Kısık Sesle

Her sabah penceresindeki çiçekleri sulardı. En çok da kırmızı sardunyası ile ilgilenir ve sanki suyun tamamını ona dökmek isteği duyardı. Balkonumdan Rıfat beyi izlemenin en keyifli tarafı, çiçeklerle birlikte yaşadığı aşkı seyretmekti sanırım benim için.

Bu sokağa taşınalı üç yıl kadar oldu. Çocukluğumun geçtiği, hatta ağabeyimle ablamın dahi doğduğu evimiz müteahhite verildiğinde içimdeki burukluğa rağmen bu eve geçici olarak taşınmak zorunda kalmıştım. Şimdi ise buradan kopamayacak kadar alıştım bu sokağa. Çökük omuzları, yüzündeki keskin çizgileri, ellerindeki nasırlı renkle yaşlılığının tadını, oğullarının harıl harıl çalışmasını seyrederken; unuttuğu her halinden belli olan bakkal Muhtedir amca, ne kadar pahalı olursa olsun, tezgahının cıvıltısından vazgeçemediğimiz manav Ali, sokağın en sansasyonel habercisi Figen teyze ve çiçekleriyle o her sabah mükemmel yarenliği yaşayan Rıfat bey… Hayır! Hiç birini bırakıp gidebilecek gibi değilim.

Burası kentin en eski yerleşim yerlerinden birisi. Tarihi taa eski uygarlıklara kadar dayanıyormuş. İlk taşındığımda, belediye binasındaki ilçe evrak arşivindeki belgelerden öğrenmiştim. Oysa o bölüme gidişimin sebebi, son zamanların en çok iş yapan inşaat firmasının, Kemal amca ile Nurhan teyzeyi evlerinden çıkarmaya çalışmasına karşı açtığımız dava hakkında dosya hazırlamaktı. O gün arşiv odasında neredeyse sekiz saat kaldığımı hatırlıyorum. Avukat iseniz bazı yerlerin kapılarını açmanız kolay olabiliyor ve mesleğiniz gereği araştırmayı derinleştiriyorsunuz. Ben de öyle yapmıştım işte ve yaşadığım bu sokağın, mahallenin ve merkezin geçmişine ulaşmıştım.

Adına şiirler yazılan, şarkılar bestelenen, söylenen güzelim Üsküdar… Canımın demlice bir çay ve yanında sigara çekmesi olmasa oracıkta yatabilirdim bile o gün. Ama eve dönmeli ve iki gün sonraki duruşmaya hazırlanmalıydım. Kemal amca ve Nurhan teyzenin yaşadıklarını ortağım bana anlattığında, zaten geçici olarak ev arıyordum kendime. Durum bu noktada olunca, hem onlara yakın olmak hem de şu meşhur inşaat firmasının ne ahlaksızlıklarla iş yürütmeye çalıştığını daha iyi öğrenebilmek için tereddütsüz burada ev bulmaya karar vermiş ve oturduğum bu evi kiralamıştım. Zaten bir süre kendi çevremden de uzak durmak en iyisi olacaktı. Hele Mehmet’le yaşadığımız sancılı ayrılık sürecinden sonra mutlaka biraz gözlerden uzak olmalıydım. Ve işte şimdi buradayım. Küçük, ama iki odasında, şirin mutfağında, iki adımlık balkonunda huzur bulduğum bu evi, sokağının gürültüsü, komşuları, esnafı ve en çok da Rıfat beyi ile seviyorum galiba.

Saate gözüm takıldığında on buçuğa geliyordu. Kemal amca, mahkemeden sonra yaşadığı zafer duygusuna mı, yoksa onu yoran zengin para babalarının ve mafya bozuntularının dalaverelerine mi yenildi bilmiyorum ama iki gün önce ağır bir kalp krizi geçirmiş ve hastaneye kaldırılmıştı. Nurhan teyze, bastonundan aldığı güçle onun yanından bir an bile ayrılmıyordu. Ben de bugün onu ziyaret edeceğime söz vermiştim. Kalkıp duşumu aldım hemen. Üzerime gri çizgili bluzumla mavi kotumu geçirip, saçlarımı da her zamanki umursamazlığında toplayıp aynanın karşısına geçtiğimde;

Yine Mehmet’in aldığı şeyi giymişsin be kızım, diye içimden söylenerek ayakkabılarımı giymiş ve kendimi sokağa atmıştım bile. Köşedeki duraktan taksiye binecektim. Bunca benzin zammından sonra arabayı biraz kullanmasam iyi olacaktı. Durağa geldim. En önde duran arabanın kapısını açacakken, bir anda arkamdan gelen kısık sesle irkildim.

Yasemin sakın sesini çıkarma ve hemen arabaya bin!

Dizlerim titremeye başladı. Suratımın aldığı hali tahmin edersiniz. Bahse girerim ki bembeyaz kesilmiştim. Kendimde itiraz edecek gücü bulamadığımdan herhalde, robotlaşmış bir hareketle arabanın kapısını açtım. Tam içeri girecekken, o kısık sesin tam aksi; gür, kendinden emin, komuta eden sert bir sesle bir anda tonlarca ağırlığında bir yükten kurtulduğumu ve o çok merak ettiğim soruların yanıtlarına ulaşacak olmanın rahatlığını hissettim.

Eller yukarı. Polis. Polis Rıfat! Hemen kızı bırak ve yavaşça arkanı dön.

Güpegündüz, arkamdan gelen kim olduğunu benden başka aslında kimsenin bilemeyeceği Mehmet’in yüzündeki öfkeli, hırçın ve intikam almaya yeminli bakışlara ve çiçekleriyle aşk yaşayan Rıfat beye bakmam arasında geçen o birkaç saniye bana Kemal amcayı unutturmuştu.

Sonrasında hiç unutmayacağım ve hayatımı baştan sona değiştirecek Kemal amcaya biraz gecikecektim ama, avukatlığın hastalığı olan merakımı da giderecektim galiba. Çünkü Rıfat bey bir iki metre ötemdeydi artık. Ve aramızda sadece Mehmet vardı. Sapkınlıklarını sonradan öğrendiğimde tiksinmekten defalarca kustuğum Mehmet…

Ah Rıfat bey, ben seni izlerken meğer sen ne çok yakınmışsın bana. Ne çok gözlemişsin beni uzaktan uzağa. Canımı kurtaracak kadar hem de.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir