Selam size cicim okurlar. Bu canım–cicim üslubunu bırak artık diyen milyonlarca fax aldım geçen hafta. Sen kim oluyorsun bizimle bu laçkalıkla konuşuyorsun diyen Ebru Ş. gibi bir çok ünlü simadan gece 02:00 sularında Snaplar aldım. Şu cevabı vermek istiyorum bütün milyarlara…

İhtarname

Birlik beraberliğe ihtiyacımız olan şu günlerde mütemadiyen gündem dışı olmuş ve olacak olan şahsım ile ilgili her türlü karalama propogandasını şiddetle kınıyor ve canım’ın bizi kurtaracağına inandığımı kamuoyunu saygı ve selam ile beyan etmekten mutluluk duyuyorum, canım. Buradaki canım samimi canımdır. Konken canımı değil. Buradaki öpüş samimi öpüştür, yanakları çarptırmalı değil.

***

Sizlere Sırbistan’da geçirdiğim enfes bir günü anlatmak isterim. Geçtiğimiz günlerde yurtdışında bir iş seyahatine çıkma durumum vardı. Paris’te bir fuarda şarap tadımı için sayısız teklif almama rağmen yoğun iş temposundan dolayı zamanımı ayarlayamamıştım. Ancak geçen haftaya günü birlik sıkıştırabilmiş akşamına uçaktan inmiştim.

Sabiha Gökçen Havaalanı her zamanki gibi çok kalabalıktı.

Pasaportumu kontrol noktasında elimde hazır bir şekilde bekletirken sol tarafımda bulunan diğer ülke vatandaşları kapısının altındaki Arap Yarımadası’na bakıyordum. Arap turistlerin arasında sol elinin tırnaklarını kemiren Samet’i görmüştüm. Samet Arap değildi. İsveçli değildi. Aslen Gürcü de değildi. Samet Sivas’ın yaylasında dünyaya gelmiş İstanbul Çeliktepe’de ikamet eden ayakkabıcımdı.

Ayakkabıcın altında kumar oynatan bir serseriydi kimi zaman. Kimi zaman da harman kalıp insana salça olan yankesiciydi çarık çürük, güven vermez, ipe sapa gelmezdi belki ama asla ‘’other’’ değildi. ‘‘Samet” diye bağırdım. Beni gördü karşılık vermedi. ‘‘Lan Samet” dedim ”Tanıyorum seni”. Tepki vermiyordu. Heralde karıştırdım derken cebimde duran bozuk parayı yazı tura pozisyonuna getirdim. Yükselen “tura” sözcüğünden sonra artık o benzettiğimi düşündüğüm kişinin Samet olduğu kesinleşmişti.

Pasaport kontrol sırasından ayrıldık ikimizde, birer kahve aldık ve oturduk 411 nolu ucak sırasına. ”Niçin oradasın Samedim hayırdır‘ dedim. “Ağbi sen bizim Salih Ağbiyi bilirsin.Salih Ağbi Samet’in patronu, Samet’in arslanı, Samet’in bülbülüydü. ”Bildim ne oldu ?” dedim. “Salih Ağbi ile tombala tezgahını kurduk yine bir gece. Salih Ağbi üttüğü paralarla Alev’e gidelim diye tutturdu. Ne zaman Alev’e gitse hır çıkartırdı. Tutkunuydu Alev’in.

Alev müsait değilim demesine rağmen Salih Ağbi üsteledi. Kapıyı çaldı yok, aşağıdan bağırdı tıh. Karanlık sokağın sonundan bize doğru önce güneş gibi sonra freni patlamış kamyon misali üzerimize yaklaşan ismini sonra ‘’Müslüm’ün manitasına he‘’ nidasından çözdüğüm 25 yaşındaki bağrı yanık genç delikanlı Müslüm Beyefendinin altında kalınca ne kadar haklı olduğunu daha iyi anladım. Salih Ağbim; limonlu, helvalı meze gibi ezilmiş sokağın ortasında bisiklet yolu işareti gibi duruyordu. Bende zımpara ile kendisini asfalttan kazıyordum.

Ayağa kalkıp yürümeye başladık Samet ile.

Samet anlatıyor bense bu hikayenin nereye varacağının heyecanıyla doluyordum. Kalabalığı rahatsız etmemek için herkesin yürüdüğü yerden yürüyorduk.

Salih Ağbi’yi orada kaybedince Müslüm Bey’den icazet alıp olay yerinden uzaklaştım. İlk uçakla Ukrayna’nın Odessa şehrine vardım. Sabah saatleri Odessa‘ya vardığımda Potemkin merdivenlerinden yukarı çıkıp şehrin sakinliğine daldım. Akşama kadar yürüdükten sonra da Odessa Limanı’nın ışıltılı barlarında eğlendim ara sokaklarında dayak yedim ve soyuldum.

1 yıl kadar Odessa’da kaldıktan sonra kaçak olduğum şanlı Türk Ordusunun bir neferi olmadığım için vatandaşlığımın düştüğünü öğrendim.”

Biri Samet’i durdurdu bir şeyler söyledi.

İkimiz de Samet’in hikayesinin şaşkınlığı üzerine adamın dediklerini yapmaya karar verdik. Gişeye yöneldik. Gişede Samet anlatıyor bense kimi zaman gülüyor kimi zaman yumruğumu dişliyordum. İşlemleri hallettiğimiz için herkesle beraber sırada ilerliyor, körüklerden geçiyorduk.

Pasaportumu Karadeniz’in mavi sularına attım. 10 sene askerden kaçıyor değildim ben şartlar beni buraya getirdi. Ama nasıl hemen vatandaşlıktan çıkarırlar işte bunu anlamıyordum. Polis peşimdeydi artık. Polise bulaşmamam lazımdı. Bildiğim işi yapmalıydım yine.

Oyun oynatacaktım. Önce Odessa sonra Kıev sonra Moskova derken kendimi 2 ay sonunda 500 milyon rublenin üzerinde otururken buldum. Dubai’ye yatırım yapma ve vatandaşlık alma fikri hem artık cazip geliyor hem de başka bir çıkış yolu göremiyordum. Ülkeye dönmem lazımdı. Çünkü Salih Ağbi’m komadan uyanmıştı. Çünkü Salih Ağbim kız kardeşimi rehin tutuyordu.

Kemerlerimizi bağladık.

Ben Samet’e uçaktan korktuğumu söyledim. Samet ise ben bu süre içinde çok uçuş yaptım ve yendim bu korkuyu. Hem pilottan iyi mi bileceksin dedi. Hak vermiştim Samet’e. Bu hayat onun gibi bir zirzopu bile eğitmiş, dinginleştirmiş, ehlileştirmişti ve hatta bir sürü şey. Samet Dubai’de kurduğu şirketten bahsediyor ve kız kardeşini de alıp Avrupa’ya yerleşmek istediğini söylüyordu.  

Artık Dubai vatandaşıydım. Ülkeye geri dönmek için biletimi aldım ve artık arslanlar gibi ülkeme geri dönebiliyorum.

Aferin Samet kendini geliştirmişsin ve her zaman bildiğinden şaşmamışsın. Ülke senin bıraktığın gibi değil artık ama olsun hemen alışacaksın.

Kaptan’ın kemerlerinizi bağlayın ikazından sonra hafif bir şaşkınlık yaşadık Samet ile. Çünkü laf lafı açmış biz soru dahi sormadan işlemleri halletmiş ve vizesi bulunmayan Sırbistan topraklarına iniş yapmıştık.

— > Mizah / Cinsine Tükürdüğüm Cinsine Çeker

— > Sinema / Işıklar, Kamera, Rock and Roll!

— > Dürbün Okur / 5 Kitap Önerisi