Kelebekler

Orada burada hep sallıyoruz; bu ülkeden yeni yönetmen çıkmıyor, film çıkmıyor, yeni oyuncu çıkmıyor diye. Hafta sonu Kelebekler filmini izledim ve kendime çok kızdım. Olumsuz eleştiriye geldi mi mangalda kül bırakmıyoruz fakat tek tük çıkan böyle işlere de gerekli ilgiyi göstermiyoruz.

Ha ben kimim ki, bireysel olarak bilet almaktan başka ne destek verebilirim? Bu çok beylik bir laf, o devirde yaşamıyoruz arkadaşlar. Bakın Kelebekler dediğiniz film, imece usulü çekilmiş bir film. Bu film için bağışlar toplandı, insanların attığı maillerin telkinleriyle birçok ilde gösterime girdi. Bu açıdan en azından böyle filmleri sinemada görmek için ekstra bir çaba sarf etmemiz gerek.

Tabii biz çaba sarf edeceğiz ama bu film ile alakalı bir Kültür Bakanlığı gerçeği de var. Özetlersek her yıl bakanlık x bir bütçe ayırıp bunu seçtiği y sayıda filme veriyor. Amaç ülkenin tanıtımı sağlayacak ve festivallerde başarı kazandıracak filmlere destek vermek. Zaten hangi filmin hangi festivale gidebileceği daha çekilmeden belli oluyor; Kelebekler filminin de Sundance Film Festivali’nde yarışacağı gün gibi ortada. Fakat maalesef bu desteğe layık görülmüş bir film değil. Nedenler politik bunları konuşmaya gerek yok. Ancak Sundance Film Festivali’nden büyük ödülü alan bu filme beş kuruş verilmemiş olması bu desteğin ülkeyi tanıtan filmlere verildiği yalanını da gözler önüne seriyor. Gel gelelim bakanlığın yaptığı ortadayken, bizim burada sinemamız gelişmiyor diye yardırmamız da sessiz bir çığlıktan öteye gidemiyor.

Velhasılı, ortada tamamen bağımsız bir iş var. Tolga Karaçelik’in bu çabası umarım bütün sinemacılarımıza örnek olur.

Şimdi biraz filmden bahsedeyim. Kelebekler benim için izlerken çok keyif aldığım bir film oldu. Kesinlikle heyecan verici bir iş. Türkiye şartları için ezber bozan bir yol filmi. Dünya standartları içinse Türkiye’de küçük bir köyde geçmesi ve özellikle Amerikalının pek aşina olmadığı bir hikâye anlatıyor oluşuyla son derece ilgi uyandırıcı bir film. Ben Tolga Karaçelik sinemasını çok seviyorum. Adamın filmlerini izlemek çok keyifli, hikayeleri gerçekten hayatın içinden. Kimseye üstten bakan aşırı sanatsal filmler çekmiyor. Bu yüzden filmleri de normal bir sinema seyircisini rahatlıkla içine çekiyor.

Gişe Memuru örneğin; hayallerini gerçekleştiremeyen bir adamın küçük dünyasıyla ilgiliydi. Bir noktada artık hayalleriyle yaşamaya başlıyor. Bu sıkışma hepimizin yaşadığı bir şey. Keza Sarmaşık filmi de basit adamın otoriteye bakışına ve ülkemizdeki angarya iş yapma sevdasına derin bir bakıştı fakat asla yapay değildi. Diyaloglar hep sokaktaki adamın ağzındandı. Böyle bir olay yaşansa tam olarak bunlar söylenir, bu hikâye meydana gelirdi. Zaten Tolga Karaçelik de adını geniş kitlelere bu Shiningvari çok özel çıldırış hikayesiyle duyurabildi.

Kelebekler filmi ise çok daha sıcak bir hikâye anlatıyor. İzlemesi çok daha rahat bir film. Absürd öğeler barındırıyor ancak denge o kadar güzel kurulmuş ki hiçbir şekilde rahatsız etmiyor. Hiç görüşmeyen üç kardeş senelerdir görmedikleri babalarının araması üzerine köye gidiyorlar. Yolda babalarıyla görüşmeme sebepleri ve başlarından geçenler ince ince anlatılıyor. Köye vardıklarında ise kardeşler birbirlerini tanımaya, birbirleriyle yüzleşmeye başlıyor. Neden görüşmediklerine, aralarının neden böyle olduğuna dair tartışmalarda bulunuyorlar. Diyaloglar o kadar güzel yazılmış ki, bu doğallık insana inanılmaz bir keyif veriyor. Bunu da başka öğelerle pekiştirmiş yönetmen. Örneğin bir karakter telefonda konuşurken, arkadaki iki karakter de kendi aralarında konuşmaya devam ediyorlar. Bu sayede kurguyu unutturup gerçeğe daha da yaklaştırıyor seyirciyi. Bu sayede Allah’ın varlığını sorgulayan imam karakteri, patlayan tavuklar gibi absürt öğeler sizi çok rahatsız etmiyor. Bu bağlamda Tolga Karaçelik’in yarattığı bu farklı gerçeklik algısı bana göre çok başarılı diyebilirim.

Film bir manada da tam bir “feel good” filmi. Hangimiz yıllarca görüşmediğimiz akrabalarımızla bir düğün ya da bir cenaze vasıtasıyla yakınlaşmıyoruz ya da sürekli görüşüyormuş gibi davranmıyoruz?  Bu tip şeyler eşi-dostu yakınlaştıran şeyler. Kelebekler filminde de bu sıcaklığı görmek beni çok memnun etti. Tolga Karaçelik “bu film bana iyi gelsin diye çektim” diyor. Bana da inanılmaz iyi geldi. Biliyorsunuz ki kan ya da gönül bağıyla bağlı insanlar ne kadar birbirlerine uzak olsalar da birbirlerine iyi gelebilirler. Hiç görüşmediğiniz bir akraba size bunun ağırlığını yaşatmaz. Bunu bilmek çok garip bir his. Sonrasında da ne bileyim o düğün bittiğinde görüşmemeye devam edebiliyorsunuz. Kelebekler filmi de tam olarak böyle ucu açık bitiyor. Kardeşler bu hikâyeden sonra görüşecek mi yoksa yine dağılacaklar mı bilmiyorsunuz. Bu anlamıyla Kelebekler ne mutlu sonla biten bir masal, ne de bir dram. Tam olarak yaşanan anı anlatan garip bir hikâye.

Oyunculukları sevdim ben. Bartu Küçükçağlayan biraz yüksek oynasa da karakteri bunu gerektirdiği için göze batmıyor. Tuğçe Altuğ ilk sinema deneyimine göre bayağı başarılı. Kusurlu karakterini kusursuz oynamış. Tolga Tekin ise bence gizli kahraman. Tam bir gamsız. Çevremizde rahatlığıyla bizi rahatsız eden insanlar olur ya hani, tam o adam. Rollerin karakterlere cuk oturması yönetmenin oyuncu yönetimindeki başarısından kaynaklanıyor tabi ki. Aslında hiçbir şey doğaçlama değil fakat her şey çok doğal. Bu inanılmaz bir başarıdır. Tolga Karaçelik öyle bir ortam yaratıyor ki, oyuncunun kusuru karakterden kaynaklı gibi oluyor. Mesela Gişe Memuru’nda Serkan Ercan’ın öyle çok yüksek seviyede olmayan oyunculuğu aslında karakterin donuk haline çok yakışmıştı. Kelebekler filminde de Kenan karakterinin zaman zaman yapay gelen tavırları aslında Bartu Küçükçağlayan’ın deli-dolu kişiliğine çok yakışan bir şeydi. Yan roller de çok başarılıydı. Muhtar ve imam karakterleri olsun, köy ahalisi olsun köyün kapalı ve absürt atmosferini yansıtmakta çok başarılılardı.

Teknik açıdansa gayet yeterli buldum. Köyde geçen sahnelerde kartpostal gibi görüntüler, sürekli bir fotoğraf kasma çabası yoktu filmin. Bu zaten filmin genel tonunda dengesizlik yaratacak bir durum olurdu. Bu haliyle tam da Sundance Film Festivali’nin aradığı niteliklere sahip, Kelebekler filmi.

Bizim ülkemizde böyle malzeme çok. Bugüne kadar kullanılmamış olması gerçekten saçma. Böylesi hikayeler çıkarabilecek bir coğrafyada hala karakter komedileri üzerinden gidiliyor. Kelebekler gibi filmler rahat seyri ile sanat filmlerine bakış açısını değiştirebilecek, emsal oluşturabilecek işler. Devamının gelmesi dileğiyle.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir