Kıraathaneyi Bırak Ketıla Bak

Sıcak günlerden geçiyoruz. Ortalama hava sıcaklığı 29 derece civarı seyretse de hissedilen sıcaklığı tenimizle 35 derece olarak ölçmek zor değil. Daldan dala atlayan kedileri bile uyutan bir sıcak bu. İki defa havlamasından birini lütfeden köpeklere ne demeli. Şu mübarek ramazan ayında bi ufak rakıyı iç edip üzerine 2 bira yapmış gibi yürüyorlar. Aman dikkatli olsunlar, kendilerini akan trafikte yollara vurmasınlar. Homo Sapienslerin üzerlerine basmayacakları yerlerde uyuklasınlar. Mis.

İnsanoğluna gelecek olursak, parası olan arkadaşların instagram hikayelerinde Ege’nin güzide limanlarını görmek mümkün. Alfabenin 8 harfinden daha ünlü olan bir kısım vatandaşımızın da suyun içinde, “param var ve narinim nasıııl” kulaçları atarken, önceden haber edip “gelin şuradayız” dedikleri basın emekçilerine yakalanmamak için çektikleri sıkıntılara şahidiz. Aman dikkat arkadaşlar! Dümenden saklanacağız derken dümen suyuna kapılıp gideceksiniz, dümenden.

Obama’nın hastası olduğu orta sınıf da kredi kartının hovardalığıyla, kapitalizmin yıllık hanesine yazdığı 2 haftayı delilerce eğlenerek geçiriyor şu günlerde. 1 ay geriden gelen mi dersin, bi daha mı gelecez dünyaya bıçkınlığı mı dersin, umarsızca yüzüyorlar hikmeti bordrodan sorulan zat-ı şahaneler. 90 senedir içinden geçtiğimiz şu elim günlerde onlara da iyi tatiller dileyerek, cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi izbe yerlerde yaşayan “biz” lerin hikayesine geçmek istiyorum. Aman kredi kartlarınıza da zeval gelmesin diye ekliyorum, hazır köprü trafiğinin göreceli rahatladığı günleri yaşıyoruz, vallah billah kendinizi atmak için altunizadeden kuyruğa girersiniz, reisin muhiti kitlersiniz. Sakın babuşlar.

Evet sen, yani ben. Yokluktan kendini bilime fenne veren milyonlar… Evdeki sıcaktan bunalıp kendi klimanızı mı yaptınız. Kovanın içine yerleştirdiğiniz buzları alüminyum folyonun yardımıyla evin içine mi üfürdünüz. İşte bu. Sanatçı sizsiniz. 1604 Tl’ye takla attırarak iki çocuk yetiştirmeye çabaladığınızda da bunu düşünüyordum ama o sofraya oturduğunuzda peçeteyi ikiye bölüp eşinizle paylaştığınızda Elon Musk’ın aklını aldığınızı söylemek isterim.

Sonuç olarak kedi köpek ve diğer bilimum hayvanlar ve bitkilerin dışında kalan biz insanlar olarak 24 haziranda oy kullanacağız. Dağdaki çobanla, 3 aylığına Bodrum’da su kaplumbağası taklidi yapan bronz tenli vatandaşlarımızın oyunun aynı sayıldığı şu anti demokratik seçim sisteminde perdenin arkasında mühür vurmaya itiliyoruz. Ve günlerdir bu durumu kıraathanelerde tartışıyoruz, bu mühürü kime vuralım acep diye. Ayakta düşünenimiz var mı, yok. Tavla eksiğimiz var mı, sanmıyorum. Şu taş çalma huyundan da bir sıyrılırsak okey takımlarımız da tam. Yani fazladan kıraathaneye ihtiyaç yok. Ama ne lazım bize? Evvveeet çay. “Baba çayla bizi. Çay olmadı mı daha Hüsam. Olum 4 çay vardı bizim.” dediğinizi duyar gibiyim. Buradan yola çıkarak çılgın projemi açıklıyorum. Mevcut kıraathanelere ketıl… Çay yapar, vücutların hararetini alır. Sus pus taş atarken tavşan kanı boğazından geçtiği anda Nazım gibi dile gelirsin. Muhabbete vesiledir.

Bir yerde okudum, ana akım medyada görmediğim bir vatandaş, neden olduğu bilinmez yattığı cezaevinde ketılla twit atıyormuş, whats up gruplarında saz çalıyormuş. Ya sen ne müthüüş bir insansın devrimci çocuk. Tanımak isterim seni.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir