerken dizi izledigimizin farkında kalmamız daha güzel olur 🙂 . (5) gerçekten ön yargılı bi şekilde izlememiş olsaydınız müthiş sahneler içerdigini düşünüyorum dizinin , aklıma şuan gelenler (spoiler almama ragmen etkilendigim) berlin final sahnesi , tokyonun içeri tekrar girmesi , yapılan bazı flashbackler , ya aslında onlarca var bence 😀 yazınıza yanıtlar uzar gider yine de elinize saglık fakat kusura bakmayın bana göre her cümlesi önyargılı bi eleştiri olmuş. yün cekete bile :)) bu da yazdıgınız yazıya tatsız bi hava katmış . umarım vakti gelince ilerleyen zamanlarda objektif olarak yazınızı tekrar okursunuz 🙂

    Yanıtla
  • 18 Nisan 2018 tarihinde, saat 10:14 pm
    Permalink

    Missfits netflix değil chanel 4 dizisi değil mi

    Yanıtla
  • 19 Nisan 2018 tarihinde, saat 2:49 pm
    Permalink

    Abi çok haklı bi eleştiri ya, şu diziye harcadığım zamana o kadar yanıyorum ki

    bomboş yani

    Yanıtla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir