Kekremsi Bir Hayal Roger Bannister

İnsanoğlu, mağara döneminden bu yana gerek avlanmak gerekse yaşamak için koşuyordu. Koşmak bir hayatta kalma meselesiydi fakat insanoğlu modernleştikçe koşmasına gerek kalmıyordu. Binek hayvanlar ve ardından motorlu/motorsuz taşıtlar hayatımızdaki yerlerini alıp insanlığa büyük hizmetler sunarken, koşma eylemi artık sadece sportif bir faaliyet olarak DNA’mıza kodlanıyordu.

Çocukluğumuzun “bi koşu kap gel” cümlesi de yerini internet siparişlerine bırakırken, çocukluk çağında bile çocuklar koşmuyor, koşamıyor hale getiriliyordu. Ve bugünün anlamsız koşuşturması, geçmişin içinde savruluyordu.

Beni az çok takip eden ve okuyan kitlem kendilerine “şimdi bu adam nereye varacak” diye çoktan soru sormaya başlamışlardır bile.. 🙂 Sizleri daha fazla merakta bırakmadan konuya hızlıca dikey geçiş yapıyorum.. 🙂

Size bu hafta koşu dünyasının adını ezbere bildiği Roger Bannister’ın hikayesini anlatmak istiyorum.

23 Mart 1929 yılında Londra’nın Harrow bölgesinde doğuyordu. Küçük yaşlarda koşuya yetenekli olduğu farkedilmiş olsa da o dönemlerde kendisinin böyle bir isteği yoktu. 17 yaşına geldiğinde Oxford Nöroloji bölümünde okuyor olmasına rağmen amatör koşulara katılıyor ve olimpiyatlarda 1600 metre yarışında altın madalya kazanmanın hayalini kuruyordu.

1952 yılında Helsinki Olimpiyatlarında yarışma şansı buluyor, yarışı dördüncü sırada bitiriyor, madalya kazanamıyor ve artık koşmayı bırakmayı düşünüyordu ama yapamıyordu çünkü koşmak artık DNA’sına işlemişti, bırakamıyordu. Kendine yeni bir hedef belirlemeliydi ve beliriyordu.

1600 metreyi 4 dakikanın altında koşmak…

Dönemin en popüler yarışı olan 1600 metre (Mil Yarışı) rekoru 1945 yılında 04.01.40 ile Gunder Hagg’a aitti ve yine dönemin en iyi koşucuları, otoriteleri hatta bilim insanları dahi 1600 metrenin 4 dakika altına inmesinin imkansız olduğu fikrinde birleşiyordu.

Roger, iyi-hoş bu rekoru kırmak için istekliydi fakat okulu nedeniyle atletizm antrenmanlarına günde sadece 45 dakika zaman ayırabiliyordu. Bu böyle ilerleyemezdi farklı bir şeyler denemeliydi ve işe önce antrenman tekniklerini değiştirerek başladı.

Yüksek ve hızlı ataklar yerine orta tempoda koşmaya başladı ardından orta temponun biraz üstüne çıktığında daha az oksijen tükettiğini keşfetti ve 1600’ü tek başına koşmak yerine 400 metreyi orta üstü tempoda tekrarlayarak defalarca koştu.

2 Mayıs 1963’e gelindiğinde, çalışmalarının karşılığını almak için piste çıkıyor, yarışı 04.03.60 da bitirince hayalleri yıkılıyor ve 4 dakikanın altına inmek imkansız cümlesi dudaklarından süzülüyor idi..

Roger, dönemin elit atletlerinden Chris Brasher ve Christopher Chataway ile yarışlara hazırlanmaya devam ediyordu..

1954 Oxford yarışlarında bu üçlü startın ardından ilk üç sırayı paylaşıyordu. Brasher öyle bir tempo ile yarışa başlamıştı ki 35’nci saniye geride kaldığında ileride bu üçlüden başka kimse kalmıyordu..

Antrenman teknikleri üzerine birbirleri üzerinde yenilikçi fikirler geliştiren ve yarışın hangi bölümlerinde nasıl bir tempo ile koşulması gerektiğini planlayan bu üç atlet, 4 dakikalığına arkadaşlıklarını geride bırakmış dünyanın gözü üzerlerinde birbirlerine meydan okuyorlardı.

Kronometre 02.25.00’ı gösterdiğinde Brasher başlatmış olduğu temponun azizliğine uğramış oksijeni artık yeterli kullanamadığından yavaşlamış ve ilk iki sırayı Chataway ve Roger’a bırakmıştı..

Son tura girildiğinde kronometre 03.36.20’ yi gösteriyordu.

Yarışın bitmesine 300 metre kaldığında Chataway’de de performans kaybı gözlemleniyordu. Brasher ve Chataway’in yükselttikleri fakat devamlılığını sağlayamadıkları tempoda Roger tek başına ayakta kalıyor, koşmaya devam ediyordu.

Kalabalık, insan vücudunun sınırlarının zorlanışına ve bir mucizeye tanıklık ettiğinin farkına varmış hep bir ağızdan Roger için bağırıyordu.

-Haydi oğlum, BAŞARABİLİRSİN !!!

Yarış bitmişti…

Roger’ın ayakta duracak hali kalmamıştı. Kendisini, finiş noktasında bekleyen yakın arkadaşı Nicholas’ın kollarına bırakmıştı.

3000’in üzerindeki seyirci mikrofondan sonuçların açıklanmasını bekliyordu.

  • Lütfen sessizlik !!

Yarış derecesi 3 dakikaaa …. gerisi, sevinç çığlıklarından duyulmamıştı bile.. O an için bir önemi de yoktu aslında.. 4 dakika rekoru kırılmış ve bir mucize gerçek olmuştu sonuçta.

Roger Bannister ve arkadaşları sayesinde insanoğlu başarmıştı.

Roger Bannister’a bu başarısından ötürü “Sir” ünvanı takdim ediliyor, rekorun kırıldığı piste ismi veriliyor ve ardından Spor Illustrated tarafından ilk kez bir sporcu dünyada yılın sporcusu ödülüne layık görülüyordu.

Bu ödül daha sonrasında her sene düzenli olarak verilmeye başlanmış olup Muhammed Ali, Michael Jordan, Usain Bolt gibi ismini daha çok bildiğimiz sporcular onore edilmiştir.

Sir Roger Bannister 17 yaşındayken “Olimpiyat Altın Madalyası“nın hayalini kurarken bile  mümkün değil, kırılamaz denilen dünya rekorunun yeni sahibi olacağını hayal edemiyordu..

1954 yılında tıp eğitimine devam etti ve bir çok Parkinson hastasına umut ışığı oldu.. Dünya rekorunu kırarken geliştirdiği antrenman tekniklerini, daha da gelişmesi adına diğer atlet ve antrenörler ile paylaştı..

İmkansızı başaran Roger’ın açtığı bu yoldan günümüze doğru koştuğumuzda 1300’ün üzerinde atletin 1600 metreyi 4 dakikanın altında koştuğunu görüyoruz..

Bugün ise rekor 03.43.13 ile Fas’lı atlet Hicham El Guerrouj’a aittir ve 1999 yılından beri bu rekor halen kırılmış değildir..

  • Eğer bugün bu mesafeyi 3 dakika 59 saniyede koşan birini bulabiliyorsanız, yarın bunu daha kısa sürede koşan birini bulmanız kesin demektir.. #RogerBannister

— > Spor / Ankara – Gençlerbirliği – KaraKızıl – Ezhel Dostum Bu Hikaye Çok Dikkat Çeker

— > Spor / Ultra Herşey Dahil Danimarka Mucizesi

— > Spor / Sporda Siyah-i Hal